10. bölüm · LAMBDA'NIN KÜLLERİ
10. Bölüm - Unutulnalrın Altında
10. Bölüm – “Unutulanların Altında”
Zemin 14 kat aşağıdaydı. Lambda’nın karanlık kalbine inmeye karar verdiğimizde, aklımızda plan yoktu. Sadece yanan bir şey vardı: Gerçeği ortaya çıkarmak. Ve bu kez, geri dönmek gibi bir şey olmayabilirdi.
Asansör bozulmuştu. Yani kendimizi eski kablolarla aşağıya indirirken bulduk. Metal soğuk, karanlık yutkunuyordu. Yaman yanımda sıkı sıkıya tutunurken iç geçirdi:
> “Dünyanın sonu gelmiş, biz hâlâ bedava ölüm için tırmanıyoruz. Saçmalık.”
Ona dönüp bakmadım. Ama gülmedim de. Bu defa, hiçbirimiz için şaka değildi.
Lambda'nın alt katları — Protokol Odaları, Eski Çekirdek, Arşiv Mezarı... hepsi sanki kasıtlı olarak unutturulmuştu. Resmî hiçbir kayıtta geçmiyordu. Ama Yaman’ın sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyor:
> “Gerçeği gömmediler. Aşağıya kilitlediler.”
İlay yukarıda kalmıştı. Λ-23 ile birlikte. Nara ise... Nara sessizce peşimizdeydi. Bu alışıldık birşey değildi. Küçükkende hep aklı meşkul olduğunda susardı sadece.
Bazen onu duyuyordum. Karanlıkta, kendi kendine konuşurken:
> “Burası... burada başlamıştı. Kan da burada aktı. Ama neden gülümsüyorum ki? Saçmalama Nara... saçmalama.” gerçekten deliydi. Ama tatlı bir deli. Tuhaf bir şekilde, o deliliğin içinde mantık vardı.
Kat -11’de durduk.
Yaman kablonun ucundan kendini platforma attı. Ardından ben, sonra Nara. Kapalı bir tünel, paslanmış borular, duvarlara işlenmiş eski sistem damgaları.
Duvara “Σ-0” kazınmıştı. Bir sembol. Ama ben tanıyordum.
Geçmişimin dosyalarında, o sembol silinebilir tehlikeler sınıfına aitti.
> “Yaman... burası ne?”
O suskunlaştı.
Sonra duvara dokundu. Parmak uçlarıyla paslı sembolü izledi.
> “Burası... ilk test alanıydı. Denek 0 burada doğdu.”
“Denek 0 diye bir şey yoktu. Arşivde kayıt yok.”
“Çünkü arşiv yalan söyledi. Gece… Denek 0 bendim.”
Zaman dondu. Gerçek, karanlık kadar ağırdı.
> “Sen...?”
> “Ben sistemin ilk hatasıydım. İlk çözümüydüm. Ve sonunda ilk tehdit ilan edildim.”
Yaman geriye çekildi. Ellerini ceplerine soktu. Sanki söylediklerinin büyüsünden kaçmak istiyor gibiydi. Ama karanlık, itirafları duymuştu. Ve bir kere duydu mu, bırakmazdı.
Nara, yere çömelmişti. Bir elinde küçük bir bıçak, diğerinde paslanmış bir çelik parçası. İkisini birbirine vuruyordu, tiz bir tıkırtı yankılanıyordu duvarlarda.
Sonra başını bana çevirdi. O çılgın bakışı vardı yine — ama bu defa, sanki bilinçli bir çılgınlık. Hesaplı bir delilik.
> “Biliyor musun Gece,” dedi, sesi fazlasıyla sakindi, “buraya gelirken, içimden ‘Belki sonunda biraz huzur buluruz’ diye geçirmiştim. Meğer huzur dediğin şey... eski boruların pasıyla kaplıymış.”
Omuz silktim.
> “Ben de ummuştum ki, bu sefer bir görevde kafamda bağıran bir deli olmaz.”
Nara, bıçağı duvara sapladı.
> “Ay canım benim. Kafanda sadece ben mi bağırıyorum sanıyorsun? İçerideki tüm sesleri saysak, Lambda’nın veritabanı çöker.”
> “Senin kafanı açsak, içinden kaç tane Nara çıkar acaba?”
Bir an durdu. Başını eğdi.
> “Vallahi ben de bilmiyorum. Ama biri kesin müzisyen. Sürekli keman sesi var orada. Gerçi belki de bu boruların uğultusudur. Ya da ölülerin senfonisi.”
Gülümsedim.
İstem dışı, gerçek bir gülümsemeydi bu.
Yaman hafifçe kaşını kaldırdı ama bir şey demedi.
Nara yerden kalktı. Gözlerini kısarak bana baktı.
> “Sen de değişmişsin Gece. Eskiden seni güldürmek için üç ceset ve iki patlama gerekirdi.”
Sesizce mırıldandım:
> “Şimdi tek bir delinin cümlesi yeterli oluyor.”
> “İltifat mı aldım az önce? Dur, kalbim atıyor. Hayır hayır, dur, o ses Lambda'nın jeneratöründen geliyormuş. Kalbim değilmiş.”
> “Eğer senin kalbin gerçekten çalışsaydı, sistem seni çoktan sigortalı yapardı.”
Gülüştük.
Ama sesimiz, paslı duvarlarda boğuldu.
Karanlık bile bizi ciddiye almamıştı.
Nara hâlâ bıçağını döndürüyordu parmaklarının arasında.
Ben duvara yaslandım. Yaman sessizliğe gömülmüştü, kendi gölgeleriyle boğuşuyordu.
> “Biliyor musun,” dedi Nara, “bazen düşünüyorum… eğer delirmeseydim, şimdi muhasebeci falan olurdum herhalde. Sıkıcı ama huzurlu. Rakamlarla konuşurdum, seslerle değil.”
> “Ve biz de seni tanımazdık. Ne kayıp ama.”
> “Haklısın. Hayatınız çok daha huzurlu olurdu. Ama itiraf et Gece, biraz eğleniyorsun. Mesela şu an bu lanet tünelin ortasında, geçmişi olmayan iki insanla birlikte bekliyorsun. Hangi terapi bunu verir?”
> “Seninle geçirilen her dakika, bana ölmemenin bir tür ceza olduğunu hatırlatıyor.”
Tam o anda, arkadan tiz bir çatlama sesi duyduk.
Bıçak gibi bir ses – metalin metalle kesiştiği, bir şeyin kırıldığı ses.
Yaman refleksle dönüp silahına uzandı. Ben dizlerimi kırıp yere çöktüm.
Nara?
Sadece başını kaldırdı ve gülümsedi.
> “Misafirlerimiz gelmiş.”
Gölgeler içinden ayak sesleri yükseldi. Düzensiz, paniklemiş, ama bilinçli.
İlay, neredeyse düşecek gibi koşturuyordu. Arkasında Λ-23 vardı, yüzü her zamanki gibi ifadesizdi ama gözleri... yanıyordu.
> “Ne—”
> “Durmayın!” diye bağırdı İlay. “Sistem aktifleşti! Burası tetiklenmiş—”
Tam cümlesini bitiremeden, tünelin tavanında eski tip bir holografik projektör parladı.
Kısa bir vızıltı.
Sonra yankılanan, boğuk bir ses:
> “Yetkisiz erişim tespit edildi. Protokol: Lazarus devreye alınıyor.”
Yaman ile aynı anda küfrettik.
> “Hayır… bu sistem hâlâ çalışıyor olamazdı!”
Nara, hiçbir şey olmamış gibi ellerini beline koydu.
> “Lazarus mu? Harika. Dirilen protokoller. Biz zaten ölü gibiydik, şimdi tekrar doğuyoruz. Fatura kime kesilecek?”
> “Ciddileş Nara!” diye hırladım.
> “Ben hep ciddiyim. Yalnızca mizahım fazla ölü.”
Tünelin bir köşesi çatırdadı. Metal sürtünme sesleri…
Yavaşça bir panel açıldı. İçinden çıkansa, bir varlık değildi — ama ondan daha tehditkârdı:
Eski bir kayıt kümesi.
Lambda Nexus’un en eski deney görüntüleri, henüz sistemin insanı silmeye karar vermediği dönemden kalma.
> Λ-23 ilk kez kıpırdadı. Fısıltı gibi bir sesle konuştu:
“Burada... benim doğumum kayıtlı.”
Gerilim, duvarların arkasından sızmaya başladı.
Ve hepimizin yüzünde aynı şey vardı artık:
Geçmişle yüzleşmenin zamanının geldiği korkunç kabul.
Nara yana dönüp bana fısıldadı:
> “Bir planın var mı?”
> “Hayır.”
> “Harika. O zaman doğaçlama öleceğiz.”
O anda Nara’nın sesi yükseldi, tiz ve kırık:
> “Ahh! Hatırladım! İlk prototip! Asla yaşamasına izin verilmemeliydi ama işte buradasın. Yaman Atlas Arel... ya da Σ-0.”
Kelimeler yerini sessizliğe bıraktı.
Bedenimden soğuk ter süzüldü.
Ben neyle yürüyordum bu karanlığa?
Ve asıl soru:
Kiminle?
Sizin favori karakteriniz kim oldu?
