Karanlık Mafyam kitap kapağı

4. bölüm / 30

Karanlık Mafyam

2

Vaveyla Yazarı: Özlem Nur

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: 2

Yazardan....

Şehrin gürültüsünden, neon lambalarının sahte ihtişamından uzak, karanlık ve kuytu bir sokakta yükselen o bina, yeraltı dünyasının kalbinin attığı yerdi.
Büyük kumarhane, gece yarısından sonra asıl simasını gösterir; buraya girenlerin ya servetini ya da canını masada bırakmadan çıkması neredeyse imkansız olurdu...
Saatler gece yarısını çoktan geçip sabaha yaklaşırken, Tuana yorgun bedenini evindeki o daracık yatağa atmış, günün kâbuslarından kaçmak istercesine derin bir uykuya sığınmıştı. Ancak o masum sessizlikten çok uzakta, şehrin diğer ucunda kanlı bir fırtına kopmak üzereydi.
Abisi Efe, içkinin zihnini uyuşturduğu, kumarın o hırslı ve zehirli ateşiyle körleştiği bir kafayla kumarhanenin en VIP masasına oturmuştu.
Karşısında oturan adam, bu masanın değil, bütün bu yeraltı imparatorluğunun kurallarını koyan adamın kanından biriydi: Aras Çakır’ın öz kardeşi, fevri ve acımasızlığıyla tanınan Yağız Çakır.
Efe, elindeki kağıtlara güvenerek ya da sadece kaybetmenin verdiği o delirmiş cesaretle art arda büyük oynamıştı. Masadaki havalı duruşu, Yağız’ın dudaklarında alaylı bir tebessüme yol açıyordu.
"Dağıt," dedi Efe, gözleri kan çanağı içinde, masaya vurarak.
"Hâlâ buradayım, bitmedi."
Ancak şans, Efe’nin yanında değildi. Peş peşe gelen üç elin sonunda masadaki tüm fişler Yağız’ın önüne kaydı.
Efe’nin elleri titremeye başladı. Gözlerini masadaki rakamlara diktiğinde nefesi kesildi.
Toplamda on milyon liralık devasa bir borç, omuzlarına binmişti bile. Bu para, onun ömrü boyunca görebileceği bir rakamın fersah fersah ötesindeydi.
Yağız, geriye yaslandı ve ceketinin düğmesini çözerken tehlikeli bir sakinlikle konuştu.
"Kumar masasında kaybetmenin bir adabı vardır Efe," dedi, sesi buz gibiydi. "Ama sen sadece paranı değil, bir hırsla aklını da kaybetmişsin. Şimdi o masadan kalkıp bu parayı ödemezsen...salondan kendi ayaklarınla çıkaramayacağını pekâlâ biliyorsun."
Masadaki sert rüzgarlar bir anda fırtınaya dönüştü. Efe, çaresizliğin ve korkunun tetiklediği bir refleksle birden ayağa fırladı. Sandalye gürültüyle devrildi.
"Ödeyeceğim lan! Ver bir süre daha, alacaksınız paranızı!" diye bağırdı ama ne sesi ne de tavrı Yağız’ı ikna edebildi.
"Vakit bitti," diye mırıldandı Yağız, ayağa kalkarken.
Efe arkasına bile bakmadan kapıya doğru koşmaya başladı. Kumarhanenin kalın demir kapısından kendini dışarı attığında, arkasından gelen ağır adımları ve Yağız’ın öfkeli sesini duyuyordu. Sokak karanlıktı, tenhaydı. Efe ara sokağa saptığı an, Yağız kolundan yakalayıp onu duvara çarptı.
"Nereye kaçıyorsun piç kurus?"
Arbede bir anda şiddetlendi. Efe, can havliyle kurtulmaya çalışırken Yağız belindeki silahı çekti.
Silahın soğuk metalinin parıltısı karanlıkta parladığında, ikili arasında ölümcül bir boğuşma başladı. Silahın kabzasından tutarak birbirlerini iterlerken, aniden kulakları sağır eden o patlama sesi geceyi yardı.
Bang!
Sokaktaki sessizlik, damla damla düşen kan sesiyle bölündü. Arbede anında patlayan silahtan çıkan kurşun, beklenmedik bir açıyla Yağız’ı bulmuştu. Yağız, şaşkınlıkla gözlerini açtı, elleri göğsüne gitti ve olduğu yere, soğuk asfaltın üzerine yığıldı.
Efe gördüğü manzara karşısında adeta dondu. Kanlar içinde yatan adamın üzerine baktı, elindeki barut kokusuna ilişti aklı. Panik, zihnini tamamen ele geçirdi.
"Ben... ben yapmadım, kaza oldu!" diye fısıldadı kendi kendine. Arkasına bile bakmadan, karanlığın içine doğru can havliyle koşarak oradan uzaklaştı.
Ancak Çakır ailesinin gözünden hiçbir şey kaçmazdı. Aras Çakır, kardeşinin gecikmesi üzerine kendi adamlarını bölgeye yönlendirmişti bile. Çok geçmeden, sokağın köşesinde kanlar içinde yatan Yağız’ı bulduklarında, kopacak kıyametin habercisi olan o buz gibi emir verildi:
"O adamı bulacaksınız. Delik deşik edip getirin. Kardeşimin kanını yerde koyan o itii!"
Şehrin diğer ucundaki o yıkık dökük evde ise saatler sabaha karşı üçü gösteriyordu.
Efe, kapıyı kilitlenmiş nefeslerle açıp içeri girdiğinde yüzündeki o korku ve deheter, eve adım atar atmaz fark ediliyordu.
Annesi, içeriden gelen seslere uyanmış, koridorda sabaha karşı gözlerinde korkuyla oğluna bakıyordu. Babası ise yarı sarhoş, yarı ayıq bir kafayla koltuğun kenarından başını kaldırmış, oğlunun bu sefil haline bakıyordu.
"Efe? Bu saatte ne bu hal oğlum, üstün başın..." dedi annesi titreyen sesle, yanına yaklaşmaya çalışarak.
Efe, ellerindeki kurumuş kan lekelerini saklamaya çalışarak duvara yaslandı. Göğsü körük gibi inip kalkıyordu.
"Bittik..." dedi Efe, sesi fısıltı halindeydi ama evdeki herkesin zihnine bir bıçak gibi saplandı.
"Mahvettim her şeyi... Kumar masasında on milyon borçlandım... Kaçarken... arbede çıktı... Silah patladı..."
Babasının gözlerindeki o bulanık sarhoşluk, bir anlığına yerini sert bir şoka bıraktı. Annesi ise ellerini ağzına kapatıp çığlık atmamak için kendini tuttu.
"Kimi vurdun lan?!" diye gürledi babası, yerinden kalkmaya çalışarak.
"Kimin kancasına taktın kendini?"
"Yağız Çakır'ı..." dedi Efe, korku içinde. "Aras Çakır’ın kardeşini... Vurdum anne, adam öldü! Aras Çakır şimdi peşimde, beni bulacaklar! Hepimizi öldürecekler!"
Odanın içinde ölümcül bir sessizlik hüküm sürdü. Dışarıda rüzgâr evin pencerelerini sarsarken, içerideki bu itiraf, Tuana’nın da hayatını alt üst edecek o karanlık zincirin ilk halkasını çoktan koparmıştı. Aras Çakır’ın intikam ateşi artık yanmaya başlamıştı ve bu ateş, o evin duvarlarını kül etmeden durmayacaktı...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

377okunma 15beğeni 6yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.