24. bölüm / 30
Karanlık Mafyam21
Bölümler 30Şu an: 21
- 1 Tanıtım14 kelime
- 2 1.963 kelime
- 3 2721 kelime
- 4 31.338 kelime
- 5 4702 kelime
- 6 51.620 kelime
- 7 61.690 kelime
- 8 71.150 kelime
- 9 8829 kelime
- 10 9788 kelime
- 11 10468 kelime
- 12 11689 kelime
- 13 12701 kelime
- 14 13842 kelime
- 15 14548 kelime
- 16 15831 kelime
- 17 16467 kelime
- 18 171.162 kelime
- 19 18545 kelime
- 20 19938 kelime
- 21 20836 kelime
- 22 211.289 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 22397 kelime
- 24 23356 kelime
- 25 24552 kelime
- 26 25770 kelime
- 27 261.147 kelime
- 28 27429 kelime
- 29 28563 kelime
- 30 29394 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah heyecanla uyandım parmağındaki yüzüğe baktım yanıma baktığımda Aras yoktu bende yavaşça yataktan çıktım ve banyoya girdim kısa bir duş alıp saçlarımı kuruladım rutin işlerimi halledip odaya geçtim makyaj masama oturdum saçlarımı düzleştirdim perçemlerimi arkada tutturdum gömleğimi ve eteğimi giyip parfüm sıktım çantamı hazırlayıp aşağı indim.
-tuana hanım kahvalti hazir"
"Aç değilim" evden çıkıp arabaya geçtim ve okul yolunu tuttuk.
Bacılar🦋
Yağmurum🦋:ne yapıyorsunuz kızlar"
"Okula geçiyorum"
Elsemm:sabahın köründe ders koymuşlar bende üniye gidiyorum"
Yağmurum🦋:okuldan sonra ******* gidelim mi"
"Müstakbel kocama sormam lazimmm"
Yağmurum🦋:seni döverim Tuana"
"Geldim zaten döversinnn"
Telefonu kapatıp arabadan indim koruma uzaklaştı bende okulda doğru yürümeye başladım aniden gelen fren sesleri ile irkildim etrafımdaki siyah arabalara baktım.
Kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi atarken, etrafımı saran siyah araçların kapıları aynı anda açıldı. İçinden inen siyah takımlı, yüzleri sert hatlı adamları gördüğümde kanım damarlarımda çekildi.
Aras’ın dünyasının ne kadar karanlık ve tehlikeli olduğunu biliyordum ama bu kabusun tam okulun ortasında, güpegündüz kapıma dayanacağını asla tahmin etmezdim korkuyla bir iki adım geri attım.
"Tuana!" diye tiz ve dehşet dolu bir çığlık koptu arkamdan. Yağmur, tam o sırada arabasından inmiş, şok içinde kalakalmıştı.
Geriye dönüp kaçmama bile izin vermediler. Sert, demir gibi eller kollarımı arkaya doğru büktü. Canımın acısıyla inledim ama asıl korkum ruhumdaydı. Çırpınmaya, ayaklarımın üzerine basmaya çalıştım fakat iri yarı adamın kollarından kurtulmam imkansızdı.
"Bırakın beni! Uzak durun!" diye bağırmaya çalıştığımda, adamın eli ağzımı ve burnumu kapattı. Boğuk sesim havada eridi.
"Tuanaaa!" Yağmur gözü dönmüş bir şekilde üzerimize atıldı. Adamlardan birinin sırtına yumruklar indirdi, beni tutan adamın koluna yapışıp tırnaklarını geçirdi.
"Bırakın lan arkadaşımı! İmdat! Polis yok mu!" diye feryat ediyor, canı pahasına beni çekmeye çalışıyordu adamlardan biri Yağmur’u sert bir hamleyle geriye doğru itti. Yağmur beton zemine savrulurken elleri ve dizleri sıyrıldı, acıyla inledi. Ama pes etmedi; yerden kalkıp hızla hareket eden arabanın kapısına tekrar yapıştı, camına yumruklar attı.
"Yağmur..." Gözyaşlarım yanaklarımdan sel gibi akarken, beni zorla arabanın arka koltuğuna tıktılar. Kapı yüzüme sertçe kapatıldı karşımda duran Adama baktım sinirle.
"Aras bunu senin yanına bırakmaz!!"
"Görücez Tuana" adamlardan biri burnuma dayadığı bez ilekendimi boşluğa bıraktım.....
Yazardan.....
Araba aniden gaza basıp okulun bahçesinden hızla uzaklaşırken, toz bulutunun içinde kalan Yağmur arkalarından birkaç adım koştu ama yetişemedi. Dizlerinin üstüne çöktü, elleri saçlarına gitti.
Nefesi kesilmişti. Titreyen elleriyle hemen çantasından telefonunu çıkardı, rehbere girdi ve tek bir saniye bile kaybetmeden o numarayı tuşladı: Yağız.
Telefonun çalma sesindeki her saniye ölüm gibi uzundu. Sonunda hat açıldığında, Yağmur’un hıçkırıkları ve nefes nefese konuştu.
"Yağız! Yağız çabuk yetiş... Tuana... Tuana'yı gözlerimin önünde kaçırdılar!
Yağız, telefondan gelen hıçkırık sesleriyle donakaldı. Birkaç saniye ne diyeceğini bilemedi, ardından gözleri şimşek gibi çaktı ve hemen toparlandı.
"Yağmur! Sakın oradan ayrılma, güvenli bir yere geç! Hemen geliyorum!"
Telefonu kapatır kapatmaz odasına doğru fırtına gibi koştu. Kapıyı vurma gereği bile duymadan savurarak içeri girdi.
Aras, masasının başında oturmuş, belgelere bakarken kapının sertçe açılmasıyla bakışları bir anda buz kesti.
"Aras..." dedi Yağız, soluk soluğa. Sesi hayatında ilk kez bu kadar çaresiz çıkıyordu.
"Tuana’yı... Okulun önünden kaçırmışlar."
Aras’ın elindeki kalem ikiye bölündü. Odadaki hava bir anda ağırlaştı, oksijen tükendi sanki. Aras yavaşça ayağa kalktı. Gözlerindeki o az önceki sıcaklıktan eser kalmamış, yerini öfkeye bırakmıştı.
"Ne demek kaçırmışlar" dedi Aras. Sesi fısıltı gibiydi ama odadaki her şeyi titretmeye yetti.
"Korumalar nerde lan?!"
"Zafer’i okulun başında saf dışı bırakmışlar... Yağmur aradı, ağlamaktan konuşamıyordu. Bunu yapan...sadece Cihangir olabilir abi"
"CİHANGİR!"
Aras’ın kükremesi koskoca odanın camlarını titretti.Damarlarındaki kan zehre dönüşmüştü. Belindeki silahı çekip kurdu, gözü dönmüş bir halde Yağız’ın üzerine yürüdü.
"O şerefsiz benim canıma dokundu Yağız! Bütün adamları topla! Şehirde taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayacaksınız! Tuana’nın tırnağına zarar gelirse bu şehri yakarım!"
*****
Diğer tarafta, hızla giden arabanın içinde Tuana’nın elleri kelepçeyle bağlanmış, gözleri siyah bir bezle kapatılmıştı. Korkudan nefesi kesilecek gibiydi Aras’ın onu bulacağını kendine hatırlatarak ayakta kalmaya çalışıyordu.
Araba aniden durdu. Tuana’yı sürükleyerek dışarı çıkardılar. Soğuk ve rutubetli bir havanın estiği, eski bir depoya soktular. Bir sandalyeye sertçe oturtulduğunda, gözündeki bez hızla çekilip alındı.
Gözleri ışığa alışmaya çalışırken karşısında deri bir koltukta oturan, elindeki tesbihi ağır ağır çeviren adamı gördü. Yüzündeki derin jilet izi ve soğuk gülümsemesiyle bu adamın kim olduğunu çözmeye çalışıyordu...
Cihangir, kadehinden bir yudum alıp Tuana’ya doğru yaklaştı. Parmaklarının ucuyla Tuana’nın çenesini kavramak istedi ama Tuana başını sertçe geriye çekti ve adama nefretle baktı.
"Dokunma bana!" diye bağırdı Tuana, sesi titrese de geri adım atmadı.
Cihangir kahkaha attı. Deponun boş duvarlarında çınlayan bu ses kan dondurucuydu.
"Demek Aras Çakırın zayıf noktası sensin..." dedi Cihangir, Tuana’nın parmağındaki parıldayan pırlanta yüzüğe bakarak.
"Yıllardır o adama nasıl diz çöktüreceğimi düşünüyordum. Bize kurşun işlemezdi Tuana hanım... Ama görüyorum ki Aras kalbini dışarıda bırakmış. Ve ben şimdi o kalbi sökeceğim."
Tuana gülümsedi, gözlerinden bir damla yaş süzüldü ama bakışları dimdikti:
"Aras burayı basıp seni bu depoya gömdüğünde de böyle gülebilecek misin merak ediyorum!"
Cihangir’in soğuk yüzündeki alaycı gülümseme, Tuana’nın sözleriyle bir an olsun dondu. Ardından ağır adımlarla masasına yürüdü, viski kadehini sertçe masaya bırakıp cebinden telefonunu çıkardı.
"Görelim bakalım," dedi kısık ve karanlık bir sesle. "Büyük Aras Çakır'ın, kalbi elimdeyken ne kadar cesurmuş..."
Cihangir tuşa bastı ve hoparlörü açtı. Telefon henüz ilk çalışta açıldı. Karşı taraftan gelen ses, bir insanın değil, adeta zincirlerini kırmış bir canavarın sesiydi.
"Cihangir!" dedi Aras. Sesi o kadar derinden ve tehditkar geliyordu ki, depodaki korumalar bile huzursuzca kıpırdandı.
"Eğer o kıza, sevdiğim kadının o saçının tek bir teline dokunduysan seni yakarım!"
Cihangir sakin bir şekilde gülümsedi, telefonu Tuana’ya doğru uzattı.
"Aras..." dedi Tuana, sesindeki titremeye engel olmaya çalışarak. "İyiyim ben!"
"Tuana!" Aras’ın sesindeki o amansız yırtıcılık, kızın sesini duyduğu an yerini derin bir nefese ve yakıcı bir endişeye bıraktı.
"Güzelim... Sakın korkma, tamam mı, seni oradan alacağım. Az kaldı, dayan."
Cihangir telefonu hızla geri çekti ve kulağına götürdü:
"Duydun sevgilinin sesini çakır Sana tam bir saat veriyorum. Eski limandaki depolara tek başına geleceksin bana ait olan o belgeleride getireceksin. Silahsız, adamsız. Eğer tek bir korumanın gölgesini bile görürsem, bu kızın işi biter."
"Eğer ona bir şey olursa..."
Cihangir, Aras’ın cümlesini bitirmesine izin vermeden telefonu kapatıp yere fırlattı ve ayakkabısının topuğuyla ezdi.
.....
Aras, elinde kapanan telefonla darmadağın olmuş odasının ortasında kalakalmıştı. Gözleri kontrolden çıkmış bir yangın gibi parlıyordu.
"Neredelermiş?!" diye bağırdı Yağız’a dönerek.
Yağız elindeki tableti Aras’a gösterdi: "Sinyal takibi çalıştı Aras! Tuana’nın çantasına koyduğun o küçük takip cihazı... Şehrin dışındaki eski un fabrikasından sinyal veriyor! Cihangir seni limana çağırarak hedef şaşırtmaya çalışıyor!"
Aras’ın yüzünde karanlık, ölümcül bir gülümseme peydah oldu. Cihangir onu tuzağa çektiğini sanıyordu ama Aras, Tuana’nın güvenliği için her türlü önlemi çoktan almıştı.
"Yağız," dedi Aras belindeki ikinci şarjörü kontrol ederken.
"Liman bölgesine bütün adamları yığ. Cihangir oraya odaklansın. Biz ise... Fabrikaya gidiyoruz. Tek bir adamı canlı bırakmayacaksınız."
.......
Geçen her dakika depodaki havayı daha da ağırlaştırıyordu. Tuana, ellerindeki kelepçeyi hissettirmeden gevşetmeye çalışırken bir yandan da gözleriyle etrafı süzüyordu. Çıkış kapısı sol taraftaydı, üç koruma kapıda, iki koruma da Cihangir’in arkasında bekliyordu.
Cihangir cebinden çıkardığı gümüş bir çakmakla oynuyor, saatine bakıp duruyordu.
"Zamanın doluyor Tuana hanım," dedi Cihangir. "Aras limana varmak üzeredir. Ama ne yazık ki orada bulacağı tek şey bir tuzak olacak."
Tuana başını dik tuttu, gözlerinin içine baktı:
"Sen Aras’ı hiç tanımıyorsun Cihangir. O senin kurduğun oyunlara gelmeyecek kadar zeki."
Tam o sırada, fabrikanın devasa demir kapısından kulakları sağır eden bir patlama sesi yükseldi!
Deponun camları tuzla buz olurken, içeriye yoğun bir sis bombası doldu. Korumalar neye uğradığını şaşırıp silahlarına sarıldılar. Çığlıklar, bağrışmalar ve birbirini izleyen kurşun sesleri depoyu bir cehenneme çevirdi.
"Ne oluyor lan?!" diye kükredi Cihangir, silahını çekerek.
Sislerin arasından, elinde iki silahıyla gölge gibi beliren silüet Aras’tan başkası değildi. Karşısına çıkan ilk iki korumayı gözünü bile kırpmadan yere serdi. Hareketleri o kadar hızlı ve kusursuzdu ki, sanki azrail fabrikanın içine inmişti.
"ARAS!" diye bağırdı Tuana.
Aras, sislerin ve kurşun yağmurunun arasından Tuana’nın sesine doğru atıldı. Göz göze geldikleri o an, Aras’ın bakışlarındaki tek şey Tuana’ya ulaşma arzusuydu.
Cihangir, Aras’ı gördüğü an silahını Tuana’ya doğru doğrulttu:
"Yaklaşma aras Çakır!! Yoksa vururum!"......
Bölüm etkileşimi
