Bölümler 14Şu an: 14.bölüm:Bir Türk kahvesi hikayesi
- 1 1.bölüm: Mahkum1.361 kelime
- 2 2:bölüm:Söz ver2.104 kelime
- 3 3.bölüm: Sevgili mi?1.514 kelime
- 4 4.bölüm: Yenge muhabbeti2.404 kelime
- 5 5.bölüm: Görev976 kelime
- 6 6.bölüm: Eyvahlar olsun1.644 kelime
- 7 7.bölüm:Yaz akşamı601 kelime
- 8 8.bölüm: Motosiklet1.239 kelime
- 9 9.bölüm: Türk askeri ...394 kelime
- 10 10.Bölüm:Yenge!1.495 kelime
- 11 11.bölüm: Anlaşmalı evlilik797 kelime
- 12 12.bölüm:Altay Timi617 kelime
- 13 13.bölüm: Kurşun2.002 kelime
- 14 14.bölüm:Bir Türk kahvesi hikayesi883 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Karanlık odada ellerim zincirliydi.
Soğuk metal parmaklarımı acıtıyordu. Toz her yere yayılmıştı, her nefesimde boğuluyordum gibi hissediyordum.
Bir gürültüyle kapı açıldı. Ayak sesleri… adımlar yaklaşıyordu.
“Yardım et… beni buradan çıkar,” fısıldadım, sesi neredeyse duyulmazdı.
Kalbim deli gibi atıyordu, nefesim kesiliyordu.
Adam geldi.
Ellerimden kelepçeleri çözdü, birden özgür oldum.
Ama gözlerim durdu.
Kolunda… bir yıldız dövmesi vardı.
O kadar dikkat çekiciydi ki bir an her şey durdu gibi hissettim.
Sadece ikimiz vardık o anda.
Sessizlik, hafifçe titreyen ışık ve yıldız dövmesinin parıltısı…
Her şey o an gerçek ve inanılmaz bir ağırlık taşıyordu ki.
Güneş ışığı pencereden süzüldü, tam yüzüne vuracakken…
Zil sesi!
Birden irkildim, gözlerimi açtım.
Yatakta, ter içinde, kalbim deli gibi atıyordu.
Sinirle yataktan fırladım.
“Hayır! Hayır, hayır!” diye kendi kendime fısıldadım.
O an kabusmuş, hepsi bir zil sesiyle silinmişti.
Gerçekten hiçbir rüya göremezken neden şimdi?
Kimdi o adam?
Israrla zil sesi tekrar çalmaya başlayınca sinirle yataktan kalktım.
Saçımı lastik ile bağlayıp hızlıca kapıya yönelmeden önce kapının yanındaki beyzbol sopası dikkatimi çekti.
Ya güvenliklerse ve beni hapishaneye götüreceklerse!
Bu düşünce ile sopayı alıp yavaşça kapıyı açtım.
Sopayı kapının arkasında saklayıp "Kim o?"dedim tiz sesimle.
"Benim üst komşunuz."dedi sevecen bir sesle.
Sopayı daha da sıkarak"Üst komşu olduğunuzu nereden bileceğim."dedim.
Kız ise hiç istifini bozmadan "Üst komşunum çünkü."dedi.
Bu cevap karşısında ilk önce küçük çaplı bir şaşkınlıktan sonra yavaşça kapıyı araladım.
Kapıyı aralamak ile birlikte burnuma büyük bir miktarda Dalin kokusu geldi.
Yüzümü buruşturup kıza baktığımda üzerinde siyah saçlarını iki örgü yaptığını gördüm.
Kahverengi koyu gözleri sevecen ve bir o kadar da heyecanlı bakarken ince dişleri ile gülümsüyordu.
Beyaz önlüğü ile doktor olduğu aşikardı.
Bir cevap bekleyerek ona baktığımda bana "Beni Tuğrul abi yolladı galiba yaralıymışsın ve bir doktor olarak-"diye devam edecekken hızlıca lafını böldüm.
"Doktora ihtiyacım yok ve gayet iyiyim geldiğin için eyvallah."diyip kapıyı örtecekken "Bir dakika!"diyerek ayağını kapı ile aralığın arasına koydu.
Sinirle ona bakarken hızlıca ayağını geri çekti.
"Ben doktor sayılmam ama doktor olmaya çalışan bir kızım diyelim olur mu ve sen benim ilk hastamsın ve seni iyileştireceğim."dedi yapacağı işe güvenerek.
Oflayarak kıza baktım.
Gerçekten büyük bir özenle gelmişti.
Kapıyı biraz daha açarak sopayı aldığım yere geri koyup salona geçtim.
Kız ise hızlıca içeriye girip kapıyı ardından kapattı.
Sopayı görünce şaşkın bakışlarını bana çevirdi.
"Birini mi bekliyordun?"dedi çantasını koyarken.
"İstemediğim birini bekliyordum diyelim."diyip koltuğa oturdum.
Kız çantasından bilmediğim şeyleri çıkarırken ben koltuğa yaslanmış onu bekliyordum.
Kız sonunda eşyalarını bir yerde toparlayıp bana doğru döndü.
Tişörtümü hafifçe açıp ona gösterdim.
"Yapabilir misin?"dedim.
O ise cevap vermeden tişörtü daha da açarak zehir gibi olan ilacı yarama döktü.
Bir yandan konuşuyor bir yandan da işini yapıyordu.
"Sen ne iş yapıyordun?"dedi.
"Ben işsizim."dedim.
Üzgün gözlerle bana baktı.
"Ya öyle mi bu devirde çok zor işsiz olmak neyse sende artık süsen ile iş ararsın."dedi gülerek.
"Süsen?"dedim kaşlarımı çatarak.
"Boşver tanışırsınız hem sen Tuğrul abinin nesi oluyordun?"dedi iğneyi bastırırken.
"Maalesef karısı."dedim acıyla.
İğneli eli durdu.
Şaşkın gözlerle bana baktı.
"Gerçekten mi?"dedi ağzı açıkken.
"Gerçek ya."dedim elimle ağzını kapadım.
Dudağını bükerek "Özel hayatı da iyiymiş komutanımın."dedi.
Sonuncu iğneyi de diktikten sonra ellerini birbirine sürttü.
Ve gülümseyerek"Türk kahvesi zamanı!"dedi.
Çantasından büyük kahverengi bir torba çıkardı.
Kaşlarımı çatarak"Ne zamanı ne zamanı!"dememe kalmadan beni elinden tutarak mutfağa sürükledi.
"Türk kahvesi işte."derken dolapları açıp kapatıyordu.
İç çekip cezveye kahve dolduruşunu izledim.
Kahveler hazır olurken yanıma oturdu.
"Bu apartmanda ilk arkadaşım sensin."diyip elini bana uzattı.
Kızın eline baktım bir de kendi elime.
"Benden sana iyi arkadaş falan olmaz kendini tehlikeye atma."dedim.
"Niye ya!"diyip elimi zorla eline tutturdu.
"Bak olduk işte."dedi ve güldü.
"Ben İkra bu arada senin ismin ne diye sormayacağım zaten haberlerden biliyorum."dedi.
"İkra iyi isimmiş-NE!"diyip hızlıca ayağa kalktım.
"Haber derken ne demek istedin?!"dedim.
İkra sakince kahveleri doldurmaya başladı.
"Haberlerde hep senin adın geçiyor anladığım kadarıyla bir hapishaneden kaçmışsın ve seni her yerde arıyorlar ve merak etme seni şikayet etmem Tuğrul komutan bana herşeyi anlattı."dedi ve bardakları alarak tekrar yerine oturdu.
Kızın yüzüne iyice baktım.Yalan söylüyorsa da oyunculuğu müthişti.
"Sen ciddi misin karşında bir kaçak var ve çok rahatsın Tuğrul sana ne anlattı kim bilir?"dedim elimi başıma götürerek.
"Bilmiyorum ama sende pozitif bir enerji alıyorum ve tahmin ediyorum ki suçsuzmuşsun Tuğrul komutanım dedi."
Bende yavaşça ve temkinli bir şekilde oturdum.
Bardağı yavaşça dudaklarıma götürdüm.
Tadı acıydı.
Yüzümü buruşturup masaya bıraktım.
İkra hemen bana döndü."Beğenmedin mi?"dedi hala kahve içerken.
"Çok acı neresini seviyorsun."dedim.
"Aslında ben de bilmiyorum ders çalışırken çok alışmışım ama irade bunun bir hikayesi var, dur anlatayım."dedi ve heyecanla kahvesini masaya bıraktı.
Ve anlatmaya başladı."Günlerden bir gün Bir kız hergün yaptığı gibi köyünde penceresinin başında türk kahvesi ile ders çalışıyormuş.Yine dersinin başına oturduğunda pencereden bir oğlan görmüş.Oğlan kızı görmemiş ama kız göreceğini görmüş.
Her gün çocuğu görmek uğruna dersinin başına oturur ve Türk kahvesini de yudumlarmış.
Ama günlerde bir gün çocuğu görememiş.bir günler olmuş mu bir ay bir ay olmuş mu bir yıl kız artık umudunu yitirmiş Türk kahvesini artık içmemeye başlamış."dedi ve yutkundu.
"Ama sonra."dedi ve gülümseyerek anlatmaya başladı.
"Günlerden bir gün kapı çalmış ve kız da açmış.Birde bakmış elinde güllerle bir asker,sevdalandiğı o oğlan,ben hala Türk kahvesinin o şansına güveniyom valla."dedi ve çantasını eline aldı.
"Valla iyi oldu böyle hergün yapalım."dedi ve kapıya yöneldi.
Arkasından gittim.
Kapıda ayakkabısını giyinip gidecekken arkasına döndü hızlıca.
"Ha bu arada yarın kızlar benim evime geliyor ve sende geliyorsun itiraz kabul edilmiyor."diyip hızlıca merdivenlere yöneldi ve arkasına dönerek bana bir öpücük attı.
Yüzümü buruşturup hızlıca kapıyı kapattım.
Gerçekten birilerine söyler miydi?
Peki ona güvenebilir mıydım?
Bölüm etkileşimi
