Bölümler 14Şu an: 5.bölüm: Görev
- 1 1.bölüm: Mahkum1.361 kelime
- 2 2:bölüm:Söz ver2.104 kelime
- 3 3.bölüm: Sevgili mi?1.514 kelime
- 4 4.bölüm: Yenge muhabbeti2.404 kelime
- 5 5.bölüm: Görev976 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.bölüm: Eyvahlar olsun1.644 kelime
- 7 7.bölüm:Yaz akşamı601 kelime
- 8 8.bölüm: Motosiklet1.239 kelime
- 9 9.bölüm: Türk askeri ...394 kelime
- 10 10.Bölüm:Yenge!1.495 kelime
- 11 11.bölüm: Anlaşmalı evlilik797 kelime
- 12 12.bölüm:Altay Timi617 kelime
- 13 13.bölüm: Kurşun2.002 kelime
- 14 14.bölüm:Bir Türk kahvesi hikayesi883 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kahvaltı soğumuştu, benim gibi.
Telefon çaldı.
Tuğrul açtı. Gözleri kısıldı.
Beni süzdü.
“Gidiyoruz.”
O kadar. Ne neden dedim, ne niye.
Zaten sorunca ya yalan söylüyorlar ya da daha çok sinir oluyorum.
Arabanın kapısını çarpıp geçtim içeri. Kemeri çekip taktım…
Takamadım.
Tıklamadı.
Sinirleniyorum ama çaktırmam.
“Ver,” dedi Tuğrul.
Direkt burnumun dibine geldi.
“Bir kemeri bile beceremiyorsun.”
Bakıştık.
Kemer elimden alındı, klik diye takıldı.
Ama adam çekilmedi.
Havada bir şey vardı. Nefesimizi bile duydum sanki.
Sonra aniden geri çekildi.
Ne olduysa oldu, ama adı konmadı.
Zaten her şey böyle değil mi? Olur. Geçer. Unutulurmuş gibi yapılır.
Harun’un mekânındaydik.
Ona baba bile diyemiyordum.
İçeri girer girmez suratlar tanıdık geldi.
O tartakladığım herifler…
O hamile kız…
Altay timi…
Güzel, tam kadro.
Sırtımı duvara yasladım, kollarımı da bağladım.
Sıra şimdi ne saçmalık duyacağımızda.
Harun elindeki dosyayı masaya attı.
Bir fotoğraf çıktı içinden.
Kıza bir baktım…
Yutkundum.
Bana benziyordu.
Hayır, benzetme değil… resmen kopyam gibiydi.
“Bu kız bir malikânede yapılacak törende olacak,” dedi Harun. “Boynundaki kolye çok önemli. Onu almamız gerekiyor. Ama…”
“Çok güvenlik varmış,” dedim, gözlerimi devirerek. “Sürpriz.”
Tuğrul bana baktı. Harun da.
Ben hâlâ duvara yaslanmıştım.
Harun devam etti:
“Seni onun yerine sokacağız.”
Kahkaha attım. Sahiden.
Bir alkışım eksikti.
“Harbi mi? Madem benzetiyorsunuz, niye gidip o kızı kullanmıyoruz?”
Dedim ama cevabı biliyordum.
Kız hedef.
Ben kurban.
Buna ‘görev’ diyorlar.
Ben de ‘alışkanlık’ diyorum.
Beni yine, birilerinin yerine koyacaklar.
Yine birilerinin pisliğini temizleyeceğim.
Ama sorun değil.
Ben alışığım.
🔗
Odada herkes ayakta. Sanki bir şey açıklanacak değil de, idam sehpası kurulmuş gibi bir hava var.
Harun elinde kağıtlarla, tek tek yüzlere bakıyor.
“Bu görevde hepiniz olacaksınız. Bir tek... Yaren kalıyor. Dinlenmesi gerek.”
Yaren derken... o hamile kız. Zaten göbeğiyle devrilecek gibi.
“Geri kalan 10 kişi, üç çift olacak şekilde ayrılacak,” dedi Harun.
Ciddiydi. Her zaman olduğu gibi. Sanki ödev dağıtıyor.
İlk çifti kendi seçti:
“Ardınç sen Eylül’le gidiyorsun.”
Ardınç göz kırptı Eylül’e. Onların zaten arası hep bir tuhaf.
Harun başını bana doğru çevirdiği anda hemen girdim araya:
“Ben Serdar’la olacağım.”
Odada bir duraksama oldu. Tuğrul’un kaşları kalktı.
Harun, “Ne alaka?” der gibi baktı ama demedi.
Tuğrul yanıma yaklaşıp
“Ne alaka kızım? Bir dur yerinde,” dedi sinirli bir şekilde.
Yaklaştı, kulağıma eğildi.
“Sevgiliyiz şuan biz,” diye fısıldadı.
Sesi alaycıydı ama o göz... o göz kıskançlıktan yanıyordu.
Omzumu silktim.
Sakindim ama içim buz gibi.
“Yani şey... bence Serdar’la birbirimize çok yakışıyoruz,” dedim.
Omuz omuza durduk. Serdar anlamasa da gülümsedi.
“Anlarlar,” dedim. “İkna olurlar.”
Harun iç geçirdi.
“Peki... Songül’le Serdar,” dedi, başını eğerek.
Sonra Tutku’ya döndü.
“Tutku sen de Selim’le gideceksin.”
Grupta fısıltılar başladı. Tuğrul hâlâ bana bakıyordu.
Çene kası atıyor.
Gözleri beni deliyor.
Ama o an...
Serdar yanıma geçtiğinde, Tuğrul usulca bir adım yaklaştı.
Serdar’a belli etmeden kulağına yaklaştı.
Sesi kısıktı ama buz gibi:
“ Kıza İyi bak,” dedi.
Yüzüme bile bakmadan yürüdü.
Ama ben duydum.
Kalbinden döküldü o iki kelime.
Serdar anlamadı.
Ama ben anladım.
⌛
Herkes kendi arabasına bindi.
Birbirimize bakmadan, son kez soluk alır gibi bir hâl vardı.
Sanki içimizde bir şey kalacak gibiydi.
Ben Serdar’la aynı arabaya geçtim.
Bir iki saniye sessizlik oldu.
Sonra:
“Peki siz... Tuğrul’la sevgili değil misiniz?”
Bakışları dikti üstüme.
Gözüm kaydı, sonra önüme döndüm.
“Yalandı. Kıskandırmak için söyledim.”
Net söyledim. Ama neden hâlâ içim sıkıştı?
Arabada motorun sesi dışında her şey sustu.
Biraz ilerledik.
Sokağın köşesini döndükten sonra sessizliği o bozdu:
“Siz sevgili değilsiniz.”
Baktım.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Ne alaka ya?” dedim. “Dedim ya sana—”
Sözüm yarım kaldı.
Serdar döndü, gözünü yoldan ayırmadan söyledi:
“Sen Brimvale Hapishanesi’nden kaçan tehlikeli kaçak değil misin?”
Kanım çekildi.
İçimden biri kalkıp onun suratına yumruk atmak istedi.
Ama yüzüm değişmedi.
Kaşlarımı çatmadım.
Bakışımı da bozmadım.
Sadece kısa bir sessizlik oldu.
Sonra:
“Merak etme,” dedim. “Sana bir şey yapmam.”
Serdar güldü.
Direksiyonu sola kırdı.
“Yapamazsın zaten”
⌛
On dakika sonra malikânenin önündeydik.
İçeride hazırlık vardı. Işıklar loş, girişte silahlı iki adam.
Ama biz davetliydik.
Kılıklarımız hazırdı.
Ben: O kıza benzetilmiş hâlde, altın Sarısıuzun elbise, saçlar toplanmış, yüzümde hafif makyaj.
Serdar: Onun sözde “nişanlısı”.
Birbirimize mesafeli durmalıydık ama samimi görünmeliydik.
Harun telsizden konuştu:
“Görev net. Kızın boynundaki o kolye… çok özel bir mikroveri içeriyor. Alın, sessizce çıkın. Çatışma çıkmasın.”
Kolye...
Boynunda ince, zarif bir gümüş zincire bağlı mor taşlı bir şeydi.
Ama o taşın içi... devletin aradığı büyük bir veriye ev sahipliği yapıyordu.
Kimliği ifşa olacak bir ajanın tüm arşivi oradaydı.
Biz gözükmeden oraya ulaşmalıydık.
Serdar kulağıma eğildi, insanların arasında yürürken:
“Yine de... seni o kız yerine koymaları biraz acı değil mi?”
Sesi yumuşaktı bu kez.
Bense sadece fısıldadım:
“Ben alışığım."
🔗
Her şeyden önce şunu söyleyeyim:
Bu iş kolay olmayacak.
Ve herkesin ayakkabısına kadar batacağı bir gece olacak bu.
Ama planı bir kere duymanız lazım. Hazır olun, başlıyorum:
Planın adı yoktu ama özetle şuydu:
1. Malikânede o gece büyük bir iş ağı toplanacak. “Yatırım” dedikleri şey, aslında kara para aklamaya çıkan iş insanları.
Ardınç ve Eylül, bu yüzden içeri büyük iş adamı ve eşi gibi girecekler.
Onlar davetli olacak, herkese karizma satacaklar.
2. Tutku ve Selim, malikanedeki çalışanlar olacak. Ellerinde dosyalar, kulaklarında kulaklıklar… Sözde patronlari için koşuşturacaklar ama asıl işleri gölge görev.
Selim’in görevi net:
İçerideki o bana benzeyen kızı bulup, içeceğine sessizce mide bulandırıcı bir doz karıştırmak.
Kız midesi bulanınca lavaboya gidecek.
İşte o zaman sahne benim.
3. Ben de içeride olacağım. Onun “nişanlısı”yla, yani Serdar’la.
Kız tuvalete girdiği anda peşinden gireceğim.
Kimse fark etmeden bayıltacağım.
Sessizce.
Pislik yaratmadan.
Boynundaki kolyeyi alacağım.
Yüzüme biraz su, ardından makyaj aynası... ve görev devam.
Ama hepsi bu değil.
4. Selçuk ve Tuğrul’un görevi bambaşka.
Malikânenin arka tarafında bir oda var.
Burası şifreli kasa odası.
Kasanın içinde sadece paralar değil… o kolyenin verisini çözen mini bilgisayar var.
Kolye bir işe yaramaz onsuz.
Ve o oda… kilitli.
Tuğrul ve Selçuk, oraya girmek için malikânenin içindeki çalışanlardan birinin kimliğine sızacaklar.
Şifreyi öğrenmek kolay değil.
Plan bu.
Her şey saat gibi işlerse... çıkışta elimizde kolye ve veri olacak.
Ama işler saat gibi işlemez.
Ben bunu çoktan öğrendim.
Ve bu sefer... içimde tuhaf bir his var.
Ya saat durursa?
Bölüm etkileşimi
