13. bölüm / 13
Kalbin ağrısı13. Bölüm
Bölümler 13Şu an: 13. Bölüm
- 1 1. Bölüm693 kelime
- 2 2.Bölüm892 kelime
- 3 3. Bölüm1.140 kelime
- 4 4. Bölüm777 kelime
- 5 5. Bölüm1.199 kelime
- 6 6. Bölüm1.263 kelime
- 7 7. Bölüm1.666 kelime
- 8 8. Bölüm1.367 kelime
- 9 9. Bölüm1.351 kelime
- 10 10. Bölüm1.482 kelime
- 11 11. Bölüm2.350 kelime
- 12 12. Bölüm3.159 kelime
- 13 13. Bölüm2.229 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Berken Aktaş
Onu uzun süredir bu kadar mutlu görmemiştim. Bu kadar canlanacağını bilsem her gece eğlenmeye götürürdüm onu. Ama sabah uyanınca eski ruh haline döneceğini de biliyordum. Bunun sebebi bendim. Bu yüzden kendimden nefret ediyordum.
"Onunla nasıl evlendiniz?" Cihan ın sorusuyla sırıttım. Ben ve Ecrini asla aynı kefeye koyamıyordu. Bende bir zamanlar öyle düşünüyordum. Şimdi geldiğimiz noktayı düşünmek ister istemez beni güldürüyordu.
Cihan elindeki kadehi bırakıp bana ters ters bakmaya başladı. Yavuz ile beraber o da bizimle içmeye gelmişti. Kızlar Eylül ün evinde uyuyordu. Biz üçümüzde burada sadece doğruluk oynuyorduk. Soru sorma sırası Cihan a gelmişti ve o bana bunu sormuştu. Şimdi anlatma zamanıydı.
"Onunla 7 senedir evliyiz. O zamanlar ben 23 yaşındaydım, o 18 . İki yıl öncesinden de tanışıyorduk. Babamın burs verdiği tek öğrenciydi. Babam kimseye kolay kolay burs vermediği için açıkçası merak ediyordum. Bazı akşamlar babam onu yemeğe çağırırdı . Bu yemeklerde Berşan ile baya kaynaştılar. Berşan onsuz hiçbir şey yapmadığı için babam onu ara sıra bizim evde kalması için ikna etti. Annemin vefatından sonra Berşan baya kötü olduğu için ona ihtiyacı olduğunu söyledi. Böylelikle Ecrin bizim eve daha sık gidip gelmeye başladı. Bir gün ben babam ve amcam poker oynayacaktık. Dördüncü kişi eksik kaldığı için vazgeçip batak oynamaya karar verdik. O sırada Ecrin de bizim evdeydi. Gelip oynamak istediğini söyledi. Ben dalga geçtim tabi. Senin yaşın kadar poker oynamışlığım var dedim. O da sana yaşımın iki katını ödetirim dedi. Her neyse oturduk masaya ve Ecrin beni yendi. Ona o gün hayran kaldım. Stratejik zekası çok iyiydi ve ben babamın ona neden burs verdiğini anladım. Evlenmeden önceki iki yılımız sakin geçti. Onu sadece haftanın iki günü görüyordum çünkü sınav senesiydi. Sınav günü geldi ve Ecrin baya yüksek bir net yaptı. Babam onunla gurur duyuyordu. Ona ödül olarak Berşan ile tatile göndermek istediğini söyledi. Ecrin ise annesine ve abisine söyleyip geleceğini söyledi. Biz o günden sonra Ecrin e iki hafta ulaşamadık. O gece gittiğinde neler yaşadığını bize anlatmadı . O iki haftanın sonunda bir gece evin kapısında ağlama sesleri duydum. Ağlayan kişinin Ecrin olduğunu öğrendiğimde gidip babama haber verdim. Perişan haldeydi. Saçı dağılmış, üstündeki tişört kan olmuş,yüzünde morluklar vardı. Babamı görünce ona bana yardım et diyerek sarıldı. Babam ise ona o halde teklifimi kabul edeceksin dedi. Hiçbir şey anlamamıştım. Babam Ecrini sakinleştirtikten sonra bana gel seninle bir şey konuşacağım dedi. O gece bana Ecrin ile evleneceksin dedi. Babama saçmalama baba, onunla aramda beş yaş var,o daha on sekizinde,ona karşı hiçbir şey hissetmiyorum gibi bir sürü bahane sıraladım. Babam ise bana Ecrin in tek kurtulma çaresinin ben olduğumu iznini kaybettirmesi gerektiğini, ailesel sorunlar yaşadığını söyledi. Beni ikna eden cümlesi ise kalp hastalığı olmuştu. O gece Ecrin ile evlenmeyi kabul ettim. Ertesi gün ise vakit kaybetmeden babam nikahımızı kıydı. Bildiğin babam beni onunla evlendirmişti. "Büyük bir yudum aldıktan sonra devam ettim.
"Babam bir süre Ecrin in saklanması gerektiğini söyleyip bizi tatile gönderdi. Sadece ikimizi. Gittiğimiz yer Karadeniz de bir yayla eviydi. Ecrin ile oraya gittik. Yol boyunca uyudu. Oraya vardıktan sonra da uyudu. Onunla doğru düzgün konuşamadım. Onun hakkında doğru düzgün bir şey bilmiyordum. Onunla konuşmak ,onu tanımak istiyordum. Neyi sevip sevmediğini,ona neyin zararlı olup olmadığını öğrenmek istiyordum. O ise sürekli benden kaçıyordu. Oraya gideli iki gün olmuştu. Doğru düzgün bir şey yediğini görmemiştim. Onunla artık konuşmam gerektiğini düşündüm ve odasına gittim. Baygın bir şekilde yatağında uzanıyordu. Babamın onun kalp hastasını olduğunu söylediğini hatırlayınca endişelendim. Gidip baktığımda sadece ateşi olduğunu gördüm. O gece sabaha kadar onun başında bekledim. Sabah uyanınca daha iyiydi. Konuşmaya başlamıştı ve bu beni baya mutlu etti. Çok güzel bir sesi vardı. Hevesle bir şeyler anlatırken çok tatlıydı. Öyle böyle gün geçtikçe ondan hoşlanmaya başladım. O da benden hoşlanmaya başlayınca dünyanın en mutlu insanlarıydık. Ecrin ölmek kelimesini kullanmıyordu artık. Daha enerjikti, çarpıntısı olmuyordu. Ta ki ben gidene kadar. Benimle beraber kurduğu yeni mutlu hayatını tek gecede yıktım. Ve korkuyorum ki bir daha asla eski haline gelemeyecek. O neşesini ya bir daha göremezsem? O zaman asla kendimi affetmeyeceğim. Gerçi şu an da değişen bir şey yok. Tüm bu olanların sorumlusu benim. Nuran ın oyununa gelmemeliydim." Kendimi suçlaması doğru bulmayan Yavuz konuşmaya başladı.
"Olacakları bilemezdin Berken. Geçmişe dönemezsin. Senin şu an yapman gereken geleceğe odaklanman. Ecrini kaybetmedin. O sadece sana kırgın ve kızgın. Bunu düzeltmek senin elinde. Oğlun var Berken. Onu için bile olsa geleceğe odaklanmalısın."
"Oğlum beni sevmiyor. O bile beni sevmezken ne yapabilirim? Şu yanında duran herifi bile benden daha çok seviyor." Kastettiğim kişi Cihan dı.
"Beni maksimum üç ayda bir görüyordu. Sadece bu aralar Ecrinin bana ihtiyacı olduğu için bu kadar uzun kaldım. Beni sevdiyse de bu sıralar sevmiştir. "Cihan ın kendini savunması müthişti.
Bir süre daha beraber içerken telefonum çalmaya başladı. Cebimden çıkarıp yazan isme baktım. Babam arıyordu. Açıp açmamak konusunda düşünmeden telefonu açtım.
"Berken neredesin oğlum? Acilen eve gelmen gerek."
"Neden baba bir şey mi oldu?"
"Hisselerimi sana devredeceğim."
"Neden baba? İşten güçten kesilecek yaşta değilsin. Hasta da değilsin. Bence gayet de şirketi sen yönetebilirsin."
"30 yaşındasın Berken. Artık bir şeyleri yönetebilecek yaşta olduğunu düşünüyorum. Hem sen ne zamandır şirketin başına geçmek istiyordun. Neden şimdi geçmiyorsun?"
"Ben artık karım ve çocuğumla vakit geçirmek istiyorum baba . Şirket yönetebilecek durumda değilim." Bu sözcükler benim ağzımdan çıkmıştı. Bu çok garipti çünkü ben hep babamın yerine geçmek istemiş ,bunun için babamın koşullarını tamamlamıştım. Hatta sırf bu yüzden Ecrin ile evlenmemi istediğinde ona karşı çıkmamıştım. Şimdi ise o şirkete geçmek istemiyordum. En azından Ecrin beni affedene kadar. O zaman belki düşünürdüm.
"Berken sen kendini şirketime uygun hale getirmeye çalıştın hep. Kendini buna göre biçimlendirdin. Şimdi neden vazgeçiyorsun? Senin bundan başka bir vasfın yok. Paran yok. Çalışabileceğin bir işin yok. Karın ile vakit mi geçirmek istiyorsun? O zaman onun oğlunun geleceği için çalışarak kendini yormasına engel ol. O hastaneye gittikçe mutsuz oluyor. Aklına hep babası geliyor . Buna engel olman lazım. Karının ölmesini istemiyorsan bunu yapmak zorundasın." Bi bakımdan haklıydı . Oğluma bir gelecek bırakmak zorundaydım.
"Ecrini nasıl o hastaneden çıkartayım baba? Bana biraz yardımcı olur musun acaba? Çünkü onu ordan çıkarmak çok zor. Nefes aldığı tek yer orası. Aynı zamanda zehirlendiği yerlerden biri. Ne yapabilirim?"
"Yanında ol Berken. Onu kendine öyle bir alıştır ki senin yanında olmadığı her an nefes alamasın. Hastane ona sadece boğucu gelsin. Bunu daha önce yaptın Berken. Tek yapman gereken bu sefer onu bırakmamak. Onu bu sefer de bırakırsan her şey biter. Bu gece iyice düşün. Yarın gelip kararını açıklamazsan tüm hisselerimi kız kardeşine devrederim."
"O daha 18 yaşında baba . Çok kolay manüpile olabilir."
"Bunun olmasını istemiyorsan kararını çabuk ver Berken. Yarın görüşürüz." Bir şey dememe gerek kalmadan telefonu kapattı. Ne yapacağım ben şimdi.
"Ne dedi baban?" Oflayarak Yavuz un sorusunu cevapladım.
"Şirketin başına geçmemi istiyor. Eğer geçmezsem Berşan ın geçeceğini söylüyor. Bildiğin beni kardeşimle tehdit ediyor. "Berşan ın adı geçince Cihan ın gerildiğini gördüm. Berşan ı sevdiğini ama ona benden dolayı yaklaşmadığını herkes biliyordu. Berşan hariç. Bende Türkiye ye dönünce öğrenmiştim. Eğer kardeşime yaklaşırsa onu öldürebileceğimi, bunu hiç çekinmeden yapacağımı söylemiştim. Zaten bunu söylemesem bile ondan uzak duracağını biliyordum. Cihan 23 yaşındaydı. Aralarında 5 yaş vardı. Bana bir zamanların Berken ve Ecrin i hatırlatıyorlardı. Onun kendini durdurmasının tek sebebi yaş farkı da değildi. En önemlisi Berşan ın sevgilisi vardı . Bu onu durdurmaya yeterdi. Ama Berşan a olan aşkından asla vazgeçmiyordu. Ve şimdi bu duydukları onu sinirlendirmeye yetmişti. Bana doğru dönüp sakince konuştu.
"O şirketin başına geçeceksin dimi? Bunu sadece kendin için değil; karın , çocuğun ve kardeşin için yapmak zorundasın. Eğer senin yüzünden onların başına bir iş gelirse ölümün benim elimden olur."
"Pardon da sen kimsin bunları bana söylüyorsun? Hangi sıfatla ? Eğer hala karımın kız kardeşimin yanındaysan bunun tek sebebi Ecrin in sana değer vermesi. Yoksa tek bir saniye bile duramazsın." Kendini bir şey sanıp beni tehdit etmesi zoruma gitmişti.
"Sen bir korkak gibi kaçtın Berken. Onlardan uzaklaşınca güvende olacaklarını düşündün. Ben ise onların yanında durup korudum. Ben olmasaydım ne karın ne de kız kardeşinin yaşayacağını mı düşündün? Benimle onlar hakkında konuşurken iki kez düşün. Tehdit olarak algılayabilirim ve bu senin için hiç iyi olmaz ." Bu kadarı da fazlaydı.
"Ecrin sana baya yüz vermiş anlaşılan. Ama merak etme. Zamanı gelince bu lafları sana tek tek yedireceğim. Şu an sana karışmıyorsam tek sebebi Ecrin. Ama bu duracağın yeri bitmeyeceğin anlamına gelmiyor." Daha fazla orda bulunmayı istemediğim için ordan ayrılıp arabama bindim. Şimdi nereye gidecektim? Bir evim bile yoktu. Ben evimi iki sene önce kaybetmiştim. Artık evsiz barksız bir adamdan farksızdım. En çok da bunların tüm suçlusu olmam koyuyordu. 30 yaşında bir adam kendi hayatını mahvetmişti. Bununla da kalmayıp karısının da tüm enerjisini söndürmüştü. Ne yapsın artık bu adam.
Dün gece Eylül ün evinden Ecrini ve çocukları alıp evimize dönmüştüm. Sonra ise karıma sarılarak uyudum. Ona tekrardan sarılabilmek o kadar müthişti ki. Hayatımın yeniden canlandığını hissediyordum.
O kadar güzeldi ki. Ona baktıkça içim hoş oluyordu. Yaklaşık yarım saattir uyanıktım ve onu izliyordum. Benim için terapi gibi bir şeydi. Onun nefes alışverişini dinlemek bana tarifsiz bir huzur veriyordu.
Yüzümü onun boynuna gömüp kokusunu içime çektim yavaşça. Kokusuyla beni mest ediyordu. Onu kollarımın arasına alıp göğsümde saklamak isteyeceğim kadar masumdu. Kokusunu iyice içine çektikten sonra dudaklarımı nabzının attığı yere bastırdım. Yaşıyor olmasının bana verdiği hissi çok seviyordum. O yaşıyordu, şu an kollarımda uyuyordu. Bundan daha iyi ne olabilir ki?
Boynunda olan dudaklarım çenesinden yüzüne doğru yol alıyordu. Bu sebepten uyanmış olacak ki kıpırdanmaya başladı.
"Berken"
"Uyu güzelim daha saat 6." Yüzüne bir öpücük daha kondurdum.
"Ama sen beni böyle öperken nasıl uyuyayım ki?"
"Tama sen şimdi uyu ben sonra öperim." Karımı kıracak değildim.
"Ama ben şimdi öpmeni istiyorum. Berken. Ben seni çok özledim." Gözlerime öyle güzel bakıyordu ki. Aşık olmamak elde değildi. Bana biraz daha böyle bakarsa kalp krizi geçirebilirim.
Dayanamayıp ona çok merak ettiğim o soruyu sordum
"Ecrinim. Beni affedebilecek misin?" Gözlerine kenetlenmiştim. Çünkü asıl cevabı gözler verirdi.
O ise cevabını dudaklarıyla vermek istedi. Yumuşak dudaklarını dudaklarıma dokundurdu ilk başta. Sonra ise tümüyle bastırdı güzel dudaklarını. Cevabımı almıştım. Beni affetmişti. Ölsem de gam yemezdim.
Vakit kaybetmeden karşılık verdim . Bu hissi çok özlemiştim. Dudaklarını ayırdıktan sonra elimi tutup kalbinin üstüne götürdü. Kalbi küt küt atıyordu.
"Benim kalbim bir sana çarpıyor Berken. "Bu beni tamamen affettiği anlamına geliyordu. İçimdeki bu hissin bir tarifi yoktu. Her an mutluluktan havalara uçabilirdim.
Sıkıca sarıldım ona . Onu asla bırakmak istemiyordum. O benim kalbimdi. Onsuz yaşayamazdım.
"Bir daha bizi bırakma Berken. Çünkü benim dayanacak gücüm kalmadı. Aklıma hep senin geç kalma ihtimalin geliyor. Oğluma kim bakacaktı? Hani bir yere kadar anlarım gitmeni Berken. Ama geç kalmanı anlayamazdım. "
"İstemeden olmuştu Ecrin. Bile isteye sizi bırakmam ki ben. Eğer o an kendime hakim olabilseydim böyle olmazdı. "Nuran ın oyununa gelmiştim. Beni kandırmıştı ve bende çok kolay kanmıştım . Böyle bir hataya düşmemeliydim.
"Bana neden gittiğini hala anlatmadın Berken. "Ona her şeyi anlatmanın zamanı gelmişti.
"Nuranın ın oyununa geldim. O adamı öldürdüm. O adam sandığın gibi basit birisi değildi ,belalı bir adamdı. Herkes tutuklanmamak için kaçtığımı söyledi,alakası bile yok. Ben tehdit edildiğim için kaçtım . Kaç kere beni öldürmeye çalıştılar. Ölürsem sizi sonsuza kadar yalnız bırakmış olacaktım. O yüzden bir süreliğine yalnız bırakmayı seçtim. Çünkü mahkeme gününde o adamları benim yapmadığıma ikna edecektik, ikna olmayanları da temizledik. Ancak bu şekilde dönebildim. "
"Bize gelen tehditleri düşünmedin mi Berken? Cihan olmasaydı ölecektim kaç defa." Haklıydı . O şerefsiz karımı kaç defa kurtarmıştı.
"Yanında Cihan olduğu için içim biraz rahattı zaten. Ama yine de yokluğuna dayanamadım. "Onsuzken nefes alamıyordum. Sırf nefes alabileyim diye onun aldığı her nefesi öğrenmeye başladım . Bu beni bir süre idare etmişti. Sonra da dönmüştüm zaten.
"O an sana büyük travma yaşattım değil mi?" Her ne olursa olsun o günü ne o unutabilirdi ne de ben.
"Şu an yanımdaysan bir önemi yok Berken. Sadece şeyi merak ediyorum. Sen öfke problemini uzun zaman önce yenmiştin. Bir anda mı oldu nasıl öfkene yenildin anlayamadım." Evet 16 yaşımdan beri öfke problemleri yaşıyordum. Aslında hiçbir zaman onu tam olarak yenemedim. Eylül ile yaşamaya başlayınca onun yanında kriz geçirmiştim ve ona bağırdığım için panik atak geçirmişti. O günden sonra aynı şeyin yaşanmaması adına düzenli olarak sakinleştirici almaya başlamıştım. Zaten onun yanındayken nasıl sinirlenebilirim ki? O zamanlar ikimizde mutluyduk ne onun kalbi ağrıyordu ne de ben sinirleniyordum. Ama o gece her şey bir an da alt üst olmuştu.
"Kimse sana iftira atamaz. Atanlara da gününü gösterdim işte. O da bir krizdi ama beni buna zorladılar. Sana söylemem gereken bir şey daha var." Merakla beni dinliyordu.
"Şirketin başına geçiyorum." İlk başta suratında bir şaşkınlık oluştu. Hemen ardından yanağıma sulu bir öpücük bıraktı.
"Senin adına çok sevindim Berken. Uzun zamandır Oraya geçmeyi istiyordun . Nasıl aldın şirketi babandan?"
"Ben şirketin başına geçmek istemiyordum artık. Sizinle vakit geçirmek istiyordum. Babam kabul ettirmek için karını mı yoracaksın tarzı şeyler dediğinde bile ikna olmadım." Yüzünde üzgün bir ifade gördüğümde hemen sordum.
"Neden yüzün soldu hayatım?"
"Sen bile öleceğime inanmışsın. Sırf öleceğim diye döndün zaten." Hüngür hüngür ağlamaya başladı. Psikolojisi hiç iyi durumda değildi. Onu sakinleştirmek için sarılamaya çalıştım ama izin vermedi. Kollarımı iki yanından sıkıca sarıp hareket alanını kısıtladım. Yüzündeki yara izine dudaklarımı değdirdim. Ancak bu şekil şakinleşebilirdi. Kıpırdanmaları yavaşladı ve en sonunda hareket etmeyi bıraktı. Yüzünü öptükçe daha da mayışıyordu. Dudaklarımı yavaşça kulaklarının hizasına getirdim ve konuşmaya başladım.
"Seni seviyorum ve hiçbir şey bunun önüne geçemeyecek. Andım olsun ki sana bir kalp bulacağım ge seni yaşatacağım. Benden kolay kolay kurtulacağını sanıyorsan yanılıyorsun. "Dudaklarımı ordan çekip boynuna bir öpücük daha konudurdum. Onu öptükçe mayışıyordu. Bir süre sonra kollarımda uyuyakaldı. O uyumca bende burnumu boynuna yerleştirdim ve onun kokusuyla uykuya daldım.
Bölüm sonu.
Nasıl buldunuz? Onları barıştırmanın vakti gelmişti .
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.
Bölüm etkileşimi
