13. bölüm · LAMBDA'NIN KÜLLERİ
13. Bölüm - karantina arşivleri
13. Bölüm – Karantina Arşivleri
Lambda’nın iç katmanları birer sır deposuydu. Bizse bu defa, o sırların gömüldüğü en karanlık yere inmek üzereydik. Sözde 'hiçbir insanın adım atmaması gereken' yere.
Bir önceki görevden çıkan gerginliğimiz hâlâ tenimizdeydi. Yaman'ın omzu sarılıydı, ama yürüyüşünden hâlâ o tanıdık öfkeyi okuyabiliyordum. Nara ise her zamanki gibi sinir bozucu bir neşeyle ıslık çalıyordu.
İlay sessizdi, ama artık sessizliği mesafe değil, dikkat gibi hissediliyordu.
Koridorun sonunda dijital bir mühür duruyordu.
Λ-23 durdu, gözleri sistemin içinde bir yerlere bakıyor gibiydi.
“Bu mühür... organik tanıma istiyor,” dedi.
“Organik derken?” diye sordum.
“Lambda sisteminde sadece yüksek rütbeli kurucuların DNA’sı bu kapıları açabilir.”
Gözlerim Yaman’a kaydı.
Yaman, hiç şaşırmadan ceketinin iç cebinden küçük bir cam tüp çıkardı.
İçinde koyu kırmızı bir sıvı vardı.
“Senin DNA’nın burada işi ne?” dedim kısık sesle.
“Burası benim de geçmişim, GLK. Unutma, bir zamanlar bu sistemin içindeydim. Şimdi onu yok etmeye geldim.”
Λ-23 tüpü aldı, cihaza yerleştirdi.
Mühür açıldığında içeriden ağır bir rüzgâr gibi zaman aktı. Pas kokusu, çürümüş plastik, ve bir de... hafıza.
Burası artık bilgi değil, günah barındırıyor.
İçeri girdiğimizde İlay hemen çevreyi taradı. “Bu bir laboratuvar değil,” dedi. “Burası… bir tür arşiv mezarlığı.”
Duvarlar boyunca dizilmiş devasa disk kasetleri, yığın yığın analog cihazlar, ve havada dans eden statik elektrik.
Sistemin dijital belleği burada, analog kasalarda tutuluyordu. Çünkü dijital her şey silinebilir; analog ise yakılmadan ölmezdi.
Λ-23 bir terminale yaklaştı.
“Veri eşlemesi başlatılıyor,” dedi.
İlk kez sesi mekanik değil, bir çocuğun dikkatli konuşmasına benziyordu.
Yaman göz ucuyla bana baktı.
“Bu kayıtlar arasında bizim geçmişimiz de olabilir.”
Ben başımı salladım. “Ya da bizim için hazırlanmış tuzaklar.”
Nara bir anda dev bir diskin önüne geçti.
“Bu şey hala çalışıyor mu?”
Elini bir düğmeye bastı. Makine hırıltıyla uyanırken, duvardaki hoparlörlerden eski bir ses yankılandı:
> “Karantina protokolü devrede. Kimlik doğrulama başarısız.”
Nara omuz silkti. “Ben sadece düğmeye bastım yahu!”
Kapının üzerindeki ışık kırmızıya döndü.
“Sanırım vaktimiz azaldı,” dedim.
Λ-23’in sesi yeniden geldi.
“Bazı verileri açabiliyorum. İzinsiz girişten dolayı sistem beni sınırlıyor ama... bir şey buldum. Bir kayıt. Kod adı: Proje Lazarus.”
Yaman bir adım yaklaştı.
“Projeyi aktif eden ben değildim.”
İlay bana döndü. “Ne demek bu?”
“Lazarus… ölüleri geri getirme mitidir,” dedim. “Ama Lambda’nın niyeti farklı olabilir. Onlar ölen sistemleri bile ayakta tutmak ister. Gerekirse hayaletleri bile besleyerek.”
Λ-23 başını çevirdi.
Bakışı neredeyse... üzgündü.
“Bu projede ben de varım.”
Bir sessizlik oldu.
O an, Λ-23'ün gözlerindeki ışık farklı yanıp söndü.
Sanki pişmanlık sinyalleriyle.
Sanki insan.
> “Ben bir veriydim. Ama şimdi bir hafızayım.”
Kalbim sıkıştı.
Λ-23 bir ekrana kayıt yansıttı.
Sarsak bir görüntü. Sisli bir laboratuvar. Bir adam bağırıyor: “Zihnini parçalarsak ruhu kalır mı?!”
Yaman videoyu durdurdu.
“Yeter. Daha fazlasını bilmek istemiyorum.”
Ben sustum.
Çünkü içimde bir başka parçanın uyanmakta olduğunu fark ettim.
Beni Lambda’ya bağlayan sadece görev değil... kan olabilir miydi?
---
Tam o sırada yukarıdan sarsıntı geldi.
Bir patlama. Ardından alarm.
“Bizi buldular,” dedi İlay.
Kapılar tekrar kilitlenmeden çıkmamız gerekiyordu.
“Bu kayıtları alabilir misin?” diye Λ-23'e sordum.
“Bir kısmını aktarabilirim. Ama tamamı için burayı savunmam gerek.”
“Nara?” dedim.
O çoktan sırt çantasından bir avuç patlayıcı çıkarmıştı.
“B planı her zaman elimizde GLK.”
“Beni bir daha GLK diye çağırırsan...” dedim, nefes nefeseyken.
“Biliyorum biliyorum... beni buraya gömersin,” dedi kıkırdayarak.
İlay yaklaştı.
“Hadi,” dedi. “Çıkmamız gerek. Birlikte.”
Göz göze geldik.
Artık gözlerinde sadece görev değil, sıcaklık da vardı.
“Sen... bana güveniyorsun artık,” dedim.
“Güven değil bu,” dedi. “Yanındayım çünkü olmak istiyorum.”
Dışarı çıkarken Lambda sisteminde bir kırılma daha oldu.
Λ-23 arkamızdan baktı.
Yüzü yoktu ama… yüzünden daha çok şey anlatıyordu.
---
Ve karantina arşivleri arkamızda kalırken, Lambda ilk defa içinden bir parçasını kaybetti.
Biz ise, ilk defa bir parçamızı içeride bıraktık.
Dışarı çıktık. Arkamızda kapanan metal kapı, Lambda'nın kalbine vurulmuş bir mühür gibiydi artık. Bir süre kimse konuşmadı. Nefeslerimiz hâlâ içerideki tozla doluydu.
Sokağın köşesinde bir taksi durdurduk. İçeri sıkışırken herkes kendi düşüncesine gömüldü.
Λ-23 bagajda, sistemden söküp aldığı verileri sarılı disklerle birlikte sessizce uyuyordu.
Nara camdan dışarıya bakıyor, muhtemelen patlatamadığı bir şeyin hayalini kuruyordu.
Yaman hâlâ avuç içindeki bandaja bakıyor, sanki orada geçmişinin cevabını bulacakmış gibi.
İlay ise yanımdaydı. Yanımda ama uzakta.
Bir şey demiyordu. Zaten konuşacak bir şey de kalmamıştı. O karantina odasında bir parçamız kalmıştı sanki, ne desem yankılanmayacaktı.
Taksinin içindeki radyo bozuktu. Arada bir statik sesler ve yarım şarkı sözleri duyuluyordu.
Şöför aynadan bir kere bile bakmadı bize. Belki de Lambda’dan çıkanları görmemesi gerektiğini biliyordu.
Kendi evime gidiyorduk.
Ama ev... artık o kadar uzak, o kadar yabancı geliyordu ki.
Sanki oraya dönmek, kendime ihanet gibiydi.
Yine de, işte oradaydık.
Sokak lambaları titriyordu. Taksi durdu.
Hiçbirimiz "iyi geceler" demedi.
Sadece sustuk.
Çünkü bazen sessizlik, geride kalan çığlığın yankısıdır.
