KARANLIKTA KALANLAR kitap kapağı

8. bölüm / 13

KARANLIKTA KALANLAR

KANLI HASAT

Vaveyla Yazarı: 𝑹𝒆𝒊𝒂𝒏𝒂 ⭐

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: KANLI HASAT

8. BÖLÜM

Sarı Kenan’ın gizli deposunda hava cıva gibi ağırdı. Masanın etrafında toplanmış altı adam, sessizce Kenan Abi’nin ağzından çıkacak sözleri bekliyordu. Kasımpaşa, Beyoğlu ve Kadıköy hatlarındaki tüm gayrimeşru güç dengeleri sarsılıyordu.

—o torbacı piçin bağlı olduğu çete bizim bölgeye sızmaya, mekanları basmaya başlamıştı.

Kenan Abi masanın üzerindeki kağıtlara bakıp elindeki tesbihi masaya fırlattı.

— Bu itler sınırı aştı, dedi boğuk ve sert sesiyle.

— Geçen gece bizim depoyu kurşunlamışlar. Benim rızam olmadan bu sokaklarda kuş bile uçamaz. Cenk!

— Buradayım abi, dedim gölgeden öne çıkarak.

— O mekânı biliyorsun. Bu gece o piçlerin toplandığı liman arkasındaki depoya basacağız. Yanına Rıza’yı ve en gözü kara sekiz adamı al. O depoda taş üstünde taş, o şerefsizlerden de tek bir nefes alan bırakmayacaksın.

Gözlerim karardı. Göğsümdeki o eski sızı yerini katı, acımasız bir taş parçasına bırakmıştı.

— Emrin olur abi, dedim.

— Hesabı tamamen kapatacağım.

Gece yarısı saat ikiydi. Haliç kıyısındaki eski, terk edilmiş depolarından birinin önünde üç siyah araç farları kapalı vaziyette durdu. Yağmur yeniden atıştırmaya başlamıştı. Rıza yanımda durmuş, belindeki şarjörü kontrol ediyordu.

— Cenk, dedi Rıza alçak sesle.

— İçerideler. En az on kişi var. O torbacı dediğin piç de içeride, istihbarat sağlam.

— O herifi bana bırakacaksın Rıza, dedim.
— Sadece bana.

Araçlardan indik. Yağmurun altında, sessiz adımlarla deponun paslı sac kapısına doğru ilerledik. Rıza’nın adamlarından biri kapının kilidini ağır bir demir makasıyla kesti. Kapı gıcırtıyla aralandığında içeri ilk adımı ben attım.

İçeride ağır bir rutubet, ucuz alkol ve toz kokusu vardı. Deponun ortasındaki varilin içinde yanan ateş, etraftaki adamların gölgelerini duvara devasa cüsseler olarak düşürüyordu. Esra’nın sevgilisi olacak herif, masanın başında içki bardağını çevirerek adamlarına talimat veriyordu.

— Şov bitti , dedim karanlığın içinden gür bir sesle.

Depodaki herkes bir anda donakaldı. Herifin gözleri beni gördüğü an dehşetle açıldı.

— Saldırın lan! Vurun şunları! diye haykırdı.

O andan sonrası tam bir kıyametti. Silah sesleri deponun yüksek tavanında yankılandı. Namlulardan çıkan alevler karanlığı yırttı. Rıza ve adamlarımız içeri dalarak ateşe karşılık verdi. Çatışmanın gürültüsü, mermi kovanlarının betona düşerken çıkardığı şıngırtılar ve yaralananların çığlıkları birbirine karıştı.
Mermiler başımın üstünden geçerken ben sadece tek bir hedefe kilitlenmiştim. Bacaklarıma kenetlenen o nefretle doğrudan masanın arkasına doğru koştum. Önüme çıkan ilk adamı göğsünden vurup kenara savurdum.
Esra’nın sevgilisi arkaya doğru kaçmaya çalışıyordu. Yağlı paslı konteynerlerin arasından sıyrılıp kaçmaya çalışırken arkasından yetiştim. Ceketinin yakasından tutup bütün gücümle beton zemine savurdum.
Adam sırtüstü düşüp acıyla feryat etti. Yüzü gözü toz ve kan içindeydi. Belindeki silahı çekmeye çalıştı ama botumun tabanıyla eline bastım. Kemiklerinin kırılma sesi deponun gürültüsünde bile duyuldu.

— Ahhh! Yapma! Cenk dur! Ne istersen veririm! dedi yalvararak, geriye doğru sürünmeye çalışırken.

Üzerine çöktüm. Yaka paça tutup duvara yapıştırdım. Yüzüne baktığımda, o gece Esra’nın yatak odasında gördüğüm o kibirli adamdan eser kalmadığını gördüm. Karşımda sadece ölüm korkusuyla titreyen bir solucan vardı.

— O gece beni mahvettiğinizi sanıyordunuz, değil mi? dedim fısıltıyla, silahın soğuk namlusunu alnının ortasına dayayarak.

— Beni öldürmediniz ... Beni bir canavara dönüştürdünüz.

— Cenk... Esra beni zorladı yemin ederim! O kızın fikriydi her şey! Beni o kandırdı! dedi ağlayarak. Karısını, sevgilisini, her şeyini bir saniyede satacak kadar alçaktı.
Gülümsedim.

— İkiniz de aynı lağımın içindesiniz. Ve o lağım bu gece kuruyor.

Silahın kabzasıyla yüzüne öyle şiddetli vurdum ki adam kendinden geçip yere yığıldı. Öldürmedim. Onu öldürmek çok kolay bir kurtuluş olurdu. Onu ve Esra’yı İstanbul’un bu karanlığında, beş parasız ve çaresizce kaçarken izlemek benim için en büyük intikamdı.

Çatışma bitmişti. Depodaki adamların çoğu kaçmış, kalanlar ise etkisiz hale getirilmişti. Rıza yanıma geldi, nefes nefeseydi.

— Cenk! İyi misin?

— İyiyim Rıza, dedim silahı cebime koyarken.

— İş bitti.

Depodan çıktığımızda gece en koyu siyahına bürünmüştü. Yağmur yüzümdeki ter ve barut kokusunu yıkarken derin bir nefes çektim. Telefonumu çıkardım. Ekranda Leyla’dan gelen bir mesaj vardı:
"eve ne zaman geleceksin? Çorba yaptım, seni bekliyorum."
O mesajı okuduğum an içimdeki o yırtıcı canavar yavaşça geriledi. Bu şehirde beni tutan tek bağ, o kızın masumiyetiydi.
İstanbul’un bu kanlı caddelerinde bir imparatorluk kuruyordum belki ama o imparatorluğun tek amacı, Leyla’yı bu kirli dünyadan uzak tutmaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.