9. bölüm / 13
KARANLIKTA KALANLARKAN VE KOKU
Bölümler 13Şu an: KAN VE KOKU
- 1 YANGININ DÜŞTÜĞÜ YER588 kelime
- 2 ZEHİRLİ SIĞINAK536 kelime
- 3 BİR RUHUN İNFAZI516 kelime
- 4 YIKINTILARIN ARASİNDAKİ OMUZ667 kelime
- 5 BAZI KAPILAR KANLA AÇILIR583 kelime
- 6 KANLI DÜĞÜM518 kelime
- 7 GEÇMİŞİN GÖLGESİ VE BÜYÜK HESAP665 kelime
- 8 KANLI HASAT660 kelime
- 9 KAN VE KOKU489 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 BİR EŞİK,İKİ YOL607 kelime
- 11 MASA VE HANÇER561 kelime
- 12 KANLA YAZILAN KADER574 kelime
- 13 ZİRVEDEKİ SOĞUK513 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
9. BÖLÜM
Depodaki barut kokusu ve yarım kalmış intikamın harareti hâlâ genzimi yakıyordu. Rıza’yı ve diğer çocukları Haliç kıyısında bırakıp tek başıma yola koyuldum. Kadıköy’ün ara sokaklarına giren son vapurun güvertesinde, rüzgârın yüzüme savurduğu deniz suyuna bıraktım zihnimdeki gürültüyü. Leyla’nın "Çorba yaptım, seni bekliyorum" mesajı cebimde bir pusula gibi duruyordu. O eve, o temiz sığınağa varmak; ellerimdeki bu hayali kan lekelerinden arınmak istiyordum.
Sokağın başına geldiğimde gece yarısını çoktan geçmişti. Sokak lambalarından biri yanıp sönüyor, caddenin ortasına düzensiz gölgeler düşürüyordu. Leyla’nın oturduğu binanın dış kapısına birkaç adım kalmışken, sokağın karanlık köşesindeki bir ağacın arkasından bir karaltı ayrıldı.
Adımlarımı yavaşlattım. Elim refleksle belimdeki kılıfın soğuk demirine kaydı.
Ancak gölgeden sıyrılıp üzerime doğru koşan beden bir düşman değildi. Üzerinde sırılsıklam olmuş ince bir trençkotla, saçları yüzüne yapışmış, gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüş Esra’ydı.
— Cenk! Cenk lütfen dur!
Daha ne olduğunu anlayamadan, bütün vücuduyla göğsüme çarptı. Kollarını belime doladı. Sarılışı o kadar hırslı, o kadar çaresizceydi ki, bir an dengemi kaybedecek gibi oldum. Yüzünü göğsüme gömdü, hıçkırıkları gecenin sessizliğini bıçak gibi kesti.
— Özür dilerim... Yemin ederim çok özür dilerim Cenk! Lütfen itme beni, lütfen dinle! Yalvarırım affet beni!
Vücudum bir anlığına taş kesildi. Ellerim havada kaldı. İçimdeki o yırtıcı canavar, "İt şunu, at sokağın ortasına" diye kükrüyordu. İki elimle omuzlarından tutup onu göğsümden söküp atmak, o acımasızlığın içine geri fırlatmak istedim.
Ama yapamadım.
Tam onu itmek için hamle yaptığım o saniyede, zaman durdu.
Saçlarından, teninden yükselen o koku... Aylar boyunca "benim cennetim, benim sığınağım" dediğim, geceleri kabuslarımdan uyanırken sığındığım o vanilya kokusu burnuma çalındı. İçimi kavuran, özlemle yakıp yıkan o tanıdık, mahvedici koku...
Kollarım kasıldı. Parmaklarım omuzlarındaki kumaşı sıktı ama itmedi.
— Sen... Sen ne hakla buradasın? dedim. Sesim bir hırıltı gibi, kırık dökük çıktı.
— Mahvoldum ben Cenk... dedi Esra, başını kaldırıp gözlerimin içine bakarak. Yüzü ıslaktı, gözyaşları yağmur suyuna karışıyordu.
— O adama gittiğim her gün kendimden tiksindim. Senin gibi kimse sevmedi beni, senin gibi kimse bakmadı gözlerime... Korktum, bu şehrin karanlığından korktum ve bir hata yaptım. Yanına gelmeye yüzüm yoktu ama o geceden beri her gün öldüm ben!
Sokak lambasının cılız sarı ışığı altında yüzüne baktım. Gözlerimin dolduğunu, görüşümün bulanıklaştığını hissettim. Bir damla sıcak yaş, şakağımdan süzülüp çeneme doğru kaydı. O kokuyu ne kadar çok özlediğimi, o kokunun arkasına sakladığım o eski, masum Cenk’i ne kadar çok aradığımı o an anladım. İçimdeki nefret ile gururumu kıran o devasa sevgi birbirine girdi; göğsümün ortasında koca bir yangın patladı.
— Beni mahvettin Esra... dedim, gözlerimden süzülen yaşları gizleyemeyerek.
— Beni o gece o odada öldürdün sen.
— Biliyorum, biliyorum... Affet beni, ne olur affet. İstersen vur, istersen öldür ama bırakma beni. O adamdan kaçtım, her şeyden kaçtım. Sana geldim Cenk...
Dudakları titriyordu. Belimdeki sarılışı bir milim bile gevşememişti. Bir yanım onu o an orada affedip o kokuya teslim olmak, o eski günlere dönmek istiyordu. Diğer yanım ise bu ihanetin üzerini hiçbir kokunun örtemeyeceğini fısıldıyordu.
Tam o sırada, binanın ikinci katının penceresinden dışarıya hafif bir ışık süzüldü. Perde hafifçe aralandı........
Bölüm etkileşimi
