13. bölüm / 14
Mahkum13.bölüm: Kurşun
Bölümler 14Şu an: 13.bölüm: Kurşun
- 1 1.bölüm: Mahkum1.361 kelime
- 2 2:bölüm:Söz ver2.104 kelime
- 3 3.bölüm: Sevgili mi?1.514 kelime
- 4 4.bölüm: Yenge muhabbeti2.404 kelime
- 5 5.bölüm: Görev976 kelime
- 6 6.bölüm: Eyvahlar olsun1.644 kelime
- 7 7.bölüm:Yaz akşamı601 kelime
- 8 8.bölüm: Motosiklet1.239 kelime
- 9 9.bölüm: Türk askeri ...394 kelime
- 10 10.Bölüm:Yenge!1.495 kelime
- 11 11.bölüm: Anlaşmalı evlilik797 kelime
- 12 12.bölüm:Altay Timi617 kelime
- 13 13.bölüm: Kurşun2.002 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 14.bölüm:Bir Türk kahvesi hikayesi883 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Siz hiç şansınıza güvendiniz mi?
Ben maalesef güvendim ve şuan benim hiç tanımadığım bir adamla evlenmem gerektiğini söylüyorlardı.
Şuan koridorda Tuğrul ile harunu dinliyordum ama beş dakikadır sessizlikten başka hiçbir şey duymuyordum.Buradan kaçmalıydım.
Ben evlenmeyecektim buna zorunlu değildim.
Ama iç sesim bir yandan Zorunlusun! Diye bağırıyordu.
Tam gidecekken karnımın sol tarafında bir yanma hissetmiştim ve sonra bir pıt sesi.
Karnımda bir sıcaklık hissettim önce.
Öylesine bir şey sandım yorgunluktan belki, stres, kim bilir.
Ama elimi götürüp dokunduğumda sıcaklığın kaynağını anladım.
Parmaklarımda kan vardı.
Taze, koyu, ıslak.
Bir an beynim anlamadı.
Sonra bir sızı geldi, yavaşça yayılan, zehir gibi.
Nefes aldım ama hava ciğerime girmedi.
Bir adım atmak istedim, dizlerim sanki bana ait değildi.
Tuvalet... evet, temizlenmem lazımdı.
Belki suyla geçerdi, belki sadece kirlenmiştim, kim bilir...
Koridora çıktım. Işıklar titriyordu.
Adımlarımın sesi yankı yapıyordu, bir ben vardım orada.
Bir ben ve içimde dönüp duran o sıcak ağrı.
Her adımda acı büyüyordu.
Bir yerimden biri içeri bir bıçakla giriyor gibiydi.
Bazen durdum, duvara yaslandım, nefes alıp verdim.
Ama ne kadar nefes alsam da ağrı geçmedi, sadece şekil değiştirdi.
Kapılara baktım.
Hepsi kapalıydı.
Her birinin kolunu tuttum, çevirdim, kilitli.
Her denemede elimdeki kan biraz daha kapılara bulaştı.
Artık ne aradığımı bile bilmiyordum.
Temizlik mi, kurtuluş mu, sadece birkaç saniyelik bir rahatlama mı...
Koridor hiç bitmiyordu.
Zemin kayıyordu, bacaklarım beni taşımıyordu.
Bir noktada durdum, başımı kaldırdım.
Tavan döndü.
Gözlerim karardı ama düşmedim — düşsem, kalkamam diye korktum.
Geri döndüm sonra.
Ama sanki her şey aynı, her şey daha uzak.
Adımlarımda yankılanan sadece ağrıydı artık.
Her nefesimde biraz daha az ben kaldım.
Ve o an anladım…
bu acı, korkudan değilmiş.
Bu acı, bedenin gerçeği inkâr etmesinin cezasıymış.
Hani Malikanedeki çatışma kurşunlar havalarda uçuşuyordu ya beni de sıyırmıştı ve ben bunu şimdi farkediyordum.
O kadar yol gitmiştik ve soğuk rüzgar nedeniyle bunu hissedememiştim.Başımı yere çevirdiğimde de kan izlerini gördüm.
Askeriye gerçekten çok sıcaktı.
"Hay ben böyle şansın içine "diye mırıldandım.
Yaram gerçekten çok sızlıyordu.
Gerçekten tam tersine gittiğim yolun sonunda tuvaleti bulabilmiştim.
Hızlıca tuvalete girip ardından kapıyı hızlıca kapattım.
Ayakta duramayacak kadar yorulmuş ve çok acıkmıştım.
Başım giderek daha da dönüyor üstüne üstlük tuvaletteki sigara kokusundan midem bulanıyordu.
Hemen musluğun yanındaki kutudan bir parça mendil alıp yarama koydum.
Bunu iki, üç kere yapmış olsamda hala kanıyordu ve elbisemin rengi yüzünden çok dikkat çekiyordu.
Tam o sırada tuvaletin kapısı tıklatıldı.
Hızlıca dayandığım duvardan doğruldum.
"Kim o?"diye seslendim.
Derin bir nefes aldım.
Kadın olsa direkt girerdi değil mi?
"Benim."diyen Tuğrulun sesiyle tuttuğum nefesi bıraktım.
"Ne oldu?"diye seslendim.
Bir yandan kanla lekelenmiş peçeteleri çöpe atıyordum.
"Tim'e olanları anlatmamız gerek."dedi.
Ah birde onlar vardı değil mi?
"Hemen geliyorum!"dedim telaşla.
Aynadaki yansımama baktım.
Sence bizi yargılarlar mı?diye sordu şelale.
İnsanoğlu bu tabiki yargılayacak dedim içimden.
Derin bir nefes alarak dik olmaya çalıştım ama yaram buna engel oluyordu.
Kapıyı açınca ilk gördüğüm koca bir beden oldu.
Tuğrul yeşil üniformasıyla karşımdaki duvara yaslanmış beni bekliyordu.
Geldiğimi görünce duvardan ayrıldı ve yavaşça bana geldi.
"İyi misin, koridorda bazı kan lekeleri gördüm sen miydin?"dedi.
Kafamı olumsuz salladım.
Güzel dercesine kafasını salladı ve merdivenlere yöneldi.
Tam peşinden gidiyordum ki başım döndü ve yanındaki duvara sertçe çarptım.
Bu baş dönmesi çok kötüydü sanki Dünya ters dönmüştü.
Tuğrul hızla bana döndü.
"İyi görünmüyorsun gir koluma."diyerek bana sağ kolunu uzattı.
Başımı iki yana sallayarak gülümsedim.
Gülümsememi görseniz acırdınız bana.
Tuğrul artık dayanamayacak olacak ki isyan etti.
"Kızım, iyi misin diye soruyoruz iyiyim diyorsun bir bakıyoruz duvara tosluyosun."dedi ciddi bir sesle.
Ama ben o an bu durumu o kadar komik gelmişti ki dayanamayarak güldüm.
"Sorun yok ,hadi gidelim."dedim konuyu uzatmayarak.
Tuğrul'dan önce ben merdivenlere yöneldim.
Bir kat indiğimizde Tuğrul önüme geçmişti iki Koca adımla.
Dayanamarak aklımdaki soruyu sordum ona."Arkadaşların bir kaçak olduğumu öğrendiklerinde beni şikayet ederler mi sence?" Diye ciddi sesimle sordum.
Tuğrulun postalları yavaşladı ve en sonda yavaşça durdu.
Ve beni daha da telaşlandıracak o cümleyi kurdu.
"Şimdi öğreneceğiz."dedi ve yoluna devam etti.
Kendimi suçlu olarak görmem normal mi?
Bana destek çıkın lütfen.
Artık askeriyenin girişine geldiğimizde Tuğrula zar zor yetişerek kolunu tuttum.
Nefes nefese "Bunu arkadaşlarına ben yokken anlatsan olur mu şuan kendimi hazır hissetmiyorum."dedim.
Kaşlarını çatarak"Utanıyor musun yoksa?"dedi.
Utanıyorum varmı diyeceğin oğlum.diyecekken. "Hayır!"demeyi tercih ettim.
O sırada harunun sesini duyduk.
Timin yanında bize seslenerek el sallıyordu.
"Çocuklar gelin hadi."
Sen demeden biz hayatta gelmezdik harun çok teşekkürler bu bilgi için hay Allah'ım ya!
Tuğrula döndüğümde "Bakarım."diyerek harunların yanına geçti.
Ben ise elbisemin sol tarafında kan olduğundan diğerlerinin göremeyeceği bir yere geçtim.
Harun ekipe malikanedeki kolyenin işlevini anlatırken ben farkedilmeden yarama baskı uyguluyordum.
Gözümü yukarıya çevirdim.
Bugün dolunay vardı gökyüzünde ve birçok parlak yıldız..
Gökyüzünün ne kadar derin olduğunu görünce duygulandım.
Ben hapishanede bunların hiçbirini göremezken insanlar bir kere başını çevirip bakıyorlardı en azından.
Tam o anda yanıma Tuğrul geldi.Koca cüssesi her yeri kaplıyordu.Büyük gölgesi önüme düşmüştü.
Umursamadım .
Sadece geldi.
Yanımda gölgesi vardı.
Tekrar gözlerimi bizimkilere çevirdim. başım tekrar şiddetle döndüğümde se
"Pardon"diyerek tekrar dikleştiğim de hiç beklemediğim birşey oldu.
Tuğrul kolunu belime sararak beni kendine sardı.
Sizlere söylüyorum bunu.
Yükümün yarısı resmen sıfırlanmıştı.
Normalde hemen uzaklaşmış olmalıydım kollarından ama şuan sanki çok yumuşak bir yatakta gibiydim.
Ve kokusu.
Sanki çiçeklerle dolu bir bahcedeydim.
Kendimi o kadar güvende hissettiğimhiçbir an yoktu hayatımda ama şuan..
Sebepsiz bir şekilde güveniyordum ona.
Günün yorgunluğu ve yaramın ağrısıyla, ayakta Tuğrulun göğüsünde uykuya dalmıştım.
🔗
TUĞRUL’UN ANLATIMI
Şelalenin sesi geceye karışıyordu. Suyun kayalardan düşüşü, içimdeki sessizliği boğar gibiydi.
“Evleneceğim kadın…” dedim içimden, gözlerimi ondan alamadan.
Bu kadın hiç hayal ettiğim gibi değildi.
Ne sakin, ne yumuşaktı.
Kendine ait bir fırtınası vardı. Ve o fırtına, nereye gitsem peşimden geliyordu.
Songül birkaç adım ötemdeydi, elleri yanlarında, yüzü biraz solgundu. Gözleri bir an kapanır gibi oldu, sonra toparlandı.
Bir an sendeledi.
Refleksle elim uzandı, belinden tuttum, kendime çektim.
“Dikkat et,” dedim kısık bir sesle.
Başını omzuma yasladı, gözleri yarı kapalıydı.
Bir an gerçekten uyuyor sandım… sadece yorgun.
Ama sonra elinin ağırlaştığını hissettim.
Bir saniye sonra o el… yavaşça belime düştü.
Ve sıcağı hissettim.
O sıcaklık… kanın sıcaklığıydı.
Başımı çevirdim, baktım.
Avucundan, parmaklarının arasından sızan koyu kırmızı…
“Songül…” dedim fısıltıyla, inanmak istemeden.
O cevap vermedi.
Harun’un sesi hemen yankılandı arkadan.
“Ne oldu, Tuğrul?”
Ben bir adım geri çekildim, hâlâ kollarımdaydı.
“Yaralı,” dedim boğuk bir sesle. “Harun… o yaralı.”
Bir anda herkes hareketlendi.
Murat yaklaştı, gözleri büyümüştü.
“Ne diyorsun abi, nasıl yani?”
Kaan, elini ağzına götürdü. “**siktir ya?”
Harun küfretti, “Nasıl fark etmedik biz bunu!” diye bağırdı.
Ben dişlerimi sıktım.
Kadın resmen ayakta duramıyordu.
O kadar yakınımdaydım, nasıl göremedim?!
Songül hafifçe gözlerini araladı.
“Bir şeyim yok…” dedi, nefesi kesilerek.
“Sus,” dedim sertçe, ama sesim titriyordu. “Konuşma Şelale, tamam mı? Sakın.”
O kelime ağzımdan kendiliğinden çıktı. Şelale.
Çünkü güçlüydü, ama içinde her an yıkılacak bir vücudu vardı.
“Tutku!” diye bağırdı Harun. “Sağlık çantasını getir hemen!”
Tutku koşarak geldi, “Ne oldu?” diye sordu nefes nefese.
Ben hâlâ Songül’ü tutuyordum, elini belinden çekemedim.
“Sol tarafından yara almış,” dedim.
Tutku hemen eldivenlerini giydi, “Burada müdahale edemem, hemen revire!”
Murat yanımıza yaklaştı, “Abi yardım edeyim,” dedi.
“Yok,” dedim, sesim bu sefer kesindi. “Ben taşırım.”
Kollarımı sıkıca sardım ona.
Başını omzuma yasladı, nefesi titriyordu.
“Tuğrul…” dedi, neredeyse fısıltıyla.
“Buradayım Şelale,” dedim. “Hiçbir yere gitmiyorum.”
Harun önümüzden yolu açarken, Serdar elindeki ışığı tuttu.
“Dayan Songül, az kaldı!” diye bağırdı Murat arkadan.
Tutku elinde malzemeleriyle önden koşuyordu.
Ben sadece kalbimin sesini duyuyordum.
Ve o kalp, sanki onunkine yetişmeye çalışıyordu.
O an… savaş, görev, emirler hepsi silinmişti.
Geriye sadece ikimiz kalmıştık.
Revire girene kadar kimse nefes almadı sanki.
Adımlarımız yankılandı, ben Songül’ü kollarımda taşıyordum. Kan hâlâ elime bulaşıyordu, içimdeki öfke büyüyordu her damlada.
Tutku,ben ve şelale önde altay timi ise arkamızdaydı.
“Serdar, kapıyı aç!” diye bağırdım.
Serdar hızla açtı, kapı duvara çarptı.
Tutku hemen masayı hazırladı, “Yavaş bırak, dikkat et!” dedi aceleyle.
Songül’ü yatağa bıraktım, gözleri kapalıydı.
Bir an durdum… elim hâlâ onun elindeydi.
Ama hemen toparlandım, geri çekildim.
“Deniz, ışığı tut!”
Deniz el fenerini uzattı, Harunun kaşları çatılmıştı. “Bu nasıl oldu Tuğrul? Görevde yara almadı ki…”
“Bilmiyorum!” dedim sert bir tonda. “Hiçbirimiz fark etmedik. O kadar zamandır böyleymiş.”
Kelimeler ağzımdan çıktıkça kendime daha çok sinirlendim.
Nasıl göremedim onu? Nasıl?
Tutku ellerini hızla hareket ettiriyordu.
“Serdar, pansuman! Murat, solüsyon şişesini ver!”
Murat elindekini uzattı, “İşte!” dedi ama sesi titriyordu.
Tutku yaranın üzerindeki bezi kaldırınca, içim sıkıştı.
Karnının sol tarafı tamamen kan içindeydi.
“Bu mermi izi değil,” dedi Tutku. “Sıyırmış Derin ama hayati damarlara ulaşmamış, şanslısınız.”
Harun başını iki yana salladı. “Şans mı? Kadın ayakta durmuş bu halde, seninle konuşmuş, plan dinlemiş! Bu nasıl şans?”
Ben sessizdim.
O kadar çok ses vardı ki etrafımda ama ben sadece kendi kalp atışlarımı duyuyordum.
Tutku eline antiseptik aldı, yaranın üstüne döktü.
Songül’ün vücudu bir anda kasıldı, nefesi kesildi.Refleksle eğildim, elini tuttum.
Ve o da… sıkıca tuttu.
Sanki bilerek yapıyordu.
Sanki o an hayata tutunmak için beni seçmişti.
Kalbim hızlandı.
Bir anlığına göz göze geldik.
Solgun yüzünün ortasında, gözleri hâlâ aynı ateşi taşıyordu.
“Dayan Şelale,” dedim fısıltıyla, Tutku’nun ve diğerlerinin duyabileceği kadar kısık bir sesle.
Tutku bana bakmadan, “Basıncı düşüyor!"dedi.
Ama ben susamadım.
“Elimi bırakma,” dedim. “Sakın bırakma.”
Harun, Serdar ve Murat sessizleşmişti artık.
Odaya sadece şelalenin sesi gibi bir uğultu hâkimdi.
Benim içimdeyse bir şey kopmuştu.
Tutku başını kaldırdı sonunda.
“Tamam,” dedi nefes vererek. “Kanamayı durdurdum. Şimdi dinlenmesi gerek.”
Benim dizlerim titredi, elimi geri çekmek istedim ama yapamadım.
Songül’ün parmakları hâlâ elimdeydi.
Harun yanıma geldi, sessizce omzuma dokundu.
“Biraz dinlensin,” dedi.
Ama ben kıpırdayamadım.
Sadece başımı eğdim, o solgun yüze baktım.
“Bir daha seni böyle görmek istemiyorum Şelale,” dedim, içimden.
Bu sefer gerçekten korkmuştum.
Savaşta değil… onun kaybolabileceği ihtimalinde.
İlk defa bu duygulara sahip olmuştum ve sadece bu kadın için..
Neden?
🔗
Songülün Anlatımıyla
Gözlerimi açtığımda motor sesi vardı.
Arabanın içi karanlıktı, sadece gösterge paneli yanıyordu.
Başım ağırdı, midem bulanıyordu.
Elimi karnıma götürdüm… sargı.
Bir anlık panikle doğrulmak istedim ama Tuğrul’un sesi beni durdurdu.
“Yavaş ol.”
Kafamı çevirdim.
Gözleri yola kilitliydi, ama sesi buz gibiydi.
“Ne ara fark ettiniz?” dedim sessizce, gözlerimi ondan ayırmadan.
“Geç,” dedi.
Sesi kısa, keskin.
“Bana söylemeliydin Songül. Saklamamalıydın.”
Cevap vermedim.
Camdan dışarı baktım.
Gece boyunca gördüğüm her şey, şelale, kan, gözleri… aklımdan geçiyordu.
Ne diyecektim ki?
Benim tarzım buydu — sessizlikle direnmek.
Arabanın içindeki hava gitgide ağırlaştı.
Motorun sesi bile kısılmış gibiydi.
Tuğrul direksiyonu sıkıyordu, parmak kemikleri beyazlamıştı.
Sonunda evin önünde durduk.
Araba yavaşça sarsıldı, motor sustu.
Kapıyı açmak için elimi uzattım ama o benden önce davrandı.
“Ben giderim,” dedim.
“Hayır.”
“Tuğrul, yürüyebilirim.”
“Hayır dedim Songül.”
Gözlerimi devirdim, kemerimi çözmeye çalışırken o bir anda eğildi.
Sonra… kollarının arasında buldum kendimi.
“Ne yapıyorsun sen?!”
“Yürüyemiyorsun.”
“Yürürüm.”
“Elini beline bastırınca bayıldın az önce. İnat etme.”
“İndir beni!”
“Hayır, Şelale.”
O kelimeyi yine söylediğinde nefesim boğazıma düğümlendi.
Sanki öyle derken sadece bana değil, içimdeki o yorgun parçaya da sesleniyordu.
Evin kapısına kadar tek kelime etmeden yürüdü.
Ben sustum, o da.
Evin kapısında beni yavaşça indirdi.
Kapıya anahtarını soktu ve içeriye ilk beni girdirdi.
Eve girdiğimde ağrı yine karnıma saplandı.
Saçımda ki beyaz tutam gözümün önüne geldi.
Yüzümü buruşturup yattığım odaya giderken Tuğrulun sesiyle durmak zorunda kaldım.
"Nereye gittiğini sanıyorsun?"
"Yatağıma, başım ağrıyor yatacağım biraz."diyip odama geçtim ve kapıyı kapattım.
Yatağa yavaşça oturdum,yaram hala ağrıyordu.
Boy aynasına baktım.
Hala üzerimde altın sarısı,folyo gibi üzerime yapışan elbise vardı.
Oflayarak yerimden kalktım ve koridora çıktım.
Koridora çıkınca hiç farkedemediğim bir çerçeve gözüme ilişti.
Çerçeveye hafifçe yaklaştım.
Fotoğrafta 35 yaşlarında bir kadın,bir genç kız ve küçük bir kız çocuğu vardı.
Yaşlı olan kadın yanağında bir ben vardı, gülümsemeye çalışsa da bunu başaramamıştı.
Genç kız ise en fazla 22 yaşında görünüyordu, Aynı Tuğrul gibi o da buğday tenliydi.Siyah saçları rüzgardan yüzüne gelmiş hafif bir gülümseme ile kameraya bakıyordu.
Ama küçük kız...
O diğerlerinden daha farklıydı.
Sarı saçları sıkıca örülmüş,mavi gözleri ise heyecan ile bakıyordu.
Diğer iki kadının Tuğrulun akrabası olabileceğini düşünüp koridorda yürümeye devam ettim.
Mutfaktan sesler geldiği için oraya yöneldim.
Tuğrul ile bakıştık.
"Başka kıyafetin var mı?"
Üzerimi gösterip "Bunla yatamam."dedim
Doğradığı domatesleri bir kenara ayırıp bir odaya girdi.Tam beş dakika sonra elinde siyah tişört ve siyah bir pantolon ile geldi.
Ellerinden alıp "teşekkür ederim."diyerek odaya giderken Tuğrula kısa bir bakış attım.
Sinirle domatesleri doğruyordu.
Bana sinirlenmiş olamazdı değil mi?
Birde ben mi suçluyum vurulduğum için!
Odaya girip zar zor giymeyi başarmıştım.
Saçlarımı güzelce tarayıp bağladım.
Ardından lavaboya gidip elimi yıkadım.
Çıkan pisliği görünce yüzümü buruşturdum.
Adımlarımı mutfağa yönlendirdim.
Yemeğimizi yerken tek kelime etmedik.
Bölüm etkileşimi
