11. bölüm / 13
KARANLIKTA KALANLARMASA VE HANÇER
Bölümler 13Şu an: MASA VE HANÇER
- 1 YANGININ DÜŞTÜĞÜ YER588 kelime
- 2 ZEHİRLİ SIĞINAK536 kelime
- 3 BİR RUHUN İNFAZI516 kelime
- 4 YIKINTILARIN ARASİNDAKİ OMUZ667 kelime
- 5 BAZI KAPILAR KANLA AÇILIR583 kelime
- 6 KANLI DÜĞÜM518 kelime
- 7 GEÇMİŞİN GÖLGESİ VE BÜYÜK HESAP665 kelime
- 8 KANLI HASAT660 kelime
- 9 KAN VE KOKU489 kelime
- 10 BİR EŞİK,İKİ YOL607 kelime
- 11 MASA VE HANÇER561 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 KANLA YAZILAN KADER574 kelime
- 13 ZİRVEDEKİ SOĞUK513 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
11. BÖLÜM
sahildeki o lüks, karanlık yalının önünde arabadan indim. Boğaz’ın sert rüzgârı yüzüme çarparken suyun siyahlığına baktım. İstanbul dışarıdan bakınca ışıl ışıldı ama bu ışıkların altında devasa bir leş kokusu yatıyordu.
Büyük patron... Yer altı dünyasında adı sadece fısıltıyla anılan, babaların bile önünde düğme iliklediği adam: Haşmet Barlas.
Ceketimin içindeki silahın ağırlığını kontrol ettim. Buraya bir teslimiyet için gelmemiştim. Haşmet Barlas denen o adam kim olursa olsun, beni bu masada yem yapamayacaktı. Sarı Kenan beni tek başıma yollamıştı ama zihnimdeki plan netti: Masayı devirecek, ve Haşmet barlası alt etmekti..
Yalının ağır ahşap kapısından içeri girdiğimde üç koruma beni tepeden tırnağa aradı. Silahımı aldılar. İstifimi bozmadım; bir adamın en tehlikeli silahı belindeki değil, zihnindekidir.
Geniş, deri koltuklarla kaplı, Boğaz manzaralı devasa salona adımladım. Masanın başında, elindeki viski kadehini hafifçe sallayan, saçı sakalı kırlaşmış ama gözlerinden zehir akan bir adam oturuyordu. Haşmet Barlas.
— Gel bakalım Cenk, dedi. Sesi, yılların acımasızlığıyla törpülenmiş, boğuk bir tondu.
— Otur.
Karşısındaki deri koltuğa geçtim. Dik durdum, gözlerimi bir an bile gözlerinden kaçırmadım.
— Beni ayağına tek çağırmışsın Haşmet Bey, dedim, sözlerimi esirgemeyerek.
— Racon böyledir belki ama ben buraya pazarlık yapmaya ya da diz çökmeye gelmedim.
Haşmet Barlas hafifçe gülümsedi. Kadehinden bir yudum aldı, sonra öne doğru eğildi. Yüzündeki o alaycı ifade yerini buz gibi bir ciddiyete bıraktı.
— Sen buraya beni alt etme planlarıyla geldin, değil mi evlat? dedi.
— İçindeki o öfkeyle, belindeki silahın gücüyle beni bu masada bitirebileceğini sandın.
Kaşlarımı çattım. Niyetimi bu kadar açık okuması göğsümdeki gergiliği artırdı.
— Ama gözlerin kör Cenk, dedi Haşmet Barlas, elindeki kadehi masaya sertçe bırakarak.
— Sen sokakta dövüşüyorsun ama arkandaki adamlar senin mezarını kazıyor.
— Ne demek istiyorsun?
Haşmet Barlas çekmecesinden kalın, sarı bir zarf çıkarıp masanın üzerine, tam önüme fırlattı.
— Aç bak.
Zarfı aldım. İçinde Sarı Kenan’ın kendi el yazısıyla yazılmış sevk irsaliyeleri, Haliç’teki o çatışmanın ihbar belgeleri ve benim üzerime yıkılmış infaz emirleri vardı.
— Kenan... dedim fısıltıyla.
— Sarı Kenan için sen sadece bir araçtın Cenk, dedi Haşmet Barlas. Sesi salonda bir idam kararı gibi yankılandı.
— Alacakları topladın, Haliç’teki rakiplerini temizledin, benim adamlara gözdağı verdin... Kenan senin sayende piyasadaki gücünü katladı. Ve şimdi, son hamlesine geldi sıra. Senden kurtulmak.
Zihnimde parçalar aniden birleşti. Kenan’ın beni buraya yalnız yollaması, tek başına patronun karşısına çıkartması...
— Ben bugün seni buraya çağırmasaydım Cenk, dedi Haşmet Barlas gözlerimin içine baka baka.
— Sarı Kenan’ın sana kuracağı kumpas ile bu gece bu yalıdan çıkışta adamları tarafından vurulup bir çöp konteynerine atılacaktın. Suçu da benim üzerime yıkıp üzerimden büyük bir savaş başlatacaktı.
Kanım dondu. Beynimde koca bir fırtına koptu.
Babamdan yediğim kazık, Kardeşimin ölümü,Esra’nın ihaneti ve şimdi de "abi" dediğim, arkasında ölüme yürüdüğüm Sarı Kenan’ın kahpeliği... Bu şehirdeki herkes mi satılıktı? Herkes mi arkadan vurmaya yeminliydi?
Haşmet Barlas ayağa kalktı. Camın kenarına yürüdü, ellerini arkasında birleştirdi.
— Kenan seni bir piyon gibi kullandı ve işi bitince tahtadan silmek istedi. Ama ben sende başka bir şey görüyorum Cenk. Gözlerindeki o yangını, kaybedecek hiçbir şeyi olmayan o adamı görüyorum. Şimdi sana tek bir soru soracağım...
Arkasını döndü. Bütün heybetiyle üzerime baktı:
— Şimdi söyle... Benimle misin? Yoksa seni o köpeğin önüne yem olarak atayım mı?
Sessizlik salonu kapladı. Ellrim kenetlendi. İçimdeki son merhamet, son güven kırıntısı da o an o masanın üzerinde can verdi.
Ayağa kalktım. Haşmet Barlas’ın gözlerinin içine baktım.
— Kenan’ın kellesini ben alacağım, dedim buz gibi bir sesle.
— Sonra seninle ne yapacağımızı konuşuruz...
Bölüm etkileşimi
