2. bölüm · LAMBDA'NIN KÜLLERİ

Bölüm 2 - Düşman mı ittifak mı?

NEHIR Acar

Bazı zincirler kırılmaz. Çünkü zincir değildirler… Bağlılıktır, borçtur, yeminlerdir. Ve bazen sadece vicdandır.”

Bilgisayar ekranım karardığında zaman bir anlığına durdu sanki. Parmaklarım klavyede donmuştu. Gözlerim ekrandaki siyah boşlukta, zihnimde binlerce ihtimal… Kendi sistemimi yazmıştım. Kendi güvenlik duvarımı, kendi iz sürme yazılımımı. Bana ulaşamazlardı. Ulaşamamaları gerekirdi.

Elimi yavaşça fareye götürdüm ama tepki yoktu. Derin bir nefes aldım. Bilgisayarı kapatıp açmak, basit bir çözüm gibi görünüyordu ama içimdeki tedirginlik birden kabardı. Bu sıradan bir arıza değildi. Bu... bir uyarıydı.

Tam o sırada ekran titredi. Kararan görüntü, yerini gri arka plan üzerindeki tek bir cümleye bıraktı:

“Adaletin terazisi şaşarsa, onu düzeltecek bir el çıkar.”

İçimden bir küfür savurup sandalyeden kalktım.bu benim lafımdı. Evin sessizliği şimdi daha boğucuydu. Yalnız değildim. Ya da... yakında olmayacaktım.

Hemen küçük gizli kasamı açıp yedek cihaza geçtim. Aynı anda o eski tanıdık titreme karnımda kendini hissettirdi: av. Bilgiye açlık. Cevaplara susuzluk. Ve en önemlisi: tehditleri yok etme arzusu.

Yedek sistem açıldığında bir mesaj kutusu belirdi. Şifreliydi. Ama imza... tanıdık bir iz bırakan bir işaretti.

Λ.

O harf. Onu son gördüğümde henüz 20 lerimin başındaydım. Henüz eğitimimin ortasındaydım. O harf, hayatımdaki en büyük yalanın ve en ağır ihanetten doğan gerçeğin damgasıydı.

İlay...

Bir vakitler bana “kardeşim” diyen biri tarafından kullanılırdı. derin bir nafes aldım.oyun mu istiyordu? İstediğini alacaktı üzerime deri bir ceket giydim ve bana attığı konuma gitmek için motoruma atladım

______

Gece yarısı, terk edilmiş metro hattında:

Adresi takip ettiğimde eski şehrin altına, kullanılmayan metro tünellerine indim. Adımlarım yankılanırken elim ceketimin içinde gizlenmiş susturuculu tabancaya gidip geldi. Her şey sessizdi. Fazla sessiz.

Tünelin sonunda soluk bir ışık yanıyordu. Ve o ışığın altında biri beni bekliyordu. gözlerindeki meydan okuma metrelerce uzaktan bile kendini belli ediyordu. Ne ara bu kadar değişmişti?

Simsiyah bir cübbe, yüzü karanlığa gömülü. Ama duruşu tanıdıktı. Belki de sadece içgüdülerimdi bana bunu söyleyen.

“Uzun zaman oldu, Terazi,” dedi boğuk sesiyle.

Damarlarımda kan yerine öfke aktı.

“ilay sen misin?” diye sordum. Sesim sakin ama buz gibi soğuktu.

“Bir zamanlar öyleydim. Ama artık ben de değiştim. Tıpkı senin gibi.”

Durdu, sonra ekledi:

“Öldürdüğün o adam. Onun sadece bir parça olduğunu biliyor musun? Bütün resmin... sadece küçük bir noktasıydı.”

Kaşlarımı çattım. “Ne demeye çalışıyorsun?”

“Bu şehirdeki adaletsizliği biz yaratmadık. Ama biz... düzeltebiliriz. Tekrar birlikte çalışırsak. Ama önce... sana göstereceğim şeyler var. Gerçekler. Kökleri çok daha derin olan şeyler...”

Bir anda etraf karardı. Işık söndü. Arkama döndüğümde tünelin ağzı kapanmıştı.

Kapana kısılmıştım. Ama korkmuyordum

Çünkü ben, çoktan bir canavara dönüşmüştüm.Tam silahıma uzanacaktım ki… ses geldi.

Yakınımdan, duvarın içinden bir fısıltı süzüldü:

“Sana hâlâ güveniyorum… ama bu kez, karar senin olacak.”

O sesi tanıdım.

Yıllar önce beraber yemin ettiğim, sonra beni sırtımdan bıçaklayan kişinin sesi:

İlay.

Aniden tüm duvarlar boyunca ince kırmızı çizgiler yanmaya başladı. Patlayıcı yerleri. Bir küfür savurdum. Bu bir buluşma değildi. Bu bir sınavdı.

Tek bir yanlış adımımda toz olurum.

Ama doğru atarsam, geçmişimle yüzleşme şansım var

Yani sorulması gereken soru şuydu: geçmişimle yüzleşmek istiyor muydum?. Ayaklarımı yere sertçe bastım elim silahıma en yakın yerdeydi. Her an ölebilir veya agʻır yaralanabilirdim