6. bölüm / 13
KARANLIKTA KALANLARKANLI DÜĞÜM
Bölümler 13Şu an: KANLI DÜĞÜM
- 1 YANGININ DÜŞTÜĞÜ YER588 kelime
- 2 ZEHİRLİ SIĞINAK536 kelime
- 3 BİR RUHUN İNFAZI516 kelime
- 4 YIKINTILARIN ARASİNDAKİ OMUZ667 kelime
- 5 BAZI KAPILAR KANLA AÇILIR583 kelime
- 6 KANLI DÜĞÜM518 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 GEÇMİŞİN GÖLGESİ VE BÜYÜK HESAP665 kelime
- 8 KANLI HASAT660 kelime
- 9 KAN VE KOKU489 kelime
- 10 BİR EŞİK,İKİ YOL607 kelime
- 11 MASA VE HANÇER561 kelime
- 12 KANLA YAZILAN KADER574 kelime
- 13 ZİRVEDEKİ SOĞUK513 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
6. BÖLÜM
Dolapdere’nin dik, karanlık yokuşundan aşağı inerken sokak lambalarının cılız ışığı etrafı zor aydınlatıyordu. Yağmur durmuştu ama asfalt hâlâ nemliydi; üzerimden yayılan buhar, gecenin soğuk havasına karışıyordu. Sarı Kenan’ın yanıma kattığı iki adam boynu dövmeli Rıza ve iri kıyım Volkan tek kelime etmeden arkamdan geliyordu.
Ellerim ceketimin ceplerindeydi. Sağ cebimde, Rıza’nın yola çıkmadan önce elime tutuşturduğu soğuk demirin ağırlığını hissediyordum. Bir sustalı... Hayatımda hiç kimseye bıçak çekmemiştim ama o an, cebimdeki o metal parçası sanki bedenimin bir uzantısı gibiydi.
— Emlakçı Seyfi’nin mekânı şurası, dedi Rıza alçak sesle. İleride, kepenkleri yarıya kadar indirilmiş, tabelası sönük bir dükkânı işaret ediyordu.
— İçeride en az üç döküntü adamı vardır. Seyfi çakaldır Cenk, tatlı dille para vermez. Kenan Abi'nin adını duyunca bile çamura yatar.
— Çamura yatarsa, çamurun içine gömeriz, dedim. Sesimdeki soğukkanlılık Rıza’yı bile şaşırttı.
Kepengin altından süzülen sarı ışığa doğru adımladım. Eğilip kapıyı sertçe iterek içeri girdik. İçerisi ağır bir ucuz tütün ve bayat çay kokuyordu. Masanın etrafında oturan üç adam, kapının açılmasıyla ellerini refleksle bellerine götürdü. Masanın başında oturan, göbekli, kel ve gözleri açgözlülükle parlayan adam Seyfi’nin ta kendisiydi.
— Ooo, Rıza? dedi Seyfi, pişkince sırıtarak sandalyesinde geriye yaslandı.
— Kenan Abi eniklerini mi yolladı bu saatte? Ne o, alacak tahsilatına mı geldiniz?
Rıza tam lafa girecekti ki önünü kestim. Adımlarımı doğrudan Seyfi’nin masasına doğru attım. Masanın üzerindeki çay bardağını tek bir hareketle yere savurdum. Cam kırıkları odada çınlarken Seyfi’nin adamları ayağa fırladı.
— Ulan sen kimsin piç?! dedi adamlardan biri belinden silahını çıkarmaya çalışırken.
Düşünmedim bile. İçimdeki o günlerdir biriken nefret, yangın olup patladı. Masanın üstünden atlayıp adama bodoslama daldım. Adamın silahı çekmesine fırsat vermeden boğazını sıkıp duvara çarptım. Cebimdeki sustalıyı tek bir hareketle açıp adamın çenesinin altına dayadım.
— Kımıldarsan boğazını delerim, dedim hırlayarak.
Odadaki herkes donup kaldı. Seyfi’nin yüzündeki o piç gülüşü bir anda silindi, yerini saf bir dehşete bıraktı. Rıza ve Volkan da diğer iki adamı hamle yapamadan yere sermişti zaten.
— Cenk... Dur lan! dedi Rıza arkadan.
— Sadece parayı alacağız!
Adamı kenara savurup doğrudan Seyfi’nin tepesine dikildim. Masadaki ağır cam küllüğü alıp Seyfi’nin masaya dayalı duran elinin üzerine bütün gücümle indirdim. Seyfi’nin çığlığı dükkânın duvarlarında yankılandı.
— Ahhh! Parmağım! Ulan öldürecek bu beni! Dur yapma!
— Kenan Abi’nin parasını ver Seyfi, dedim buz gibi bir sesle. Çenesini tutup yüzünü kendime çektim.
— Yoksa bu gece buradan senin cesedini çıkarırlar.
Seyfi kanlı elini tutarak titreyen diğer eliyle masanın altındaki kasayı açtı. Deste deste parayı masanın üzerine fırlattı.
— Al! Al hepsini! Lanet olsun, al git dükkanımdan!
Paraları çantaya doldururken Seyfi’nin yüzüne son bir kez baktım. Ağlıyordu. Birkaç gün önce Esra’nın karşısında ağlayan benim gibi, babasının karşısında ezilen benim gibi... Ama bu sefer kurban ben değildim.
Dükkandan çıktığımızda İstanbul gecesi yüzüme soğuk bir tokat gibi çarptı. Rıza yanıma yaklaşıp omzuma vurdu.
— Ulan Cenk... Sende ne cehennem varmış be kardeşim. Kenan Abi seni çok sevecek.
Cevap vermedim. Çantayı Rıza’ya uzattım. Ellrime baktım; yine kanlıydı, yine kirlenmişti. Ama bu sefer o kan benim değil, başkasınındı.
Gece yarısı Leyla’nın evine döndüğümde Leyla kanepede uyuya kalmıştı. Üzerine bir battaniye örttüm. Yüzündeki o masum ifadeye baktım.
Ben bu bataklığa batıyordum, evet. Ama onu bu bataklıktan uzak tutucaktım....
Bölüm etkileşimi
