8. bölüm / 30
Karanlık Mafyam6
Bölümler 30Şu an: 6
- 1 Tanıtım14 kelime
- 2 1.963 kelime
- 3 2721 kelime
- 4 31.338 kelime
- 5 4702 kelime
- 6 51.620 kelime
- 7 61.690 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 71.150 kelime
- 9 8829 kelime
- 10 9788 kelime
- 11 10468 kelime
- 12 11689 kelime
- 13 12701 kelime
- 14 13842 kelime
- 15 14548 kelime
- 16 15831 kelime
- 17 16467 kelime
- 18 171.162 kelime
- 19 18545 kelime
- 20 19938 kelime
- 21 20836 kelime
- 22 211.289 kelime
- 23 22397 kelime
- 24 23356 kelime
- 25 24552 kelime
- 26 25770 kelime
- 27 261.147 kelime
- 28 27429 kelime
- 29 28563 kelime
- 30 29394 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yağız masanın üzerindeki evraklardan başını kaldırıp sert bakışlarını korumaya dikti. Zaten sabahın köründen beri holdingin sevkiyat sorunları ve depo hesaplarıyla kafası şişmişti, bir de üstüne tanımadığı biri çıkıp gelmişti.
"Tuana Hanım'ın arkadaşı mı?" dedi Yağız, kalın kaşları çatılırken.
*Alın içeri bakalım, ne istiyormuş öğrenelim."
Koruma başını sallayıp odadan çıktıktan kısa bir süre sonra, kapı pat diye açıldı.
Yağmur, soluk soluğa içeri girdiğinde gözlerindeki öfke odayı hemen sarıverdi. Üstündeki montun kollarını sinirle çekiştirerek doğrudan masanın arkasında oturan Yağız’ın dikilişine baktı.
"Seni secdeye vardırıcam o olacak!" diye soludu Yağmur, ellerini masaya vurarak.
"Arkadaşımı nereye sakladınız? Telefonunu neden açmıyor o kız, ne çeviriyorsunuz siz o malikânede?"
Yağız, arkasına yaslanıp kollarını göğsünde kavuşturdu. Dudaklarında alaycı, sinir bozucu bir tebessüm peyda oldu. Kızın bu kadar çabuk içeri gireceğini ve bu kadar patavatsızca üstüne geleceğini hesaba katmamıştı.
"Günaydın küçük hanım, kahve ikram edemediğim için kusura bakma ama burası danışma değil," dedi Yağız, sesindeki o sakin ama kışkırtıcı tonla.
"Önce bir soluklan, nefes al. Soluk borun patlayacak sinirden."
"Dalga geçme benimle!" Yağmur, adamın bu rahatlığı karşısında daha da çılgına döndü. Masanın üzerine biraz daha eğilerek gözlerini Yağız’ın koyu renkli gözlerine dikti.
"Polis bile sizin o pis oyunlarınıza alet olmuş olabilir ama ben susmam! Tuana'yı görmeden buradan adım atmayacağım. Çıkarın onu!"
Yağız, kızın bu inatçı ve kavgacı halini izlerken içindeki o tuhaf kıvılcımı yine hissetti.
Normalde bu kadar üstüne gelen birini ilk kapı dışarı ettirirdi ama bu kızda farklı bir şey vardı; sanki demir duvara kafa tutan dik başlı bir serçe gibiydi.
"ne yapacaksın mesela?" dedi Yağız, masanın üzerinden hafifçe öne doğru eğilerek aralarındaki mesafeyi kapattı.
"Seni varya.." diye araya girdi Yağmur, yüzü öfkeden kıpkırmızı kesilerek. "Sizin o mafyacılık oynamanıza da, insanları kaçırmanıza da pabuç bırakmam ben. Arkadaşımı vereceksiniz!"
Yağız, Yağmur’un bu tehditlerine karşı kahkaha atmamak için kendini zor tuttu.
"Kızım Arkadaşın kendi iradesiyle orada, gayet de güvende. Abim onu alıkoymadı, sadece.. evlenecekler."
"Evlilik mi?" Yağmur sesini yükseltti.
"Babasıyla abisinin o şüpheli hallerini polis yer ama ben yemem!"
Yağız’ın yüzündeki o alaycı gülümseme, Tuana’nın ailesiyle ilgili kısımda aniden silindi. Gözleri hafifçe kısıldı.
"Babasıyla abisi meselesi seni pek ilgilendirmez ama fazla ses çıkaranların boynundaki ipi tez keserler, benden söylemesi."
"Beni tehdit mi ediyorsun sen?" Yağmur, parmağını bir kez daha Yağız'ın göğsüne doğru salladı. "Sizin o tehditleriniz ancak kendi paranoyak dünyanızda geçerli! Tuana'yı göreceğim, bitti!"
Yağız, kızın o inatla sallanan parmağına baktı, ardından ani bir hamleyle Yağmur'un bileğini kavrayıp hafifçe kendine doğru çekti.
"Çok ses yapıyorsun, güzelim," diye fısıldadı Yağız, yüzü Yağmur'un yüzüne tehlikeli bir şekilde yaklaşırken.
"Ve buralarda çok ses çıkaranların cezası ağır olur. Benimle bu dilde konuşmaya devam edersen, seni o kapıdan dışarı atmak yerine bu odada kilitli tutmak zorunda kalırım."
Yağmur, bileğini kurtarmak için çırpınırken soluk soluğa kaldı.
"Bırak elimi! Sen... sen gerçekten kafayı sıyırmışsın!"
"Sıyırdıysam da sebebi sensin," diye mırıldandı Yağız, gözlerini kızın hırsla parlayan kahverengi gözlerinden bir saniye bile ayırmadan.
"Şimdi uslu bir kız gibi oturup beni dinleyeceksin"
Yağmur, adamın bu pervasız ve tehditkâr yakınlığı karşısında yutkundu; ama ne korkusunu ne de öfkesini belli etmeye niyetliydi.
Bileğini adamın elinden kurtarmak için var gücüyle çekti ama Yağız’ın parmakları demir bir kelepçe gibi sıkıca sarılmıştı.
"Bırak diyorum sana!" diye soludu Yağmur, yüzü hırsla kızarmış bir halde.
"Ne sanıyorsunuz siz kendinizi Burası dağ başı mı İstediğinizi kaçırıp, istediğinizi alıkoyabileceğinizi mi sanıyorsunuz"
Yağız, kızın bu asi ve inatçı tavrından bir milim bile geri adım atmayışını izlerken, içindeki o kontrol edilemez çekim hissi zihnini bulandırmaya başladı.
Normalde bu kadar diklenen birini çoktan susturmuş ya da kapı dışarı etmiş olurdu; ama Yağmur'un her itirazı, her meydan okuyuşu onu daha da hırslandırıyordu.
"Dağ başı değil ama kuralları bizim koyduğumuz bir dünya, güzelim," dedi Yağız, sesini biraz daha alçaltarak. Yüzü Yağmur'un yüzüne o kadar yakındı ki, nefesleri birbirine karışıyordu.
"Ve sen buraya kendi ayaklarınla gelip o kuralları çiğnemeye kalktın. Şimdi hesabını vereceksin."
"Ne hesabı be!" Yağmur boşta kalan eliyle Yağız’ın göğsüne sertçe bir yumruk geçirdi.
"Bırak bileğimi, canımı yakıyorsun! Arkadaşımı göreceğim dedim, başka bir şey istemiyorum!"
Yağız, gelen yumruğu neredeyse hissetmedi bile; aksine kızın bu çırpınışları onda tehlikeli bir haz uyandırıyordu.
Ani bir hamleyle Yağmur’un bileğini bırakırken, diğer elini de beline dolayarak onu kendine tamamen mühürledi. Aralarındaki son boşluk da böylece yok olmuştu.
Yağmur çıkardığı çığlığı yarıda kesmek zorunda kaldı Kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi atıyordu.
"Bağırmayı kes," diye fısıldadı Yağız, koyu renkli gözleri kızın titreyen dudaklarında ve öfkeden parlayan gözlerinde gezinirken.
"Çünkü böyle bağırdıkça dikkatimi dağıtıyorsun. Ve inan bana, dikkatim dağıldığında neler olacağını tahmin bile edemezsin."
Yağmur, adamın bu yakınlığı ve söylediği cüretkâr sözler karşısında bir an soluğunu kaybetti. Öfkeden deliye dönmesi gerekirken, içindeki o tuhaf ve ürkütücü dalgalanma ne olduğunu anlamasına izin vermiyordu.
"Sen... sen gerçekten akli dengeni kaybetmişsin," dedi Yağmur, sesindeki o titremeyi gizlemeye çalışarak başını geriye doğru itti.
"Bırak beni, yoksa yemin ederim burayı başınıza yıkarım!"
Yağız, kızın bu tehdidine karşı alaycı ama bir o kadar da tehlikeli bir gülümsemeyle karşılık verdi.
"Yıkmaya çalış bakalım, güzelim," dedi, parmağını Yağmur'un yanağındaki saç teli üzerinden yavaşça kulağının arkasına doğru iterken. Dokunuşu o kadar ani ve yumuşaktı ki, Yağmur olduğu yerde buz kesti.
"Ama önce o inatçı kafandaki duvarları yıkmam gerekecek."
"Dokunma bana!" diye tısladı Yağmur, başını hızla yana çevirerek.
Yağız, kızın bu kaçışına izin vermedi; çenesinden hafifçe tutarak yüzünü yeniden kendisine çevirdi. Gözlerindeki o alaycı parıltı yerini aniden derin ve sarsıcı bir ciddiyete bırakmıştı.
"Tuana’yı görmek istiyorsun, değil mi?" dedi Yağız, sessiz ve tok bir sesle.
Yağmur’un gözleri anında irileşti; öfkesi bir an için yerini meraka ve endişeye bıraktı.
"Nerede o? İyi mi?"
"İyi," dedi Yağız, başını hafifçe sallayarak. "Abimin yanında, güvende. Ama seninle görüşmesi için önce benim şartlarımı kabul etmen gerekiyor."
Yağmur kaşlarını çatıp şüpheyle baktı. "Ne şartı? Ne zannediyorsun sen beni, pazarlık mı yapıyoruz?"
"Pazarlık değil, kural," dedi Yağız, dudaklarındaki o kibirli tebessüm yeniden belirirken.
"Bugün burada kalıyorsun Ancak o zaman arkadaşını görebilirsin."
"Ne?!" Yağmur yerinde sıçradı, gözleri öfkeden neredeyse yuvalarından çıkacaktı.
"Sen kafayı sıyırmışsın! Ben seninle burada kalacağım öyle mi? Asla! Bırak beni!"
Yağız, kızın bu şiddetli tepkisine karşın belindeki kavrayışını bir saniye bile gevşetmedi. Gözlerini Yağmur'un gözlerine diktiğinde, sesindeki o kararlı ton odadaki tüm havayı dondurmaya yetmişti:
"Kaçışın yok, güzelim. Buraya kendi ayağınla geldiysen, kurallara da ayak uyduracaksın. Şimdi uslu bir kız ol ve bana uy."
Yağmur, adamın bu pervasız ve akıl almaz teklifi karşısında adeta soluğunu kaybetti. Öfkesi damarlarında kaynıyor, gözlerinden adeta ateş fışkırıyordu.
"Sen gerçekten hastasın!" diye bağırdı Yağmur, ellerini Yağız’ın geniş omuzlarına dayayıp onu bütünüyle itmeye çalışarak.
"Hangi hakla beni alıkoyuyorsun? Bırak gideyim!"
Yağız, kızın omuzlarındaki ellerini hissetmedi bile; aksine Yağmur’un bu çırpınışları, bedeninin ona bu kadar yakın olması zihnini tamamen ele geçiriyordu. Yüzündeki o alaycı, meydan okuyan ifade sabit kalırken, gözlerindeki o karanlık parıltı derinleşti.
"Hak mı?" dedi Yağız, sesini Yağmur'un kulağına doğru alçaltarak.
"Sen buraya kendi ayaklarınla geldin, kapımda bağırdın, polisle tehdit ettin. Şimdi de oyunun kurallarını ben koyuyorum, güzelim."
"Ben senin güzelin değilim!" Yağmur dişlerini sıkarak nefes nefese konuştu. "Bırak bileğimi, canımı yakıyorsun! Arkadaşımı görmeden buradan bir adım bile atmayacağım, bunu kafana sok!"
Yağız, kızın bu inatçılığı karşısında başını hafifçe yana eğdi. Gözlerini Yağmur’un öfkeden titreyen dudaklarından alıp doğrudan kararlı kahverengi gözlerine dikti.
"Atamayacaksın zaten," dedi Yağız, sesindeki o sarsılmaz kesinlikle. "Çünkü o kapıdan içeri girdiğin an, çıkış biletini de bana verdin. İster misafir de, ister esir... Adını ne koyarsan koy, bugünden sonra benim gözetimimdesin."
Yağmur, adamın bu kadar rahat ve sahiplenici konuşması karşısında adeta çıldıracak gibi oldu. İçindeki o isyan ateşi, karşısındaki duvarı aşamayacağını anladıkça daha da büyüyordu.
"Beni burada zorla tutamazsın, suç bu!" dedi Yağmur, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak. "Polis..."
"Polis mi?" Yağız alayla güldü, sesi odanın duvarlarında yankılandı. "Abimin ve benim adımızın geçtiği bir şehirde polisin buraya hangi yüzle geleceğini sanıyorsun? Unut o hayalleri, Yağmur. Burada tek bir kanun geçerli, o da benim kurallarım."
Adını bu kadar net, sanki yıllardır ezberlemiş gibi söylemesi Yağmur’un içinde tuhaf bir irkilme yarattı. Kalbi az önceki öfkeden farklı olarak, bu kez başka bir heyecanla teklemeye başladı. Ama bunu belli etmemek için hemen başını dikleştirdi.
"Beni küçümsüyorsun ama pişman olacaksın," dedi Yağmur, sesini en soğuk tonuna bürümeye çalışarak. "Beni burada tutmanın bedeli ağır olur."
Yağız, kızın bu tehdidine karşı yavaşça öne doğru eğildi. Aramızdaki o son mesafe de tamamen yok olurken, nefesi Yağmur’un yanaklarını ısıttı.
"Bedeli neyse ödemeye hazırım," diye fısıldadı Yağız, parmağını yavaşça Yağmur’un çenesine koyup yukarı kaldırdı.
"Yeter ki o inatçı başını eğmeyi bileyim."
Yağmur, adamın parmağının altındaki teninin karıncalandığını hissettiği an başını hızla geri çekmek istedi ama Yağız izin vermedi. Göz göze geldikleri o saniyeler içinde, odadaki hava sanki biraz daha daraldı.
"Şimdi..." dedi Yağız, sesindeki o tehlikeli yumuşaklıkla.
"Sakinleşiyor musun, yoksa o cezayı bu odada, baş başa mı çekmek istiyorsun?"
Yağmur, adamın gözlerindeki o tehlikeli ve ne yapacağı kestirilemeyen ifadeye baktı. İçindeki ses, 'Bu adamın dediğini yaparsan kaybedersin' diye çığlık atarken, mantığı ise bu odadan çıkmanın tek yolunun şimdilik boyun eğmek gibi görünmek olduğunu fısıldıyordu. Ama Yağmur asla kolay teslim olacak biri değildi.
"Cezaymış..." dedi Yağmur, sesindeki titremeyi bastırmaya çalışarak ama meydan okuyan tonundan ödün vermeyerek. Çenesini Yağız’ın parmaklarının arasından hafifçe sıyırıp geri çekildi.
"Sen kendini ne sanıyorsun bilmiyorum ama bu yaptığının yanına kalacağını zannetme."
Yağız, kızın bu direnişine karşın tatmin olmuş bir şekilde gülümsedi. Belindeki elini yavaşça çekerken, bakışlarını Yağmur’un üzerinde bir saniye bile olsun ayırmadı.
"Yanına kalıp kalmayacağını zaman gösterecek, güzelim," dedi Yağız, sesindeki o tok ve emin tınıyla.
"Ama şimdilik ilk dersini aldın: Benimle oynadığın oyunların sonu her zaman buraya çıkıyor."
Yağmur soluk soluğa bir adım geri attı, sırtı neredeyse diğer duvara değecekti. Göğsü hızlı nefeslerle inip kalkarken, içindeki öfke ve çaresizlik harmanlanıp boğazında bir düğüm oluşturdu. Tuana’yı görmeden, bu adamın elinden kurtulmadan buradan çıkamayacağını biliyordu artık.
Bu malikânenin duvarları arasında, Yağız’ın ellerinde şekillenen başka bir tuzağın içine çekiliyordu.
Yağız masanın etrafından dolanıp kapıya doğru yürüdü, ancak çıkmadan önce durdu ve omzunun üzerinden arkasına baktı.
"Dışarı çıkmak yok," dedi, sesi komut gibi net ve keskin yankılandı.
"Odana geçiyorsun. Birazdan yemek ve senin için hazırlatılanlar gelecek. Akşam... her şeyi konuşacağız."
"Ben senin odanda falan kalmayacağım!" diye çıkıştı Yağmur arkasından.
Yağız sadece hafifçe sırıtarak kapıyı açtı ve dışarı çıkarken cümlesini tamamladı:
"Göreceğiz bakalım, güzelim."
Kapı ardı gürültüyle kapanırken, Yağmur odada yapayalnız kaldı. Olduğu yere çakılıp kalmış gibi hissediyordu. Ellerini yumruk yapıp dişlerini sıktı; gözlerindeki yaşları akıtmamak için kendini zor tuttu. Sizi buraya gömeceğim... diye geçirdi içinden, ama içerideki o ürpertici fısıltı, bu savaşın hiç de kolay olmayacağını ve Yağız’ın gözlerindeki o karanlık ateşin onu çoktan içine çektiğini fısıldıyordu...
Bölüm etkileşimi
