5. bölüm / 30
Karanlık Mafyam3
Bölümler 30Şu an: 3
- 1 Tanıtım14 kelime
- 2 1.963 kelime
- 3 2721 kelime
- 4 31.338 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4702 kelime
- 6 51.620 kelime
- 7 61.690 kelime
- 8 71.150 kelime
- 9 8829 kelime
- 10 9788 kelime
- 11 10468 kelime
- 12 11689 kelime
- 13 12701 kelime
- 14 13842 kelime
- 15 14548 kelime
- 16 15831 kelime
- 17 16467 kelime
- 18 171.162 kelime
- 19 18545 kelime
- 20 19938 kelime
- 21 20836 kelime
- 22 211.289 kelime
- 23 22397 kelime
- 24 23356 kelime
- 25 24552 kelime
- 26 25770 kelime
- 27 261.147 kelime
- 28 27429 kelime
- 29 28563 kelime
- 30 29394 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah yorgunlukla açmıştım gözlerimi yavaşça yataktan kalktım ev sesszidi ayağa kalkıp dolaptan bir pantolon ve tişört alıp banyoya girdim rutin işlerimi halledip giyindim saçlarımı tarayıp açık bıraktım hafif makyaj yapıp parfüm sıktım telefonumu cebime koydum ve evden ayrıldım.
Telefonun çalması ile açtım.
Yağmurum🦋:
-Bebeğim ne yapıyorsun"
"İşe gidiyorum sen"
Yağmurum🦋:
-Bugünlük kaytarsan olmazmı"
"Cevabını bildiğin soruları sorma bacım"
Yağmurum🦋:
-Şansımı denedim"
"Geçersiz oldu"
******
Biraz konuşup telefonu kapattım dükkana gelmiştim önlüğümü taktım Vedat bey yoktu bugün onun yerine Selim bey vardı ve bugün çekilmiycek.
Melis:Günaydınn"
-Günaydın"
Melis:Ne kadar şanslısın"
-Neden"
Melis:Selim bey var"
-Sus ya"
Melis:ikinci güzel haber iki kafile geliyor 30 kişilik rezervasyon varrr"
-Ölmek istiyorum sanırım"....
*****
Akşama kadar koşmaktan yorulmuştum bir o masa bir bu masa sonunda oturdum saatime baktim 19:00 olmuştu kahvaltı bile yapmamıştım yarın okula nasıl gidicektim bilmiyorum.
"Tuana çay kahve de ister misin masalar bekliyor!*diyen Selim beye baktım ulan istifa etmek vardı da dua et paraya ihtiyacım var sen evdeki zombilere dua et.
Sonunda iş çıkışıydı kafeden çıkarken yorgunluktan ölüyordum yavaşça eve doğru yürümeye başladım.
Ama sokak her zamankinden daha garipti kapının önünde duran siyah lüks arabalara baktım ne oluyordu kalbim deli gibi çarpmaya başlamıştı eve girdim salonda oturan adamlara korumalara ve babamlara baktım.
"Ne oluyor"
"Bu mu"dedi adam bana bakarak ben ise babama bakıyordu abimi arkasına almıştı annem ise korku dolu gözlerle bir onlara bir bana bakıyordu.
"Bu al götür oğluma dokunma onun saçının teline zarar verdirmek!* Diyordu ne veriyordu ne oluyordu...
"Ne diyorsunuz siz be"babam bana baktı.
"Yeni sahibin gidiyorsun bu evden" demesi ile başımdan aşağı kaynar su döküldü adeta kafamı iki yana salladım.
"Ne diyorsunuz siz neden ya*diyebildim.
"Abinin borcuna karşılık güzelim"diğeride söze girdi.
"Sıktığı kurşunun,10 milyonun bedelisin" demesi ile kalbim sıkıştı.
"Yapamazsınız"
"Defol burdan,Aras al götür"demesi ile bir hısım kapıya koştum ve mahalleye çıktım ama çoktan peşime düşmüşlerdi kolumdan tutmaları ile çığlık attım ama burnuma dayadığı bez ile kendimi boşluğa bıraktım.....
*****
Gözlerimi araladım arabanın tavanına ve uzandığım yere baktım o adamın dizine yatmıştım kalktım ve ona baktım.
"Bırak beni!!*
"Beni alı koymaya hakkın yok"
"Susuyor musun susturayım mı" demesi ile ona baktım kapıyı açmaya çalıştım ama kilitliydi göz yaşlarımı serbest bıraktım...
Büyük siyah kapıların açılması ile araba büyük bir malikhaneye girdi ve durdu kapılar açıldı ama inmedim kapının önünde durdu
"İn"
"İnmiyorum! Evime dönücem"
"Satıldığın evine mi!*
Kalbime ok gibi saplanmıştı resmen kolumdan tutup arabadan indirdi arkasında resmen sürükleniyordum eve girdiğimizde salonu ortasına fırlattı sendeledim sonra ona baktım.
"Bana bak Aras mısın nesin bırak beni!*
"Yoksa*
*Seni polise şikayet ederim!*
"Abinin cinayete teşebbüsünü de söyle"
*Onun ne yaptığı benim umrudma değil"
*Cehennemine hoş geldin" diyip kolumdan tuttu ve merdivenlere yöneldi Bodrum gibi bir yere indik karanlik bir odaya koydu ve kapıyı kilitledi....
"Kapıyı açın! Yalvarırım açın, burada nefes alamıyorum!"
Kapıya vurduğum ellerim acımaya başlamıştı ama ne acı hissedebiliyordum ne de zamanın geçtiğini anlayabiliyordum.
Karanlık odanın tek aydınlığı, kapının altındaki dar boşluktan sızan soluk sarı ışıktı. İçerideki küf ve nem kokusu boğazımı yakıyordu.
Abim... O pislik, o bencil herif yüzünden hayatım bir gecede mahvolmuştu.
10 milyon ne demekti? Bir insanın hayatını, geleceğini böyle bir kalemde harcamak nasıl bir vicdansızlıktı Gözyaşlarım yanaklarımı yakarken, dizlerimi karnıma çekip hıçkırıklarımı bastırmaya çalıştım.
Zaman kavramı tamamen yok olmuştu.
Ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum; ama sonunda o ağır demir kapının gıcırtıyla açıldığını duydum.
İçeriye sızan ışıkla birlikte gözlerimi kısarak gelen silüete baktım.
Aras, elleri cebinde, tepeden bakan soğuk gözleriyle dikiliyordu karşımda. Yüzündeki o ifade zerre merhamet barındırmıyordu.
"Uslu durmayı öğrenmişsindir umarım," dedi tok ve kalın sesiyle.
Öfkeyle,ayağa kalktım. Üzerimdeki günün yorgunluğu ve korku, yerini saf bir kine bırakmıştı.
"Beni burada sonsuza kadar tutsan ne değişecek?" diye bağırdım sesimin son raddesine kadar.
"Ben o paranın bedeli değilim! Abimin suçunun bedelini ben ödemek zorunda değilim, beni satamazlar!"
Aras birkaç adımda aramızdaki mesafeyi kapattı.
Öyle yakın duruyordu ki, nefesindeki sert tütün kokusunu aldım.
Eğilip doğrudan gözlerimin içine baktı.
"Abin o kurşunu sıkarken düşünecekti o iki kuruş benim umrumda bile değil."
Elini uzatıp kolumdan tuttuğunda direnmeye çalıştım ama gücüm tükenmişti.
Beni odadan çıkarıp yukarı kata, oldukça lüks ama bir o kadar da kasvetli döşenmiş bir odaya sürükledi. İçeri fırlatır gibi bıraktığında yere kapaklandım.
"Burası bundan sonra senin odan," dedi kapıya doğru yürürken.
"Kaçmayı aklından bile geçirme"
Kapı yüzüme çarpılıp kilitlendiğinde, odanın ortasında öylece kaldım.
*******
Gözlerimi açtığımda odadaki ağır kadife perdelerin arasından sızan soluk gün ışığı, yabancı bir yere uyanmanın o acı gerçeğini yüzüme çarptı.
Dün gece o karanlık bodrumdan buraya sürüklendiğimde ağlamaktan uyuyup kalmışım; kollarımda morluklar, içimde tarif edilemez bir öfke ve zihnimde çınlayan o acımasız cümleler vardı.
Ayağa kalkmaya çalıştım; günlerdir kafede masadan masaya koşmaktan, o ağır tepsileri taşımaktan yorulan kaslarım bu kez korku, açlık ve uykusuzlukla sızlıyordu.
Kapının kilidi açıldı hemen sonra içeri giren Aras’a diktim gözlerimi.
Her zamanki o tehditkâr, otoriter ve ulaşılmaz havasıyla dikiliyordu karşımda.
Üzerindeki kusursuz siyah gömlek ve ceketi, içinde bulunduğu bu karanlık dünyanın zenginliğini ve tehlikesini adeta haykırıyordu.
"Uyanmışsın," dedi, sesindeki o tok ve pürüzsüz tonda en ufak bir yumuşama yoktu.
"Aşağıda kahvaltı hazır. İnip yemeğini yiyeceksin."
O an içimdeki tüm sabır taştı. Üzerine doğru birkaç adım attım, boyum onunkine kıyasla kısa kalsa da başımı dik tutarak gözlerimin içindeki ateşi, o gururlu direnişi açıkça belli ettim.
"Ben senin kölen değilim!" diye çıkıştım, sesim geniş odanın duvarlarında yankılandı.
"Beni buraya getirdin, evimden, hayatımdan, her şeyimden kopardın. Ama aç kalıp kalmamam ya da ne yaptığım konusunda bana emir veremezsin."
Aras’ın dudaklarında alaycı ama bir o kadar da tehlikeli ve yakınlaşan bir gülümseme belirdi.
Aradaki mesafeyi öyle ani ve kendinden emin bir hamlede kapattı ki, istemsizce geriye doğru bir adım atmak zorunda kaldım ama o buna izin vermedi belimdeki elleri gerildi. Eğilip doğrudan gözlerimin içine baktı;
"Haklısın, güzelim," dedi, sesini alçaltarak ama her kelimeyi zihnime kazırcasına bastırarak.
"Artık benimsin." Parmakları çenemde hafif ama engellenemez, otoriter bir baskı oluşturdu.
"kuralları ben koyarım. Kahvaltıya ineceksin, çünkü bu evdе benim sözüm geçer."
"Senin o kurallarına da, bana yüklediğin o saçma bedele de..." diyecekken sözümü kesti, yüzümuze vuran o yakın mesafe nefesimi kesiyordu.
"Zorlama Tuana," dedi, sesi hem tehditkâr hem de tehlikeli bir şekilde yumuşaktı.
"Dün geceki o karanlık odaya dönmek istemezsin herhalde, hı? benimle inatlaşmanın bedeli ağır olur. Şimdi aşağı in, ikiletme beni."
Çenemi sertçe elinden kurtardım, odadan ondan önde fırladım. Arkamdan attığı o sessiz ama memnun, hatta belki de eğlenen adımlarını sırtımda hissedebiliyordum.
Aşağı inip o devasa masaya oturduğumda, kollarımı göğsümde sıkıca bağlamış bir şekilde tabağıma bakıyordum.
Aras karşımdaki sandalyeye büyük bir rahatlıkla yerleşti, çayından bir yudum alırken koyu kahverengi gözlerini bir an olsun üzerimden ayırmıyordu. O bakışlardaki o çapkın, meydan okuyan ve adamı deli eden pırıltı içimde tüyler ürpertici bir yankı uyandırsa da bunu asla belli etmeyecektim; ona karşı her zamankinden daha sert ve mesafeli olacaktım.
"Yemeğini ye, güzelim," dedi yine o buyurgan ama bu kez içinde karşı konulmaz bir çekim barındıran sesle. "Böyle aç gezersen bana kafa tutacak o gücü de bulamazsın."
"Senin ne anladığın ya da ne istediğin zerre umurumda değil Aras," dedim tabağımdaki ekmeği öfkeyle ufalarken. "Bu malikaneden kaçmanın, bir yolunu bulucam."
Aras hafifçe gülerek arkasına yaslandı, kahvesini fincana bırakırken gözlerinde adeta bir avcı eğlencesi vardı. Bana doğru biraz daha eğildi, o tehlikeli yakınlığı her hücremde hissettirdi.
"Dene bakalım," dedi, sesi hem okşayıcı hem de bir o kadar keskin bir tondaydı. "Bakalım benden kaçabilecek misin, güzelim?"
Kahvaltının ardından geçen o uzun ve boğucu saatler, zamanın adeta bu malikanenin duvarları arasında durduğunu fısıldıyordu.
Aras evden çıkmıştı; o devasa kapıların arkasından sokağa açılan siyah Lüks araçların motor sesini duyduğum an, içimdeki kaçış planları kurmaya başlamıştım.
Ama odama çıktığımda, pencereden dışarı baktığımda gördüğüm o yüksek demir parmaklıklar duvarlar ve bahçede devriye gezen korumalar umudumu hemen başladığı yerde ezmişti.
Hava kararmaya yüz tutarken, odanın kapısı sertçe açıldı.
İçeriye giren Aras’ın üzerinde sabahki resmiyetten eser yoktu; siyah gömleğinin üst düğmeleri açılmış, kollarını dirseklerine kadar sıyırmıştı. Hafif Esmer tenindeki o yorgun ama baskın ifade ile odaya girdi.
Elindeki tepsiyi odadaki küçük sehpaya bıraktıktan sonra doğrudan bana döndü. Gözlerindeki o çapkın ama bir o kadar da tehlikeli parıltı, odanın loş ışığında daha da belirginleşiyordu.
"Bütün gün bir şey yememişsin," dedi, sesi tok ve karşı konulmaz bir otorite taşıyordu.
"Aşağı gelmediğin için odana getirtmek zorunda kaldım, güzelim."
"Sen nasıl bir ruh hastasısın ya"
"Yemeğini ye"diyip çıktı arkasından öylece baktım....
Bölüm etkileşimi
