19. bölüm / 30
Karanlık Mafyam17
Bölümler 30Şu an: 17
- 1 Tanıtım14 kelime
- 2 1.963 kelime
- 3 2721 kelime
- 4 31.338 kelime
- 5 4702 kelime
- 6 51.620 kelime
- 7 61.690 kelime
- 8 71.150 kelime
- 9 8829 kelime
- 10 9788 kelime
- 11 10468 kelime
- 12 11689 kelime
- 13 12701 kelime
- 14 13842 kelime
- 15 14548 kelime
- 16 15831 kelime
- 17 16467 kelime
- 18 171.162 kelime · Okuduğun bölüm
- 19 18545 kelime
- 20 19938 kelime
- 21 20836 kelime
- 22 211.289 kelime
- 23 22397 kelime
- 24 23356 kelime
- 25 24552 kelime
- 26 25770 kelime
- 27 261.147 kelime
- 28 27429 kelime
- 29 28563 kelime
- 30 29394 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İki gün sonra.....
Tam iki gündür hastane koridorlarındaydık,. Hayatımda zamanın bu kadar yavaş ilerlediğini hiç hatırlamıyordum.
Aras'ın başından ayrılmamış, doğru düzgün uyumamış, yemek yemeyi bile unutmuştum. Her ne kadar kendisi iyileşmeye başlasa da ben hâlâ o günün korkusunu üzerimden atamamıştım.
Sabah gözlerimi açtığımda başımı yatağın kenarına yaslamış olduğumu fark ettim. Sandalyede uyuyakalmıştım. Boynum tutulmuş, sırtım ağrımıştı.
Ama umurumda mıydı..
Değildi.
Başımı kaldırıp Aras'a baktım. Uyanmış, beni izliyordu.
"Uyuyan Güzel'im, günaydın."
Gözlerimi ovuşturarak doğruldum.
"Günaydın."
"Gel buraya."
"Ne oldu?"
"Bir şey olmadı. Gel dedim."
Ayağa kalkıp yatağının yanına gittim.
"Ne oldu ağrın mi var doktoru çağırayım mı"
"İyiyim güzelim gel yanıma uzan boynun tutuldu."
Gözlerimi kocaman açtım.
"Aras yaralasin ne diyorsun"
"Olsun"
"Senin dikkatli olman lazım"
"Farkındayım, iki gündür başımda nöbet tutuyorsun."
"Tutarım tabi"
"Seviyorum seni"
Elimi belime koyup ona baktım. Yüzünde yine o bildiğim kendinden emin gülümseme vardı.
"Sen iyileşince ilk işim seni dövmek olacak."
"iyileşeyim, güzelim. Gerisini hallederiz."
Bir an sustum.
Sonra yüzündeki gülümsemeyi görünce kendimi tutamayıp güldüm.
"Allah seni bildiği gibi yapsın Aras ya şu halde bile yani."
"Beni bildiği gibi yapmış zaten. Bir de senin gibi güzel bir kıza sevdalandırmış."
"Tamam, tamam. Sabah sabah başladın yine."
Tam arkamı dönecektim ki elimi tuttu.
"Tuana."
O ses tonunu biliyordum. Normal hâlinden eser kalmamıştı.
Döndüm.
"Efendim?"
"İyi misin sen? Gülümsedim ve ona yaklaştım.
"İyiyim."
"Yalan."
"Aras, ne-"
"İki gündür doğru düzgün uyumuyorsun. Yemek yemiyorsun. Ben uyurken bile başımda bekliyorsun. Gözlerinin altı mosmor olmuş. Benim yüzümden kendini bu hâle getirmene izin vermeyeceğim."
Boğazım düğümlendi.
"Sen benim herşeyimsin."
"Böyle yapma güzelim"
"Bu halde nasıl rahat uyuyayım seni düşünmek hakkım"
Bakışları yumuşadı.
"Seni düşünmek benim de hakkım."
Elimi dudaklarına götürüp öptü.
"Şimdi gidip güzelce kahvaltını yapacaksın. Sonra da biraz dinleneceksin."
Başımı iki yana salladım.
"Senin yanında kalacağım."
"Tuana..."
"Aras..."
Birbirimize bakarken ikimiz de gülmemek için kendimizi zor tutuyorduk.
Sonunda pes eden o oldu.
"Allah aşkına, bir kere de dediğimi yap."
"Olmaz."
"İnatçı kadın!
"İnatçı adam!"
"Birazdan doktor gelir bakalım taburcu olucak mıyız"
Aras'ın yüzü aydınlandı.
İşte şimdi gerçekten heyecanlanmıştı....
Aras'ın ağzından…
Hastaneden nefret ediyordum.
Şu serumlar, ilaçlar, sürekli başımda dolaşan hemşireler, yataktan kalkmama izin vermeyen doktorlar...
Hepsinden bıkmıştım.
Ama en çok da Tuana'nın kendini unutmasından bıkmıştım.
Benim yanımda oturup saatlerce beni izliyor, ben uyuyunca elimi tutuyor, gözlerini kapattığında bile en ufak bir sesle irkiliyordu.
Onu tanıyordum.
Korkmuştu.
Hem de sandığımdan çok daha fazla...
Kapı açıldı ve doktor içeri girdi. Hemen arkasından babam, annem belirdi
Tuana koşarak yanıma geldi.
"Doktor bey, nasıl? Bir şey var mı?"
Doktor gülümseyerek dosyama baktı.
"Aras Bey'in genel durumu iyi. Yara yerlerini kontrol ettik. Şimdilik herhangi bir komplikasyon görünmüyor. Ancak evde istirahat etmesi ve kontrollerini aksatmaması gerekiyor."
"Yani taburcu olabilir miyim?" diye sordum.
Doktor bana baktı.
"Evet, gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra bugün taburcu edebiliriz. Ama kendinizi tamamen iyileşmiş gibi görüp hareket etmeye kalkmayın. Özellikle ağır kaldırmak, ani hareketler ve yaraları zorlayacak aktiviteler kesinlikle yasak."
"Tamam doktor bey."
Tuana hemen araya girdi.
"İlaçları nasıl kullanacak? Pansumanı kim yapacak? Ne zaman kontrole gelecek?"
Doktor sorularını tek tek yanıtladı. Annem de söylenenleri dikkatle dinleyip not aldı.
Ben ise yalnızca Tuana'ya bakıyordum.
Benim güzelim...
Kendi uykusunu, yemeğini, dinlenmesini unutmuş; şimdi de benim nasıl iyileşeceğimi düşünüyordu.
Doktor çıktıktan sonra Tuana bana döndü.
"Bak, doktor ne dediyse harfiyen uygulayacaksın."
"Emredersiniz komutanım."
"Aras, ciddiyim."
"Ben de ciddiyim."
"Bir şey yapmıyacaksın iş depo hiç birşey yok."
"Tamam."
"Merdivenleri bile dikkatli çıkacaksın."
"Tamam."
"İlaçlarını saatinde içeceksin."
"Tamam."
"Ve"
"Tuana."
"Ne?"
"Nefes almam yasak mı?"
Annem kahkaha attı. Babam başını iki yana salladı.
Tuana ise yastığı alıp bana fırlatacakmış gibi kaldırdı.
"Seninle uğraşılmaz!"
Gülerek elini tuttum.
"Gel buraya."
Bu kez itiraz etmedi. Eğilip yanağıma bir öpücük bıraktı.
"Bir daha beni böyle korkutma."
Gülümsemem yavaşça kayboldu.
"Korkutmayacağım."
Ve bu defa bunu şaka olsun diye söylememiştim.
Yağmurun ağzından....
Yağız'ın odasına girdiğimde çantasını toplamaya çalışan bir adamla karşılaştım.
Yatağının kenarında oturmuş, bir eliyle gömleğini almaya çalışıyordu.
Olduğum yerde durdum.
"Sen ne yapıyorsun?"
Yağız başını kaldırıp bana sırıttı.
"Gitmeye hazırlanıyorum."
"Gerçekten mi? Ben seni hâlâ hastanede kalacaksın sanıyordum."
"Doktor bugün taburcu olabileceğimi söyledi."
Çantaya baktım, sonra ona.
"Senin o çantayı kaldırman yasak değil miydi?"
"Ben kaldırmıyorum."
"Yağız, çantanın sapı elinde!"
Bir an durdu, eline baktı.
"Detaylara takılma."
Yanına gidip çantayı elinden aldım.
"Sen otur."
"Emredersin."
"Otur."
"Ben de oturuyorum zaten."
Çantayı kenara koyup ona döndüm.
"İlaçlarını aldın mı"
"Evet."
"Kontrol ettin mi"
"Evet."
"Doktorun söylediklerini anladın mı"
"Yağmur, üç kurşun yedim diye aklımı kaybetmedim."
Sözleriyle yüzümdeki ifade değişti.
Üç kurşun...
Bir an gözlerimi kaçırdım.
Yağız bunu fark etti.
"Yağmur"
"Ne?"
"Yine ne oldu"
"Bir şey olmadı."
Elini uzatıp parmaklarıma dokundu.
"Yalan söylemeyi beceremiyorsun."
Elimi çekmedim.
"Sen de susmayı beceremiyorsun."
"Doğru."
Gülümsedi.
"Bir şey soracağım."
"Sor."
"Ben vurulduğumda gerçekten korktun mu?"
Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım.
"Hayır."
Yüzündeki gülümseme silindi.
"Anladım."
Ama elimi bırakmadı.
Bir süre sessiz kaldık. Sonra derin bir nefes alıp devam ettim.
"Ödüm koptu, Yağız oldu mu."
Bakışları yüzüme kilitlendi.
"Seni o halde gördüğümde... Bir daha benimle dalga geçemeyeceğini düşündüm seninle uğraşamıycağımı"
Dudaklarının kenarı hafifçe kıvrıldı.
"Demek dalga geçmemi özleyecektin."
Gözlerimi devirdim.
"Bak, pişman ettin beni!"
Gülmeye çalıştı ama yaraları canını acıtınca yüzünü buruşturdu.
Hemen yanına eğildim.
"İyi misin Canın mı acıdı"
"Biraz."
"Doktoru çağırayım mı"
"Hayır."
"Yağız, emin misin"
Elimi tuttu.
"Burada kal. Geçer."
Bir süre yüzüne baktım. Sonra usulca başımı salladım.
"Peki."
Parmaklarını parmaklarımın arasına geçirdi.
"Yağmur"
"Efendim"
"İyi ki gelmişsin."
Kalbim göğsüme sığmadı.
Cevap vermek yerine elini biraz daha sıkı tuttum.
O da gülümsedi.
"Bir de..."
Başımı kaldırdım.
"Ne"
"İyileşince benimle bir yere geleceksin."
Kaşlarımı çattım.
"Nereye"
"Sürpriz."
"Yağız, senin sürprizlerinden korkuyorum."
"Bu sefer güzel olacak."
"Senin güzel anlayışınla benimki biraz farklı."
"Öğreniriz."
Gözlerimi devirdim ama gülümsememe engel olamadım.
"Önce iyileş."
"Sen yanımda olursan çabuk iyileşirim."
"Odun"
"Senin odunun."
"Hayal görmeye devam et."
Ama elim hâlâ elindeydi.
Ve ikimiz de bunun farkındaydık.
Tuananın ağzından.....
Öğleden sonra hastaneden çıkmak için hazırlandık. Ceketini giydiriyordum.
"Kolunu yavaşça geçir."
"Tuana, ceket giyiyorum. Ameliyat yapmıyorum."
"Aras!"
"Tamam, güzelim."
Dikkatlice ceketini giydirdim. Ardından koluna girmek için yanına geçtim.
Bana baktı.
"Ben yürüyebilirim."
"Biliyorum."
"O zaman neden koluma giriyorsun?"
"Susar mısın."
Bir an bana baktı, sonra gülümsedi.
"Sen bilirsin."
Hastanenin koridorundan ilerlerken Yağız da hemşirenin yardımıyla odasından çıktı. Yağmur hemen yanına gitti.
"Yavaş yürü."
Yağız ona baktı.
"Sen de benimle mi geleceksin?"
"Hayır, seni burada bırakıp gideceğim."
"Kalbimi kırdın."
"Kalbin değil, kurşun yaraların iyileşsin önce."
Aras'la göz göze geldik. İkimiz de gülmemek için kendimizi zor tuttuk.
Hastanenin çıkışına ulaştığımızda derin bir nefes aldım.
Temiz hava yüzüme vurdu.
Aras elimi tuttu.
"Evimize gidiyoruz, güzelim."
Başımı ona çevirdim.
"Evet."
"dinleneceğim."
Şüpheyle baktım.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
"İlaçlarını içeceksin."
"Evet."
"Doktorun söylediklerini yapacaksın."
"Evet."
"Ve beni üzmeyeceksin."
Aras elimi dudaklarına götürdü.
"Onu zaten hiç istemem."
Gülümsedim.
Arabaya binerken son bir kez hastaneye baktım. İki gün önce buraya korku içinde gelmiştik. Şimdi ise sevdiğim adam yanımdaydı.
Her şey bitmiş değildi.
Bunu biliyordum...
Başımı omzuna yasladım. Yaraları yüzünden dikkatlice hareket ettim.
Aras saçlarımı öptü.
"Uyuyabilirsin, güzelim. Ben buradayım."
Gözlerimi kapattım.
"Bir yere gitme."
Elimi tuttu.
"Hiçbir yere gitmiyorum."
Ve ilk defa iki gündür, içimdeki korkunun sesini susturup gözlerimi huzurla kapattım.
Çünkü bazen insanın bütün dünyası tek bir kişiden ibaret oluyordu.
Benim dünyam da tam yanımda oturuyordu.
Ve ben onu bir daha kaybetmek istemiyordum.....
Bölüm etkileşimi
