12. bölüm · LAMBDA'NIN KÜLLERİ

12. Bölüm - maske ve ayna

NEHIR Acar

12. Bölüm – “Maske ve Ayna”

İçeri adım attığımda dumanlı bir koku yüzüme çarptı.

Lambda’nın kumarhanesi.

Görünüşte başka bir yeraltı cenneti. Gerçekteyse sistemin en kirli paralarını akladığı mezbaha.

Masada oturan herkes kaybediyordu. Ama gülümsüyorlardı.

Çünkü sistemin sunduğu yanılsama, kaybetmeyi de güzel gösteriyordu. Tipik Lambda.

Ben gülümsemiyordum.

Çünkü kazanmak zorundaydım.

Önümdeki siyah taşları dizdim. Göz ucuyla etrafı süzdüm. Kameralar… üç. Aynaların arkasında izleme noktası var. Girişe yakın olan tuğla duvar kalın değil; olası bir çıkış planı için aklımda.

Kartlar dağıtıldı. Rolüm başladı.

Arkamda bir garson belirdi.

“İçkiniz?”

“Zehirli olmayan bir şey. Varsa.”

Adamın yüzünde anlamsız bir sırıtış belirdi.

Lambda’nın kara mizah anlayışı, gerçek ile tehdit arasında ince bir çizgide yürürdü. Bnunların hepsini biliyordum çünkü suikast eğtimi aldığım dönemde bunların hepsini öğrenmiştim ve burda ilk kumar masasına oturuşum değildi

Bu sırada alt kat:

Nara

Nara, güvenlik üniformasıyla bir köşede.

Elimdeki tarayıcıyı sallarken mırıldanıyordum:

> “Yıldızlara yemin ederim, GLK şu masada fazla gerçek duruyor. Yaman'la azıcık daha yakınlaşsınlar, düğün pastasını ben keseceğim.” söylenilen herşeyi herkes duyuyordu çünkü herkeste kulak içi kulaklık takıyordu fakat kadınlar. Yani ilay ve Gece küpe şeklinde kulaklıklar takıyordu.

Yaman, VIP bölümünde bir müşteri rolünde.

Gözlüğünün içindeki dijital arayüzle kasaya giden hatları tarıyordu.

Yanında yürüyen İlay, sessiz ama dikkatliydi.

Soğukkanlı duruşunun arkasında her zamanki o… başka bir yere aitlik hissi vardı.

Sanki kalbi başka bir çağın eşiğinde kalmıştı.

Yaman sessizce eğildi, göz ucuyla bana baktı:

> “Gece biraz fazla rol yapmıyor mu sence de?”

cevapladım:

> “Eğer biraz daha 'rol yaparsa' ben bile aşık olabilirim. Cidden söylüyorum. Bakın! Gülümsedi. GLK GÜLÜMSEDİ.”

Yaman boğuk bir kahkaha attı.

İlay gözlerini devirdi.

> “Şu kasayı açabilir miyiz, yoksa hep birlikte Gece’ye serenat mı yapacağız?” sesini ineleyci tutsada eğleniyordu

GECE LİVA:

Ben ise karşımdaki adamın blöfünü çözmeye çalışıyordum.

Parmakları terli, gözü seyiriyor.

Ama asıl dikkatimi çeken şey, bileğindeki dövme oldu.

Λ-01

Lambda’nın ilk deney grubunun işareti.

Yüzümü sabit tuttum.

İçimdeki sızı aniden kendini gösterdi.

Yaman’a sessizce fısıldadım:

> “Hedef masada. Lambda’nın köklerinden biri.”

Cevap geldi:

> “Güzel. Kasayı açmak için on dakika. Yakalanırsak… ne olur?”

> “Rol yapmaya devam ederiz.”

Kasadan veriler alındı.

Yaman’ın sesi kulaklıkta ciddiydi:

> “Yirmi saniye içinde arka çıkışın devrelerini devre dışı bırakıyorum. Gece, dikkat dağıt. Şimdi.”

"Tabii yağdır sen emirleri. Gece şu gece bu Gece kim ki zaten?"

Yaman homurdanırken nara nın kıkırdısı duyuldu

Masadaki adamlardan biri ayağa kalkmak üzereydi.

O silahı biraz fazla sevmişti, bir de beni.

Tam zamanında elim masaya çarptı — yanlışlıkla gibi.

Silah yere düştü. Adam eğildi.

Ben de hafif sendeleyip koluna tutundum.

Hafiflik, cazibe, dikkat dağıtma. Yıllarca eğitimini aldığım şey buydu.

> “Ayy! Sanırım biraz fazla içmişim…” Ah, zehirli dramayı da ekledim. Tamamız.

O sırada Yaman’dan gelen kısa cümleyle içim rahatladı:

> “Çıkış serbest. Tünel aktif.”

Ayağa kalkarken İlay yanımdaydı.

Göz göze geldik.

Bakışlarında bir şey vardı — sadece görev değil. Daha başka bir şey. Gözlerindeki şey gerçek sıçaklıktı

> “İyi oynuyorsun,” dedi alçak sesle.

“Ve seni izlemek… rahatsız edici şekilde etkileyici.”

Omzumu silktim.

> “Ne diyebilirim, herkesin bir zehri vardır.”

İkimiz yavaşça yürümeye başladık, masadan uzaklaşırken.

İçimden bir an için geçirdim —

Yanımda olması iyi hissettiriyordu.

Belki de çok uzun zamandır ilk kez birine güvenmek istemiştim.

Ve bu kişi, her nasılsa, İlay'dı.

Kulağıma eğildi ve fısıldadı:

> “Nara bu gece üçüncü kez elektrikli jiletini çaldırdı. Az önce yanlışlıkla kapıya sokuverdi. Duman çıkıyordu.”

Kıkırdadım.

> “Sen de fark ettin değil mi? Gerçekten... delilikle dahilik arasında mekik dokuyor.”

İlay gülümsedi. İçindeki sertlik yerini yumuşak, insanî bir şeye bırakıyordu. Sanki o da zırhını indiriyordu.

O sırada Nara, geçiş noktasının tam ortasında ellerini havaya kaldırmış bağırıyordu:

> “HANİ AŞK SAHTEYDİ GLK?! YAMAN’LA O TAVAN ARASI BAKIŞ NEYDİ ÖYLE? İNSAN BİZİ DE HABERDAR EDER!”

Yüzümü elimle kapattım.

> “Bu çocuk… neden hâlâ aramızda?”

İlay iç çekti:

> “Sanırım biz de artık manyaklaştık.” kıkırdadım. "Sadece sanırım mı? Biz gerçekten delirdik"

Kapıdan geçerken Yaman’la göz göze geldik.

Bir anlık karanlık.

Aramızda konuşulmayan, ama nefes kadar gerçek bir gerilim.

Ama sonra o da sırıttı:

> “Güzel kaçıştı. Taktik, estetik, kaos. Tam senlik, GLK.”

Arkamı dönerken mırıldandım:

> “GLK değil. Gece. Sadece Gece.”

Arka çıkışta, beton duvarların ardında Lambda'nın ışıkları titredi.

Veriler elimizdeydi.

Ama sistemin cevabı daha yeni başlıyordu.

Ve ben…

İlay'ın sessizliğinde biraz huzur,

Yaman'ın bakışlarında biraz geçmiş,

Nara'nın çığlıklarında ise hâlâ kahkahaya karışan bir delilik taşıyordum.

Bir sonraki savaşın adımları zaten yankılanıyordu.

Kumarhane artık arkamızda kalmıştı.

Güvenlik sistemleri çökmüştü ama her an yeniden aktive olabilirlerdi.

Dışarıda, eski bir tren tüneline benzer kaçış koridorundaydık.

Işık yoktu — sadece Lambda’nın boğuk, uğuldayan geçmişi eşlik ediyordu.

Yaman önde yürüyordu, omzunun kanamasını fark ettirmemeye çalışarak.

Nara arkada zıplayarak geliyordu; elinde kumarahne nin mutfağından çaldığı çikolatalı pastayı yutmaya çalışıyordu.

> “Bu çikolata mükemmel. Ölüm tehdidi altındayken tatlı yeme felsefemi ciddiye almıyordunuz ama... işte buradayım ve hâlâ deliyim.”

İlay yavaşça yanıma yanaştı.

Dizleri yırtık, nefesi düzensizdi ama gülümsüyordu.

Birlikte yürürken gözleri Nara’ya kaydı, sonra bana döndü:

> “Sence de çocukluğu travma ve boya kalemiyle geçmiş olabilir mi?”

> “Travma evet. Boya kalemi... belki de duvarlara kanla resim çizmeyi tercih etmiştir.”

İkimiz de hafifçe güldük.

Bu, ilk defa aynı anda güldüğümüz andı belki de.

İlay, gözlerini benden çekmeden fısıldadı:

> “Seninle savaşmak... aslında yaşamak gibi.”

Bir anlık sessizlik.

Kalbimde, çatlamış bir yeri kaşır gibi bir his bıraktı bu söz.

Yine de cevap veremedim.

Çünkü Λ-23 durdu.

Ellerini havaya kaldırdı. Parmak uçlarından zar zor seçilen bir ışık süzüldü.

Gözleri önce mavi yandı, sonra sönük sarıya döndü.

> “Bir şeyi hissettim,” dedi.

“İçeride... biri bizi izliyordu. O göz... tanıdık geliyordu.”

Nara önüne çıktı:

> “İzlenme hissi? GLK, bu çocuk iyice bize benzemeye başladı.”

Ben gözlerimi Λ-23’e diktim. Ses tonu daha yumuşaktı. Daha titrek. Elimeleri seçmesi daha dikkatliydi artık.

Yaman yana yaklaştı, kaşlarını çattı:

> “Lazarus verileri sadece kodları değil, anıları da mı açığa çıkardı?”

Λ-23 başını hafifçe salladı.12. Bölüm – “Maske ve Ayna”

İçeri adım attığımda dumanlı bir koku yüzüme çarptı.

Lambda’nın kumarhanesi.

Görünüşte başka bir yeraltı cenneti. Gerçekteyse sistemin en kirli paralarını akladığı mezbaha.

Masada oturan herkes kaybediyordu. Ama gülümsüyorlardı.

Çünkü sistemin sunduğu yanılsama, kaybetmeyi de güzel gösteriyordu. Tipik Lambda.

Ben gülümsemiyordum.

Çünkü kazanmak zorundaydım.

Önümdeki siyah taşları dizdim. Göz ucuyla etrafı süzdüm. Kameralar… üç. Aynaların arkasında izleme noktası var. Girişe yakın olan tuğla duvar kalın değil; olası bir çıkış planı için aklımda.

Kartlar dağıtıldı. Rolüm başladı.

Arkamda bir garson belirdi.

“İçkiniz?”

“Zehirli olmayan bir şey. Varsa.”

Adamın yüzünde anlamsız bir sırıtış belirdi.

Lambda’nın kara mizah anlayışı, gerçek ile tehdit arasında ince bir çizgide yürürdü. Bnunların hepsini biliyordum çünkü suikast eğtimi aldığım dönemde bunların hepsini öğrenmiştim ve burda ilk kumar masasına oturuşum değildi

Bu sırada alt kat:

Nara

Nara, güvenlik üniformasıyla bir köşede.

Elimdeki tarayıcıyı sallarken mırıldanıyordum:

> “Yıldızlara yemin ederim, GLK şu masada fazla gerçek duruyor. Yaman'la azıcık daha yakınlaşsınlar, düğün pastasını ben keseceğim.” söylenilen herşeyi herkes duyuyordu çünkü herkeste kulak içi kulaklık takıyordu fakat kadınlar. Yani ilay ve Gece küpe şeklinde kulaklıklar takıyordu.

Yaman, VIP bölümünde bir müşteri rolünde.

Gözlüğünün içindeki dijital arayüzle kasaya giden hatları tarıyordu.

Yanında yürüyen İlay, sessiz ama dikkatliydi.

Soğukkanlı duruşunun arkasında her zamanki o… başka bir yere aitlik hissi vardı.

Sanki kalbi başka bir çağın eşiğinde kalmıştı.

Yaman sessizce eğildi, göz ucuyla bana baktı:

> “Gece biraz fazla rol yapmıyor mu sence de?”

cevapladım:

> “Eğer biraz daha 'rol yaparsa' ben bile aşık olabilirim. Cidden söylüyorum. Bakın! Gülümsedi. GLK GÜLÜMSEDİ.”

Yaman boğuk bir kahkaha attı.

İlay gözlerini devirdi.

> “Şu kasayı açabilir miyiz, yoksa hep birlikte Gece’ye serenat mı yapacağız?” sesini ineleyci tutsada eğleniyordu

GECE LİVA:

Ben ise karşımdaki adamın blöfünü çözmeye çalışıyordum.

Parmakları terli, gözü seyiriyor.

Ama asıl dikkatimi çeken şey, bileğindeki dövme oldu.

Λ-01

Lambda’nın ilk deney grubunun işareti.

Yüzümü sabit tuttum.

İçimdeki sızı aniden kendini gösterdi.

Yaman’a sessizce fısıldadım:

> “Hedef masada. Lambda’nın köklerinden biri.”

Cevap geldi:

> “Güzel. Kasayı açmak için on dakika. Yakalanırsak… ne olur?”

> “Rol yapmaya devam ederiz.”

Kasadan veriler alındı.

Yaman’ın sesi kulaklıkta ciddiydi:

> “Yirmi saniye içinde arka çıkışın devrelerini devre dışı bırakıyorum. Gece, dikkat dağıt. Şimdi.”

"Tabii yağdır sen emirleri. Gece şu gece bu Gece kim ki zaten?"

Yaman homurdanırken nara nın kıkırdısı duyuldu

Masadaki adamlardan biri ayağa kalkmak üzereydi.

O silahı biraz fazla sevmişti, bir de beni.

Tam zamanında elim masaya çarptı — yanlışlıkla gibi.

Silah yere düştü. Adam eğildi.

Ben de hafif sendeleyip koluna tutundum.

Hafiflik, cazibe, dikkat dağıtma. Yıllarca eğitimini aldığım şey buydu.

> “Ayy! Sanırım biraz fazla içmişim…” Ah, zehirli dramayı da ekledim. Tamamız.

O sırada Yaman’dan gelen kısa cümleyle içim rahatladı:

> “Çıkış serbest. Tünel aktif.”

Ayağa kalkarken İlay yanımdaydı.

Göz göze geldik.

Bakışlarında bir şey vardı — sadece görev değil. Daha başka bir şey. Gözlerindeki şey gerçek sıçaklıktı

> “İyi oynuyorsun,” dedi alçak sesle.

“Ve seni izlemek… rahatsız edici şekilde etkileyici.”

Omzumu silktim.

> “Ne diyebilirim, herkesin bir zehri vardır.”

İkimiz yavaşça yürümeye başladık, masadan uzaklaşırken.

İçimden bir an için geçirdim —

Yanımda olması iyi hissettiriyordu.

Belki de çok uzun zamandır ilk kez birine güvenmek istemiştim.

Ve bu kişi, her nasılsa, İlay'dı.

Kulağıma eğildi ve fısıldadı:

> “Nara bu gece üçüncü kez elektrikli jiletini çaldırdı. Az önce yanlışlıkla kapıya sokuverdi. Duman çıkıyordu.”

Kıkırdadım.

> “Sen de fark ettin değil mi? Gerçekten... delilikle dahilik arasında mekik dokuyor.”

İlay gülümsedi. İçindeki sertlik yerini yumuşak, insanî bir şeye bırakıyordu. Sanki o da zırhını indiriyordu.

O sırada Nara, geçiş noktasının tam ortasında ellerini havaya kaldırmış bağırıyordu:

> “HANİ AŞK SAHTEYDİ GLK?! YAMAN’LA O TAVAN ARASI BAKIŞ NEYDİ ÖYLE? İNSAN BİZİ DE HABERDAR EDER!”

Yüzümü elimle kapattım.

> “Bu çocuk… neden hâlâ aramızda?”

İlay iç çekti:

> “Sanırım biz de artık manyaklaştık.” kıkırdadım. "Sadece sanırım mı? Biz gerçekten delirdik"

Kapıdan geçerken Yaman’la göz göze geldik.

Bir anlık karanlık.

Aramızda konuşulmayan, ama nefes kadar gerçek bir gerilim.

Ama sonra o da sırıttı:

> “Güzel kaçıştı. Taktik, estetik, kaos. Tam senlik, GLK.”

Arkamı dönerken mırıldandım:

> “GLK değil. Gece. Sadece Gece.”

Arka çıkışta, beton duvarların ardında Lambda'nın ışıkları titredi.

Veriler elimizdeydi.

Ama sistemin cevabı daha yeni başlıyordu.

Ve ben…

İlay'ın sessizliğinde biraz huzur,

Yaman'ın bakışlarında biraz geçmiş,

Nara'nın çığlıklarında ise hâlâ kahkahaya karışan bir delilik taşıyordum.

Bir sonraki savaşın adımları zaten yankılanıyordu.

Kumarhane artık arkamızda kalmıştı.

Güvenlik sistemleri çökmüştü ama her an yeniden aktive olabilirlerdi.

Dışarıda, eski bir tren tüneline benzer kaçış koridorundaydık.

Işık yoktu — sadece Lambda’nın boğuk, uğuldayan geçmişi eşlik ediyordu.

Yaman önde yürüyordu, omzunun kanamasını fark ettirmemeye çalışarak.

Nara arkada zıplayarak geliyordu; elinde kumarahne nin mutfağından çaldığı çikolatalı pastayı yutmaya çalışıyordu.

> “Bu çikolata mükemmel. Ölüm tehdidi altındayken tatlı yeme felsefemi ciddiye almıyordunuz ama... işte buradayım ve hâlâ deliyim.”

İlay yavaşça yanıma yanaştı.

Dizleri yırtık, nefesi düzensizdi ama gülümsüyordu.

Birlikte yürürken gözleri Nara’ya kaydı, sonra bana döndü:

> “Sence de çocukluğu travma ve boya kalemiyle geçmiş olabilir mi?”

> “Travma evet. Boya kalemi... belki de duvarlara kanla resim çizmeyi tercih etmiştir.”

İkimiz de hafifçe güldük.

Bu, ilk defa aynı anda güldüğümüz andı belki de.

İlay, gözlerini benden çekmeden fısıldadı:

> “Seninle savaşmak... aslında yaşamak gibi.”

Bir anlık sessizlik.

Kalbimde, çatlamış bir yeri kaşır gibi bir his bıraktı bu söz.

Yine de cevap veremedim.

Çünkü Λ-23 durdu.

Ellerini havaya kaldırdı. Parmak uçlarından zar zor seçilen bir ışık süzüldü.

Gözleri önce mavi yandı, sonra sönük sarıya döndü.

> “Bir şeyi hissettim,” dedi.

“İçeride... biri bizi izliyordu. O göz... tanıdık geliyordu.”

Nara önüne çıktı:

> “İzlenme hissi? GLK, bu çocuk iyice bize benzemeye başladı.”

Ben gözlerimi Λ-23’e diktim. Ses tonu daha yumuşaktı. Daha titrek. Elimeleri seçmesi daha dikkatliydi artık.

Yaman yana yaklaştı, kaşlarını çattı:

> “Lazarus verileri sadece kodları değil, anıları da mı açığa çıkardı?”

Λ-23 başını hafifçe salladı.

> “Rüyalar görüyorum,” dedi.

“Ama rüyalar bana ait değil. Ve uyanmak istemiyorum.”

Yutkundum.

Bu çocuk bir sistem ürünüydü — evet.

Ama günden güne... bir çocuğa dönüşüyordu.

İnsan. Hisseden. Kırılabilir.

Belki de en tehlikeli parçamız oydu.

> “Rüyalar görüyorum,” dedi.

“Ama rüyalar bana ait değil. Ve uyanmak istemiyorum.”

Yutkundum.

Bu çocuk bir sistem ürünüydü — evet.

Ama günden güne... bir çocuğa dönüşüyordu.

İnsan. Hisseden. Kırılabilir.

Belki de en tehlikeli parçamız oydu.