Kalbin ağrısı kitap kapağı

10. bölüm / 13

Kalbin ağrısı

10. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Eylül Korkmaz

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 10. Bölüm

Bugün hastaneden ayrılmıştım. İki gün daha dinlenip işime dönmeyi planlıyorum. Yavuz ile de hiç konuşmamıştım . Konuşmaya da yüzüm yoktu. Utancım geçene kadar onunla konuşacağımı da sanmıyorum.

"Anne bu adam yitsin evimizden. Ben onu istemiyorum. O seni ağlatıyor. "Uras döndüğümüzden beri kafamın etini yemişti. Berken de benimle eve geldiği için çok sinirlenmişti.

"Annecim o bir adam değil. O senin baban." Bu fikre alışması kolay olmayacak.

"Babam mı? O benim babam değil. Benim babam seni ağlatmaz. "Berken in gözlerinde hayal kırıklığı gördüm. Uras ın onu kabul etmemesi zoruna gitmişti.

"Ben niye ağladım biliyor musun annecim?" Yere çöküp onunla aynı hizaya geldim. Umarım bana inanır.

"Niye?"

"Şimdi diyelim ki sen beni 3 gün görmedin. Özler misin?"

"Özlerim. Hatta ağlarım. "

"Bende babanı özlemiştim annecim. O yüzden onun fotoğrafına bakıp ağlıyordum. "Berken in surat ifadesi yumuşadı. Onu özlediğimi dolaylı yoldan ifade etmem gerginliğini biraz olsun azaltmıştı.

"Sen o yüzden mi ağlıyordun?"

"Evet annecim. Baban beni hiç üzmedi. "

"Onu seviyor musun?"

"Evet." Bir itiraf daha gelmişti. Bu sefer Berken in yüzüne bakmamayı tercih ettim bu sefer.

"O seni seviyor mu?" Bilmem.

"Seviyorum. "Bu sefer ki itiraf ondan gelmişti.

"Peki ya ben ? Beni sevmiyor musunuz?" Şaşkınlıkla ağlayan oğluma bakıyordum. Bu nasıl bir kıskançlıktır?

"Ben seviyorum seni annecim. "

"Bende seviyorum seni babacım. "Omuz silkmekle yetindi. Yaşadığı duygu değişimi beni baya şaşırtmıştı . Berken yere eğilip onunla aynı hizaya gelmeye çalıştı ama uzun boyu yüzünden pek başarılı olamadı. Uras ona alttan alttan bakıyordu. Hayran kalmış olmalıydı.

"Ben seni çok seviyorum oğlum. Hemde bu kadar. "Kollarını iki yana açıp sevgisinin büyüklüğünü göstermişti.

Uras ise onun kolları arasına girip ona sarılmıştı . Berken bunu beklemediği için kaskatı kesilmişti. Şokunu atlattıktan sonra o da Uras a sarılmıştı. Sıkı sıkı sarılıyordu. Bir daha hiç bırakmamak istiyormuş gibi. Berken iki yıl boyunca en çok onu özlemişti sanki. Dudaklarını onun saçlarıyla aynı renk olan saçlara bastırdı. Kafasını kaldırıp bana baktığında gözlerinin dolduğunu gördüm. Onu tahmin ettiğimden daha çok özlemişti. Bu biraz içimi rahatlatmıştı. Yakında ölecektim ve Uras ın onu benim gibi seven birine ihtiyacı vardı. Umarım onu benim sevdiğim gibi severdi.

Berken diğer kolunu açıp başıyla beni çağırdı. Bir saniye bile düşünmeyip onun kolları arasındaki yerimi buldum. Onu çok özlemiştim. Hemde çok. Yakın zamanda ise artık o beni özleyecekti. Ölümün beni bu kadar çabuk bulacağını hiç düşünmemiştim. Küçükken hep hayal ederdim bir gün nasıl öleceğimi. Bu ölümü arzulamak değildi o zaman. Sadece bir meraktı. Şimdi ise büyük bir arzuya dönüşmüştü. Ölümün bir kurtuluş olacağını düşünürdüm. Ölünce her şeyin biteceğini, sonsuza dek yok olacağımı düşünüyorum. Bazıları için ölüm ölümsüzlüktür. Ölünce sonsuza dek yaşayacaklarına inanırlar. Bense yok olacağıma inanıyorum. Kendim için yok olacağımı. Bir daha hiç acı çekmeyeceğimi düşünüyordum. Ama ben ölünce Berken için ölümsüz olacaktım. Ben ölünce o acı çekecekti. Ve ben ölünce onun zihninde sonsuza kadar var olacaktım. Var olacaktım ama yok olacaktım.

Yine balkonda içiyordum. İçmek için Uras ın uykuya dalmasını beklemiştim. Günün kalanında Berken ile oyun oynayıp yorulduğu için erkenden uyumuştu. Bende balkonda içiyordum. Radyoda ise Bir Pazar Kahvaltısı şarkısı çalıyordu. Zihnim bu şarkı ile geçmişe gidiyor, daha çok içme isteği uyandırıyordu. Geçmişimi kağıttan silmiştim ama zihnimde silememiştim. Her şeyimi inkar etmiştim. Ama bir işe yaramamıştı. Kimliğimde yazan Ecrin ile şu an balkonda oturan Ecrin aynı kişi değildi. Aralarında koca bir uçurum vardı.

"İçki mi içiyorsun?" Balkona yanıma gelmişti.

"Sanane!"

"Tamam. Sakin ol. Bir şey demedim. "

"Deme zaten." Bardak kullanma gereği duymadan yerdeki açılmamış şişeyi alıp açtı. Kafasına dikerken onu izliyordum. En az benim kadar kederliydi. Öleceğimi biliyordu ve bu onu mahvediyordu. Şişeyi dudaklarından ayırıp şarkıya eşlik etti.

"Uyurken izliyorum. En sevdiğim halini. Saçların dağınık yüzünde yastık izi. Bir pazar kahvaltısı gibi." Şişeyi tekrar kafasına dikti ve sonra devam etti.

"Ne yaparsam olmuyor. Olmuyor eskisi gibi. Güldürmüyor ağlatmıyor kimse senin gibi. "Şarkının kalanına ben devam ettim.

"Bitmesi gerek artık. Anlıyoruz ikimizde. "Sonra devam etti tekrar.

"O zaman neden hala ağlıyoruz ikimizde. "Derken elimizdeki şişeleri göstermişti. Şarkının kalanına beraber devam etmiştik. Şarkı bittikten sonra elindeki şişeyi yere bıraktı. Bana doğru döndü.

"Bitmesi mi gerek ?"

"Evet."

"Neden ağlıyorsun o zaman ?" Buna verebilecek bir cevabım yoktu. Bitmesini istiyordum. Şu an bitmese bile bir gün bitecekti. O yüzden bitmesi gerekti.

Yüzümü ellerinin arasına alıp ona bakmamı sağladı.

"Bırakamam ki ben seni . Bitiremem ki. Madem bitmesi gerekiyor beraber bitirelim. "Benim için bitmek ve onun için bitmek kelimesinin anlamları çok farklıydı. Benim bahsettiğim ölümdü. Onun bahsettiği ise geçmişi bitirmekti.

"Vazgeç Berken. Ben yakında öleceğim. O zamanda mı bitiremeyeceksin beni?"

"Ölmeyeceksin. Seni yaşayatacağım. Sen ölürsen bu dünyayı kaldıramam ki ben. Çok aşığım sana. Bırakamam seni."

"Aşk bırakmaktan geçer Berken. Senden tek isteğim Uras ı benim sevdiğim gibi sevmen. Benim sevgim onu bu zamana kadar büyüttü. Bundan sonra da senin sevgin büyütsün. "Eline boşanma dilekçesini ve kalemi verdim. Şok içinde kağıda baktı. Sonra adımın olduğu yerdeki imzama. Daha sonra da bana . Gözlerinde belirgin bir hayal kırıklığı vardı. Aynı kırıklık iki yıl önce de benim gözlerimdeydi. Onun valizine bakmıştım önce. Sonra elindeki mektuba . Sonra ise onun yüzüne.

Kağıdı yırtıp yüzlerce parçaya böldü. Sonra ona aldığım ve şimdi de imzalaması için eline verdiğim kalemi hiç zorlanmadan kırdı. Onu kırmasaydın keşke. Sana aldığım tek hediyeyi kırmasaydın. Bunu da yapmasaydın.

"Senden boşanmayacağım. İster kabul et ister etme sen benim karımsın. Benden boşanman için cesedimi çiğnemen lazım!" Bağırışı ile yerimden kalktım.

"Ben değilde sen benim cesedimi göreceksin. Ben öleceğimi biliyorum. Hiç bana seni yaşayatacağım diye umut verme. Aramadım mı sanıyorsun? Belki yaşar, oğlumun büyüdüğünü görürüm dedim. Yok! Tek çaresi vardı. O da senin gelmeni beklemek. Sen geldiğine göre artık gidebilirim. "Belimden silahımı çıkardım. Üstünde susturucu vardı. Oğlum uyanmasın diye takmıştım. Bu gece yok olacaktım ama var olacaktım.

Silahı kalbimin üstünde tuttum. Gözlerinde büyük bir acı vardı. Başını iki yana salladı. Fısıldayarak "Yapma." Dedi. Silahı bu sefer de başımın üstünde getirmiştim. Gidecektim. Bu işi bitirecektim.

Silahın emniyetini kapattım. Elimi tetiğin üzerine yerleştirdim. Bana doğru uzanınca kendimi hemen geri çektim.

"Yaklaşma. Seni vurmak zorunda bırakma beni. "

"Kendini vurunca çok mu farklı olacak? Her türlü bende derin bir yara açıyorsun. Yapma. Yalvarırım yapma. "Gözleri dolmuştu. Beni kaybetme korkusu içine işlemişti. Başımı iki yana salladım. Tetiğin üstündeki elimi sağlamlaştırdım. Parmaklarım tetiğin üstünde geziniyordu. Tetiğe bastım. Silah patladı. Öldüm mü peki şimdi? Ölüm böyle bir his miydi? Hayır böyle değildi. Çünkü ölmemiştim. Peki başımdaki bu acı hissi nereden geliyordu?

"Ya ölseydin!Aptal mısın Ecrin! "Algım Berken in bağırışı ile açılmıştı. Ölmemiştim. Son anda Berken üstüme atlamıştı. Silahtan çıkan kurşunun nereye gittiğini bilmiyordum. Kafamı da yere çarpmıştım. Bu ağrı da ordan geliyordu.

"Oğlunu bırakıp gidecek kadar aptal mısın?" Birden hıçkırarak ağlamaya başladım. Psikolojim alt üst olmuştu. Hiç bir şeyin mantığını kavrayamıyordum. Öleceğimi bilmek beni mahvetmişti.

"Ecrin. Tamam güzelim. Geçti. Bak ben burdayım. "Beni ayağa kaldırmaya çalışmış ve başarısız olmuştu. Hala ağlamaya devam ediyordum. Beni yavaşça kucağına aldı. Odama doğru ilerledi. Beni yavaşça yatağa bıraktıktan sonra banyoya girdi. Beş dakika sonra geri döndü.

"Duş alman lazım. "İstemiyordum. Tek istediğim ölmekti. Onu da beceremiyordum. Hiçbir tepki vermeyince üstümdeki bluzu yavaşça çıkardı. Sonra beni ayağa kaldırıp üstümdeki taytı da çıkardı. Zayıflamış vücuduma bakmadı bile. Üstümde kalan parçaları da çıkardıktan sonra beni kucağına aldı. Banyoda yavaşça beni küvete bıraktı. Yaptığı hiçbir şeye karşı çıkmıyordum. Ilık suyla bana banyo yaptırmasına izin verdim. Banyodan sonra beni havluya sardı. Ne olup bittiğini anlıyordum ama hiçbir tepki veremiyordum. Tekrar kucağına alıp odaya getirdi beni. Beni havluyla kurulayıp üstüme dizlerime kadar gelen bir gecelik geçirdi. Dolaptan saç kurutma makinesini alıp saçımı yavaşça kurutmaya başladı. Uykum gelmeye başlamıştı. Nihayet kurutma işi bittiğinde beni yatağıma bıraktı. Yorganı omzuma kadar çekti. Sonra giyinme odasına girdi. Kıyafetleri hala duruyordu. Atmaya kıyamıyordum. Bir süre sonra üstünde bir şortla döndü. Benim yanıma uzandı. Beni tutup yavaşça kendine çekti. Kafamı onun göğsüne koydum. Ellerini saçlarımda gezdirmeye başladı. Parmaklarının yumuşaklığı uykumu getiriyordu.

"Gitceksin diye çok korktum. "

"Ama bir gün gideceğim. "Derin bir nefes çekti.

"Sana kendi kalbimi bile veririm. Sen yeter ki gitme." Saçlarıma bir öpücük kondurdu. Artık uyumak istiyordum. Sabah uyanınca tüm bunları tekrar hatırlayacaktım. Bu bile beni huzursuz ediyordu.

"Berken "

"Efendim karıcım." Karıcım demesine bile tepki veremiyordum.

"Silahtan çıkan kurşun nereye gitti?" Bu önemliydi. O kursun ona veya dışarıdaki başka birine isabet edebilirdi.

"Boş attın. "Buna sevinmiştim. Tuttuğum nefesimi bıraktım.

"Ecrin uyu artık. "

"Uyumak istiyorum ama uyuyamıyorum. Hep o ana dönüyor zihnim. "

"Hangi an ?" Cevap vermedim.

"Seni affettim sanma bu arada. "

"Şu an sana sarılıyorum ya . Affetmesen bile umurumda olmaz." Sahi bana sarılıyordu o dimi . Off! Acilen onu kovmalısın Ecrin.

"Neden bana sarılıyorsun?"

"Başka türlü sakinleşeceğin yok."

"Sırf sakinleşeyim diye mi sarılıyorsun?" Cevap vermedi. Ama ben cevabını biliyordum. Beni kaybetme ihtimaline karşı ölmeden doyasıya sarılmak istiyordu. O bile yaşayacağıma inanmıyordu. Ben nasıl inanayım ki artık.

"Rahatsız oluyorsan gidebilirim. "İstemeye istemeye sormuştu.

"Kalmak istiyorsan kal. Sana gitme demeyeceğim. "

"Bende karıma sarılarak uyurum. "Kollarını iki yanımdan sıkıca sarmıştı. Gitmek istemiyordu.

"Ben senin karın değilim. "Eğer bu seferde hala benimle evlisin derse kafasını yaracağım!

"İstesende istemesende benim karımsın. "Sustum. Göz kapaklarım ağırlaşmaya başlamıştı. Uykuya teslim olmadan önce dudaklarını hissettim. Yüzümdeki yara izinde.

Bölüm sonu.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

2okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.