Kalbin ağrısı kitap kapağı

11. bölüm / 13

Kalbin ağrısı

11. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Eylül Korkmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 11. Bölüm

Huzur dedikleri bu olsa gerek. Onun kollarında uyanmak. İki yıl aradan sonra onun kollarında uyanmak. İlk defa uyku ilacı kullanmadan uyuyabilmiştim. İlk defa alarm beni uyandırmamıştı. Huzur buysa ben iki yıldır çok huzursuzdum. İki yıldır böyle güzel uyanmamış,böyle rahat uyumamıştım.

Uyandığımda o hala uyuyordu. Dün geceki pozisyonumuz bozulmamıştı. Siyah saçları alnına düşmüştü. Bir kolu belimde,diğer kolu sırtımda bana sarılarak uyuyordu. Bende kafamı onun göğsüne koymuştum. Kollarımı iki yanına sarmıştım. Tam anlamıyla sarılarak uyumuştuk.

Sol göğsünün üstünde bir dövme vardı. Sayılardan oluşan. 27092009. Bu dövmenin anlamını bilmiyordum. Evlendiğimiz vakit yoktu. Gitmeden önce de yoktu. Gittiği iki yıl içinde yaptırmış olmalıydı. Anlamı ne acaba? Bunu sorsam da söylemeyeceğinden emindim.

Dudaklarımı uzun zamandır dokunmadığım tene bastırdım. Tam da o dövmenin üstüne. Sonra kafamı çevirip kirli sakallarının olduğu yanağını öptüm. Biraz hareket edip diğer yanağını da öptüm. Kıpırdamaya başladı. Sonra kaşlarını çattı. Bir şeyler mırıldanmaya başladı. Dediklerinden bir şey anlamıyordum. Türkçe konuşmuyordu. Ses kaydı almayı düşünsemde bunun yanlış olduğunu anlayıp vazgeçtim. Rahatsız olmuş olabileceğini düşünerek üstünden kalkmaya niyetlendim. O ise kollarını daha sıkı doladı. Pekala,demek ki gitmemi istemiyordu. Bende kalırdım o zaman. Kollarımı onun yaptığı gibi daha sıkı doladım. Göğsüne bir öpücük daha kondurduktan sonra kafamı yasladım. Biraz daha bu huzurlu kollarda uyuyabilirdim. Tam uykuya dalacaktım ki kapı çaldı. Kafamı bile kaldırmadan ,gel, dedim. Kapı açıldı .

"Ecrin uyanmadın mı daha? Ay müsait değil miydin? Dur ben çıkayım. "Eylül ün utanan sesini duyunca kafamı kaldırdım. Yanlış anlamıştı.

"Gel müsaitim. "Sesleri duyan Berken de uyanmıştı. Ne oluyor dercesine bana bakıyordu.

"Sizi rahatsız etmek istememiştim. "

"Rahatsız edebileceğin bir durum yok Eylül. "Yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmayı düşünüyordum. Gerçi yanlış anlaşılma olsada pek önemli değildi. Sonuçta Berken ile hala evliydik. Ama yine de yanlış anlaşılmak istemiyordum. Şu an yanaklarımın kızardığına adım kadar eminim.

"Pekala . Nasıl olduğuna bir bakayım demiştim. Zerda uyuduğunu söylemişti ama inanmamıştım. Sen bu saate kadar uyumazdın ki hiç."

"Saat kaç ki?"

"Saat bir ." Hadi be! O kadar uyumuş olamazdım.

"Ciddi misin?" Hiç bu kadar uyumamıştım. Dün gece yaşadıklarım beni baya yormuş olmalıydı.

"Bende bu saate kadar uyumadığını düşündüğüm için endişelendim. Ölmüş olduğunu bile düşündüm."

"Sadece dün gece biraz fazla yoruldum o kadar."

"Neden yoruldun ki?" İmalı bir şekilde bakmaya başlamıştı. Kafamı kaldırıp yastığı ona doğru fırlattım. Ani bir şekilde fırlattığım için kaçamamıştı. Yüzüne yediği yastıkla hafifçe sendeledi.

"Geç aşağıda otur. Ben geliyorum birazdan." Gülerek dışarı çıkmıştı. Yine sinirlenmiştim!

"Utandın sanki." Eğlenen sesini duyunca daha fazla sinirlendim. Neden utanacakmışım ki!

"Çık dışarı Berken. Üstümü giyeceğim. "Onu kovmam zoruna gitmişti. Çıkarken "huysuz şirin " demeyi de ihmal etmemişti. Sensin huysuz!

Berken çıktıktan sonra üzerimi giyip aşağıya indim. Salona gitmek yerine önce mutfağa girdim. Bir bardak su içip geri salona döndüm. Gözüm Uras ı arıyordu. Onu göremeyince Zerda ya döndüm.

"Oğlum nerde?"

"Bahçede Cihan ile oynuyor. "

"Anladım. Bana yiyecek bir şeyler hazırlar mısın?" Kafasını sallayıp mutfağa gitti. Bende Eylül ün yanına oturdum . Hastanede kaldığım süre boyunca elinden geldiğince yanıma uğramıştı. Yokluğunu bir saniye bile aramamıştım.

"Geçmiş olsun. "

"Sağ ol."

"Sormaktan korktuğum bir soru var ama." Yine başladık! Ben ölene kadar bunu yüzüme vurup duracaktı.

"Ne anlamak istiyorsan onu anla. Ama onunla aramızda bir şey geçmedi. Hem ayrıca geçse ne olur ki. Sonuçta hala evliyiz. "

"Sakin ol. Bir şey demedim. Hem ayrıca soracağım şey o değildi. "Yüzüm kızarmış olmalıydı. Daha ne kadar rezil olabilirdim ki!

"Ne soracaksın?"

"Geri devam edecek misin ?"

"Evet." Derin bir iç çekti.

"Ben kalan günlerini çocuğunla eşinle falan geçirirsin sanmıştım. "

"Hastane bana iyi geliyor . Kendimi orada iyi hissediyorum. "

"Hastane senin için tam bir stres kaynağı. Kalbini zorlayacak şeylerden uzak durmalısın."

"Sanki evde kalırsam çok sakin kalacakmışım gibi konuşma. "Hastanede kafamı dağıtıyordum. Düşünmeye vaktim olmuyordu. Evde ise bol bol vakit oluyordu. Kalbimin en büyük düşmanı düşünmemdi.

"Pekala. Bugün biraz gezmeye ne dersin? Sen ben ve Uras. "Tam cevap verecekken Zerda içeriye geldi.

"Yemeğin hazır. "

"Teşekkür ederim. Eylül gel mutfağa orada konuşalım. "Eylül ü de alıp mutfağa geçtim. Masaya oturup Zerda nın bana hazırladığı yemekleri yemeye başladım. Bana ve Eylül e de kahve doldurmayı ihmal etmemiştim.

"Teklifime hala cevap vermedin. "

"Aslında güzel olur. Ama aramıza birinin daha katılması gerekebilir. "

"Kim? Berken mi?" Kafamı evet anlamında salladım. Uras babasıyla yeni bir araya gelmişken onu babasından ayırmak istemiyorum.

"Onları ayırmak istemiyorsun. O zaman daha iyi bir teklifim var."

"Neymiş o daha iyi teklif?" Burnuma kötü kokular geliyordu.

"Diyorum ki bu akşam pijama partisi yapsak." Öksürmeye başladım. Eylül hemen bana bir su doldurdu. Onun uzattığı suyu içerken bana kaçamak bakışlar atiyordu.

"Bu muydu senin harika fikrin!" Oldum olası pijama partilerinden nefret ediyordum. Herkes için sıradan görünen basit bir partiden nefret ediyorum.

"Tamam. Pijama partisi gibi düşünme. Şey gibi düşün. "

"Ney gibi?"

"Kız kıza sohbet. Biraz eğlence. Ne olur ki gelsen. Lütfen Ecrin . Lütfen lütfen. "

"Olmaz." Yalvaran gözlerle bana bakıyordu. Biraz daha öyle bakrsa pes edebilirdim.

"Seninle hiç şöyle oturup güzelce eğlenememiştim. Neyse boşver. O kadar da önemli değil. "Son kozunu oynamıştı. Kabul etmemem imkansızdı.

"Peki. Kabul ediyorum. Ama hiç bir güç bana o pijamaları giydiremez haberin olsun. "Pijamalardanda nefret ediyordum.

"Sen gel de ne giydiğin önemli değil. "

"Kimler gelecek peki? Herhalde ikimiz tek parti yapmayacağız. "

"Ben kabul edeceğini tahmin ettiğim için önceden davetli listesini hazırladım. "

"Katılacağımdan nasıl o kadar emindin?"

"Benim canım arkadaşımın beni kırmayacağını biliyordum. "

"Öyle mi?"

"Öyle tabi. Sen beni hiç kıramazsın. "

"Onu bosver de kimler geliyor senin harika partine?"

"Öncesinde bir anlaşma yapalım. Davetli listesini görünce bana kızmayacaksın." Ne işler karıştırıyorsun acaba?

"Kızmayacağım. Söyle hadi."

"Ben,sen,Zerda,Berşan ve Rosa." Son söylediği kişi ile yine öksürmeye başladım. Bana tekrar su doldurdu. Suyumu içtikten sonra azarlamak üzere ona döndüm.

"Sen ciddi misin? İki gün önce kafasını yardığım adamın karısıyla mı parti yapacağım. Daha utancımdan adamın suratına bile bakamıyorum!"

"Ne var canım bilerek yapmadın ya! Hem Yavuz kızmamıştır sana."

"Seni öldüreceğim Eylül. "Elime aldığım terliği ona fırlattım. Eğilerek attığım terlikler kurtuldu. Diğer terliği elime aldığımda kaçmaya başladı. Evin içinde kovalamaca oynamaya başladık.

"Yemin olsun ki bir gün elimde kalacaksın!"

"Ya ben kötü bir şey yapmadım ki! "

"Bide hala kötü bir şey yapmadım diyor!" Elimdeki terliği ona fırlattım. O yine eğilerek terlikten kurtuldu. Bahçe kapısına doğru koşmaya başladı. Bende terliğimi alıp peşinden koşmaya başladım. Tam bahçe kapısından çıkacaktım ki birisi beni tuttu. Kafamı çevirip Berken e baktım.

"Yine niye sinirlendin?"

"Sanane!"

"Bu sefer kimin kafasını yardın?" Söyledikleriyle sinir küpüne dönmeye başladım. Büyük ihtimalle şu an kulaklarımdan ve burnumdan duman falan çıkıyordu.

"Kimsenin kafasını falan yarmadım. Ama beni bırakmazsam seni kafanı yarabilirim. "

"Neden sinirlendiğini söylersen bırakabilirim. "

"Neden her şeyde bir pazarlık yapıyorsun?"

"Başka türlü sakinleşmiyorsun. "

"Tamam. Beni bırak söyleyeceğim. "Önce Eylül ü dövecektim. Sonra belki söylerdim.

"Söyle bırakayım. "

"Tamam. Söyleyeceğim. "Tüm gücümle beni tutan kolunu ısırdım. Isırmam ile birlikte beni hemen bıraktı. Bahçe kapısını açtığım gibi dışarı çıktım. Berken de peşimden çıktı. Şimdi de o beni kovalıyordu.

"Karşılığını misliyle sana vereceğimden emin olabilirsin. "

"Yakalarsan verirsin." Biraz daha ilerlediğimde beni gören Eylül Cihan ın arkasına saklandı.

"Allahını seven şu cadıyı tutsun. Öldürecek beni!"

"Cihan çekil sende terlik yersin sonra."

"Emrin olur." Cihan çekildiğinde Eylül tek başına kalmıştı. Nişan alıp kıpırdamasına bile izin vermeden terliği suratının ortasına yapıştırdım. Çığlık atan Eylül e bakıp;

"Bir daha da arkamdan iş çevirmezsin artık. "Arkamı dönüp eve doğru yürümeye başladım. Önümde Berken i görmem ile geri geri yürümeye başladım.

"Nereye kaçacaksın?" Önüme dönüp koşmaya başladım. O da koşmaya başladı. Beni yakalarsa çok iyi şeyler yapmayacağı kesindi. Kolunu ısırırken biraz fazla abartmıştım. Ne yapsaydım! Başka türlü beni bırakacağı yoktu.

"Gel buraya!"

"Gelmicem ki!" Neye güvendiğimi bilmiyordum.

"Seni yakalayamam mı sanıyorsun?"

"Yakalayamazsın ki!" Galiba biraz kaşınıyordum. İstese iki adımda beni rahatça yakalayabilirdi. Biraz daha koşunca birisine çarptım. Kafamı kaldırınca bu kişinin Cihan olduğunu gördüm.

"Kahramanım! Beni Berken in elinden kurtarmaya mı geldin?"

"Yoo. Bizzat kendim seni Berken e vermeye geldim." Beni kucakladığı gibi fırlattı. Düşeceğimi sanarken birisi beni tuttu. Daha ona bakamadan beni tekrar fırlattı. Yine düşmedim. Bu sefer bakabilme fırsatım oldu. Berken ve Cihan beni kucaktan kucağa atıyordu!

"Hain Cihan! En kısa sürede seni kovacağım. "Beni tekrar fırlattığında Berken in yüzüne bakıyordum.

"Sen kovarsan da ben işe alacağım. "Beni tekrar fırlattı. Midem alt üst olmuştu.

"Berken yeter! Midem bulanıyor. "

"Banane." Hala beni fırlatmaya devam ediyordu. Umarım üstüne kusarım Berken!

"Bırakın annemi! Hepinizi dövecem!" İmdadıma canım oğlum yetişmişti.

"Annecim sabahtır beni fırlatıyorlar. Söyle babana beni bıraksın.

"Baba bıraksana annemi! Canı acıyor!"

"Bana pansuman yaparsa bırakırım. "

"Abartma! O kadar sert ısırmadım. "

"O yüzden kanıyor değil mi? Sinirlenince gerçekten kontrolü kaybediyorsun. "Haklıydı. Sinirlenince ne yaptığımı bilmiyordum.

"Baba yaliba annem küstü sana."

"Ne?"

"Baksana ben küstüğüm zaman ağzımı küçültürüm. Annem de öyle yapıyor." O diyene kadar dudaklarımı büzdüğümün farkında değildim. Hızlıca surat ifademi düzelttim. Beni indirmesi için Berken e baktım. Hala beni indirmiyordu.

"Baba annemi indirsene!" Uras ın bağırması ile Berken beni yere indirdi. Hemen ısırdığım koluna baktım. Gerçekten kanıyordu! Bu kadar ileri gidebileceğimi düşünmemiştim.

"Özür dilerim. Bazen kontrolü kaybediyorum." Bakışlarımı yere indirdim. Yine utanmıştım. Elini çeneme yerleştirip başımı hafifçe yukarı kaldırdı.

"Yine aynı kriz mi?"

"Hayır. Boşver . Yarana pansuman yapmam lazım. "Çenemdeki elini yanağıma yerleştirdi. Dokunuşu bile insana konuşmayı unutturacak cinstendi.

"Tamam. Sen geç içeri ben geliyorum. "Elini çekti. Bende içeriye girdim. İlk yardım çantasından pansuman için gerekli malzemeleri hazırladım. İki üç dakika sonra da Berken içeri geldi. Yanıma oturdu. Yaralı olan kolunu kendime doğru çektim. Önce yarasını temizlemeye başladım. Çok derin bir yara değildi ama pansuman gerektiriyordu.

"Çok derin ısırmamışım. Pansuman yapsam yeterli olacak. "Yüzüne bakmadan konuşmaya çalışıyordum. O da bunu anlamış olacak ki eliyle çenemi kaldırıp ona bakmamı sağladı.

"Neden konuşurken yüzüme bakmıyorsun?"

"Yaranı temizlerken nasıl yüzüne bakabilirim?" Anlamasın diye surat ifademi sabit tutmaya çalıştım.

"Hiç iyi bir yalancı değilsin. "

"Yalan söylemiyorum."

"Dediğin gibi olsun." Elini çenemden indirmesiyle işimi yapmaya devam ettim.

"Sigara krizi miydi yine ?"

"Hayır ."

"Alkol krizi de değildi. Dün geceki krize hiç benzemiyordu. "Sahi ben dün gece de kriz geçirmiştim.

"Dün geceyi unutsan olmaz mı?"

"Aksine. Dün geceyi hiç unutmamam lazım. "

"Unutmuş gibi davran o zaman. Çünkü ben unutmak istiyorum. "

"Hangi birini unutmamı istiyorsun? Her kriz geçirdiğinde kendine ya da başkalarına zarar vermeni unutmamı mı istiyorsun? Arkanda bırakacağın şeyleri düşünmeden ölümü arzulamanı mı unutayım?" Yutkunamadım. Geçirdiğim krizler en çok onu yoruyordu. Beni sakinleştirmeye çalışıyordu ve başarıyordu. Ama buna rağmen yaşamak için bir çaba göstermemem zoruna gidiyordu.

"Bana başarılı projelerime imza atayım diye aldığın kalemi senden boşanayım diye bana verdin. Bunu da mı unutayım?"

"Kırdın o kalemi. Sana aldığım tek hediyeyi kırdın. "

"O kalem ile sadece başarılı projelere imza atmam için vardı. Boşanma kağıdını o kalemle imzalamayacaktım." Sustum. İşimi yapmaya devam ettim. O ise beni dikkatlice izliyordu. Nihayet işimi bitirdim.

"Bitti kalkabilirsin. "

"Kalkmak istediğimi kim söyledi?"

"İyi otur o zaman. "Kalkmaya niyetlenmiştim ki kolumu tuttu.

"Neden kriz geçirdiğini hala söylemedin. "

"Boşver. "Elimi çekmeye çalıştım. Hızlı bir şekilde beni çekmesiyle kucağına düştüm.

"Benden öyle kolay kurtulamayacağını söylemiştim. Şimdi anlat bakalım ne oldu?" Kurtuluş yoktu anlaşılan.

"Eylül bu akşam için kız gecesi gibi bir şey düzenlemiş. "

"Bunun için mi sinirlendin?"

"Sözümü kesmezsen anlatacağım. "

"Tamam sustum."

"Rosa yı da çağırmış. Ben hala Yavuz dan özür dilemedim biliyorsun. Benden habersiz onu da çağırdığını öğrenince sinirlendim. "Cevap vermedi. Yüzümü izliyordu.

"Yavuz ile konuşmayı düşünüyor musun?

"Sanırım buna hazır değilim. Artık beni bırakacak mısın?"

"Hayır. "

"Ama beni bırakman için gereken tüm şartları sağladım. Bırak artık beni."

"Rahatsız mı oluyorsun?" Kilit soruydu. Hayır desem beni bırakmayacaktı, evet desem kırılacaktı. Güzel yerden vurdun Berken.

"Rahatsız olmuyorum . Beni bıraksan da ben de temizlik yapsam."

"Sen temizlik yapmayı bilmiyorsun. Kandıramazsın beni." Her şeyi de bil!

"Peki. Neden hala beni indirmiyorsun? "

"Yapman gereken bir şey daha var." Yeter!

"Neymiş o yapmam gereken şey?"

"Aslında senin değil benim yapmam lazım. "Yüzünü boynuma gömdü. Dudaklarını nabzımın üstünde hissettim. Elini bileğime koydu. İki şekilde nabzımı ölçüyordu. Bunu ona ben öğretmiştim. Halsiz olduğu geceler nabzını böyle ölçerdim. Şimdi ise aynısını o yapıyordu. Yüzünü boynumdan çekmeden önce boynuma küçük bir öpücük bıraktı. Elini de bileğimden çektikten sonra bana baktı.

"Doktor her sabah nabzını ölçün demişti. "

"Nasıl atıyormuş nabzım?"

"Sinirli ama kendine. Kendine hakim olamıyor. Ve ölmek istiyor her zamanki gibi. Ama ölürken kaç kişiyi öldüreceğini de bilmiyor. Bir parçası olduğu vücudun kalbi erkenden gitmek istiyor diye ona sinirli. Çok sinirli. "Dilimi yutmuştum.

"Ama sinirli olduğu kadar da sakin. Ölümün sakinliği var. Onu terk edecek kalbi büyük bir sakinlikle karşılıyor. Sakin. Çok sakin."

"Ama öfkeli aynı zamanda benim gibi. Tek varlığı onu terk edecek diye çok öfkeli. Onu yaşatmak için kendini bile verir ama bilmediği bir şey var. Biri ölürse diğeri de ölür. Ya ikisi birden ölecek ya da iki birden yaşayacak. Keşke kendini ve onu aynı anda yaşatabilse. Bunu çok istiyor ama kalp ölmek istiyor. Bunu başarabilmek için hiç yardımcı olmuyor. "Onun tek varlığı olduğumu söylüyordu.

"Yapma kalbim. İkimizin de yaşamasına izin ver. Sen ölürsen benim yaşamamın hiçbir anlamı yok. "

"Var."diyebildim güçlükle.

"Ben ölürsem yaşamanın bir anlamı var. Söz ver bana . Ben öldükten sonra oğluma eksikliğimi hissettirmeyeceksin. Beni unutmasına izin vermeyeceksin. " Ben ölürsem değil, ben öldükten sonra. Öleceğim kesindi. Bu kalp ile çok bile yaşadım.

"Sen ölmeyeceksin ."

"Bana boş umutlar verme. Kalbimin tedavisi i 10 yıl önce vardı. Artık yok. 10 yıl geç kaldım. Bana söz ver. Ne olursa olsun oğluma bakacaksın. "

"Söz." Yanağıma öpücük kondurdu. Tam yara izinin üstüne. Ne yapıp edip bir şekilde beni sakinleştiriyordu. Öptüğü yer iyileşiyordu sanki. Ama o yara izi hiçbir şekilde geçmiyordu. Sürekli varlığını hatırlatıyordu.

"Gidecek misin bu akşam?" Aslında gitmek istemiyordum. Ama gitmesem bile illa ki karşılaşacaktım.

"Eger bugün Yavuz ile barışmama yardım edersen gidebilirim. Yok kendini işini kendin yap dersen de canın sağ olsun. "

"Sen kendini ifade et, affetmezse Yavuz un şerefsizliği. "

"Yardım edecek misin yani?"

"Karım ister de ben yardım etmez miyim?"

"Ben karın değilim. "

"He aynen ondan. Kalk hadi. "Beni serbest bırakmasıyla ayağa kalktım. Bur saat önceki Ecrin ile şimdi ki Ecrin arasında dünya kadar fark vardı. Bunun sebebi de Berken di. Beni iyileştirmeye çalışıyordu. Ama ne kadar iyileştirirse iyileştirsin beni kaybedecekti. Dediği gibi kalp ölmek istiyordu. Ama neden ölmek istediğini sormuyordu nabız. Sorsa belki anlardı. Ya da anlamazdı. Belki de kalp ölünce anlardı. Çünkü kalp gidince o da gidecekti.

Bölüm sonu.

Bir sonraki bölümde kız gecesini okuyacağız.

Not: 10. Bölümdeki şarkı söyledikleri sahneyi instagramda alanguvafp adlı bir hesabın editinden esinlenerek yazdım. Bilginiz olsun.

Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.