9. bölüm / 30
Karanlık Mafyam7
Bölümler 30Şu an: 7
- 1 Tanıtım14 kelime
- 2 1.963 kelime
- 3 2721 kelime
- 4 31.338 kelime
- 5 4702 kelime
- 6 51.620 kelime
- 7 61.690 kelime
- 8 71.150 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8829 kelime
- 10 9788 kelime
- 11 10468 kelime
- 12 11689 kelime
- 13 12701 kelime
- 14 13842 kelime
- 15 14548 kelime
- 16 15831 kelime
- 17 16467 kelime
- 18 171.162 kelime
- 19 18545 kelime
- 20 19938 kelime
- 21 20836 kelime
- 22 211.289 kelime
- 23 22397 kelime
- 24 23356 kelime
- 25 24552 kelime
- 26 25770 kelime
- 27 261.147 kelime
- 28 27429 kelime
- 29 28563 kelime
- 30 29394 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gözlerimi araladığımda yanımda yatan arasa baktım.Belimdeki o demir gibi sert kavrayış, uykusunda bile beni sarıp sarmalamıştı.
Aras, başını hafifçe yana eğmiş,hâla uyuyordu.Uyurken çok masumdu ama uyandığında öyle değildi...
Yavaşça hareket etmeye çalıştım ama beni fark etmesi uzun sürmedi. Belimdeki kolu anında sıkılaştı, koyu renkli gözleri hiçbir uyku sersemliği izi taşımadan doğrudan gözlerimi buldu.
"Günaydın, güzelim,"
Cevap vermedim; sadece bakışlarımı kaçırıp yataktan kalkmak için davrandım.
"Aras kalkıcam bırakır mısın"hafifçe sırıtarak izin verdi.
Ayağa kalkıp banyoya yöneldim kapıyı kilitledim ve kısa bir duş alıp saçlarımı kuruladım bormozumu giyip kıyafetlerime baktım Allah kahretsin almamıştım...
Banyodan yavaşça çıktım Aras yoktu derin nefes alıp giyinme odasına gidecektim ki belimde hissettiğim el ile irkildim ellerini belime koyup kendine çekti.
"Nereye kaçar gibi"dedi sırıtarak.
"Aras yeter bırak"
"Kuralları unutuyorsun güzelim"
"Peki yeni kurallar kendine güvendirceksin beni etkiliyceksin tamammı"
"Tamam"
Bırakması ile giyinme odasına geçtim makyaj masasına oturdum hafif makyaj yapıp saçlarımı maşayla dalgalı yaptım ve
Parfüm sıktım arasta üzerine siyah gömlek ve siyah kumaş pantolon giymişti ayna karşısında saatini takiyordu bana baktı ve baştan aşağı süzdü yanaklarımın yandığını hissettim sertçe yutkundu.
"Güzelim bunun devamı nerde"demesi ile üzerime baktım.
"Çok güzel değilmii"diyip döndüm çıldırıyordu ama sinsice gülümsedim ve kapıya yöneldim.
"Katil ediceksin illa"
"Pardon...Değil misin"Dememle güldü ceketimi giydim.
"Hadi çıkalım "
"Buyrun hanfendi"
Birlikte evden çıktık ve arabaya geçtik.
*******
mezarlığa geldiğimizde, arabayı durdurdu, Kapımı kendisi açtı, elimden tutup beni dışarı çıkardı ama bu seferki tutuşu canımı yakmaktan uzaktı; daha çok beni korumak ister gibiydi.
Mezarlığın demir kapısından içeri girdiğimizde, üzerime çöken o ağır hüzün nefesimi kesti.
Aras beni sessiz patika yollardan geçirerek küçük, sakin bir köşeye getirdi.
Toprağı henüz taze olan, başucunda basit bir tahta tabela bulunan o mezarın önüne geldiğimizde dünyayla bağım tamamen kopmuş gibi hissediyordum.
Aras yavaşça elimi bıraktı ve benden birkaç adım geriye, büyük bir çınarın gölgesine doğru çekildi.
"Seni şurda bekliyorum," dedi, sesindeki o sert adam gitti yerine kimsenin dokunamayacağı bir hassasiyet bıraktı.
"İstediğin kadar kal."
Yere diz çöktüm. Toprağa dokunduğum an, içimde tuttuğum tüm Gözyaşlarım benden bağımsız bir şekilde toprağa damlarken, hıçkırıklarımı tutamadım.
"Annem..." diyebildim sadece.
"Nasıl kıydılar sana... Nasıl bıraktın beni bu kurtların ellerine"
......
Dakikalar, belki de saatler geçtim... Orada, o soğuk toprağın başında ne kadar kaldığımı bilmiyordum. Zaman durmuştu sanki. Aras, bir an olsun benden uzaklaşmadı; uzaktan, sessizce ama koruyucu bir gölge gibi beni izledi. Kimse gelmedi, kimse bizi rahatsız etmedi. Sadece rüzgârın uğultusu ve benim hıçkırıklarım vardı.
İki saate yakın bir süre mezarın başında oturduktan sonra, içimdeki o kavurucu acı yerini derin ve yorgun bir sessizliğe bıraktı.
Gözyaşlarımı kurulayıp yavaşça ayağa kalktım. Dizlerim titriyordu. Aras hemen yanıma geldi, tek kelime etmeden belimden tutup destek oldu ve arabaya kadar yürümemi sağladı.
Arabaya bindiğimizde içimdeki o karanlık fırtına biraz olsun dinmiş gibiydi. Aras motoru çalıştırdı kafamı cama yasladım...
*****
Aras lüks bir restorantta durdu ona baktım inip kapımı açtı bende indim elimi tuttu birbirimize bir kaç saniye baktık ve içeri girdik.
"Hoşgeldiniz Aras bey hoşgeldiniz hanımefendi"
"Hoşbulduk*birlikte içeri yürüdük çalışanlar dışında kimse yoktu teras kenarı bir masaya geçtik denize ve manzaraya baktım ve derin nefes aldım günler sonra rahatça bir nefes aldım.
"Deneme süren başladı Aras bey"Dememle hafif gülümsedi.
"Başlasın bakalım" masaya gelen bukete baktım ve gülümsedim beyaz güllerdi.
"Sen benim beyaz gül sevdiğimi nerden biliyorsun"
"Ben sana dair herşeyi bilirim"
"Anlatsana mesela en sevdiğim renk"
"Beyaz ve mor"
"Peki en sevdiğim hayvan"
"Kedi"
"Olmak istediğim meslek"
"Hemşire"
"İddalı"
"Öyleyimdir"
"Ego da tavan yani"güldü bende güldüm.
"Süprizler bitmedi"
"Bana benim istiyceğim iki sürpriz yapsan"
"Nedir"
"Yağmur kız arkadaşımı görmek istiyorum ve telefonumu istiyorum"
"Tuana"
"sana şans verdim yani süre verdim zaten ayrıca gitsem bile sen beni bulursun"
"Bunu bilmen güzel"
"Ee vericek misin"
"Direk gidelim yağmur zaten yağızin evinde"
"Ne!* Tiz bir çığlık attım.
"Uzun hikaye"
"Tamam gidelim "
......
Yağızin evine gelmiştik kapıyı hizmetli Açtı içeri girdiğimizde ki görüntü ile ağzımı elimle kapattım şok içinde onlara bakıyordum yağmur elinde sopa ile Yağıza vuruyordu Yağız ise gülüyordu.
"Yağmur!!* Durdu ve bana baktı elindeki sopayı kenara atti ve yanıma geldi sarıldık çok özlemiştim.
"İyi misin bu öküzler sana birşey yapmadı değil mi"
"Yok sakin ol"
"Ama benim ufak bir isim kaldı şunu biraz daha döveyim geliyorum" diyip gidecekti ki kolundan tuttum.
"Yağmur, dur Allah aşkına! Zaten ortalık yeterince karışık," diyerek arkadaşımın kolundan sıkıca çektim.
Yağmur, öfkeden soluk soluğa kalmış, elini beline koymuş halde arkasındaki Yağız’a ölümcül bakışlar fırlatıyordu.
Yağız ise üzerinden yeni bir badire atlatmış gibi gayet rahat, yüzündeki o sinir bozucu sırıtışla koltuğa yayılmış, ikimizi izliyordu.
Üstündeki takım elbisenin ceketi hafifçe dağılmıştı ama o hâlâ bu durumdan keyif alıyor gibi bir hali vardı.
"Ne duracağım be Tuana!" diye söylendi Yağmur, sesini alçaltmaya çalışarak ama başaramadan.
"Kaç gündür aklım çıktı senin yüzünden! Buraya hesap sormaya geldim, adam resmen beni rehin aldı, bir de dalga geçiyor!"
Yağız oturduğu yerden yavaşça kalktı, ellerini kumaş pantolonunun cebine sokup üzerimize doğru yürümeye başladı. Gözleri doğrudan Yağmur’un parlayan, öfkeden kalkan o bembeyaz yüzündeydi.
"Rehin almak mı?" dedi Yağız, alaycı bir ses tonuyla.
"Küçük hanım, kapıma dayanıp ortalığı ayağa kaldırdıktan sonra kendi rızanla içeri girmedin mi Üstelik az önce kafamda sopa kırarken de gayet memnundun halinden."
Yağmur’un gözleri neredeyse yuvalarından çıkacaktı.
"Benimle dalga geçmeyi kes! Kafanda sopa kırdıysam az bile yapmışım, o beyinsiz kafan biraz çalışsın diye!"
Aras, kollarını göğsünde kavuşturmuş, yanımda sessizce duruyor ve kardeşinin bu hale gelmesini izlerken dudaklarında hafif bir tebessümle olayı seyrediyordu. Kulağıma doğru eğilip, "Görünüşe göre yalnız değilmişiz," diye fısıldadı alçak sesle.
"Bizimkinin de başı belada."
Ona kaşlarımı kaldırarak baktım ama içimdeki o buz gibi gerginlik, Yağmur’u sağ salim karşımda görmemle büyük ölçüde eriyip gitmişti.
Yağız, Yağmur’un hemen önünde durdu. Aramızdaki mesafe o kadar azdı ki, Yağmur’un boyu kısa kaldığı için başını iyice yukarı kaldırmak zorunda kalıyordu. Yağız ise tepeden bakan ama içten içe bu dik başlılıktan büyülenmiş bakışlarıyla kızı süzüyordu.
"Demek beyinsiz kafam..." dedi Yağız, sesini tehlikeli bir şekilde alçaltarak. "Bu beyinsiz kafa günlerdir seni zihninden atamadı, farkında mısın acaba, hırçın kedicik?"
Yağmur’un yanakları öfkeden değil, ani bir utanç ve şaşkınlıkla kıpkırmızı kesildi. "Ne... Ne saçmalıyorsun sen be! Çekil önümden, Tuana’yı alıp gidiyoruz buradan!"
"Hiçbir yere gitmiyorsunuz," dedi Yağız, taviz vermeyen bir netlikle. Ardından bakışlarını bana ve Aras’a çevirdi. "Abim misafirimiz bugünlük burada kalıyor. Malum, bizimkinin hâlâ öğreneceği çok şey var."
"Kimin neyi öğreneceği belli olur!" diye çıkıştı Yağmur, Yağız’ın göğsüne parmağını sertçe sopalar gibi bastırarak. "Seni o polise..."
"Polis lafını duyarsam gerisi kötü olur, güzelim," dedi Yağız, ani bir hareketle Yağmur’un parmağını tuttuğu gibi bileğini hafifçe kavradı ve onu kendine çekti.
Aralarındaki o çekim, o kadar elle tutulur bir boyuttaydı ki, ben bile Aras’ın göğsüne yaslanmış vaziyette bu atışmayı nefes tutarak izliyordum. Yağmur çırpınmaya çalıştı ama Yağız’ın demir gibi elleri arasında kıpırdayamadı.
"Bırak beni dedim!" diye soludu Yağmur.
Aras ise kolunu belime dolayarak beni hafifçe kendine çekti ve yanı başımda mırıldandı:
"Bırak kendi hallerine, Tuana. Bizimkilerin davası uzun süreceğe benziyor."
Yağız, Yağmur’un kulağına doğru eğilip bir şeyler fısıldadı; Yağmur’un önce yüzü şoke olmuş gibi gerildi, ardından kınayan ve öfkeli bir ifadeyle Yağız’ın ayağına basmaya çalıştı. O karmaşa ve atışmanın ortasında, günlerdir içimi kemiren o karanlık kabus ilk defa hafiflemişti. ..
Bölüm etkileşimi
