34. bölüm · KALBE İKİNCİ ŞANS 1
Ölümle Burun Buruna
Akşamüstü çökerken evin içinde bir huzursuzluk vardı.
Yıldız, Eren’in bilgisayar başında çalışmasını izliyor ama içindeki tedirginliği bastıramıyordu.
Ceren’in sessizliği… fırtına öncesi bir sükûnet gibiydi.
Kapı zili birden çaldı.
Yıldız irkildi. Eren hemen ayağa kalktı.
“Ben bakarım hayatım,” dedi.
Ama kapı kilidi zorlandı.
Eren daha kapıya yönelmeden tık diye açıldı.
Ceren karanlık bir gülümsemeyle içeri girdi.
Elinde bir çanta vardı.
Yavaşça masanın üzerine döktü:
Bıçak, küçük bir tabanca, sustalı, çekiç, ip…
Ev bir anda buz gibi oldu.
“Evet… yıldızcım…” dedi Ceren zehir gibi bir sesle.
“Hadi birini seç. Bugün nasıl öleceğine sen karar ver.”
Yıldız titredi.
Geriye doğru adım attı, gözleri doldu.
“C-Ceren… yapma. Ne olur yapma. Ben… ben hamileyim…”
Ceren kahkaha attı.
“Daha da iyi! Hem senden hem de o veletlerden kurtuluruz!”
Yıldız’ın nefesi kesildi.
Tam o anda Eren yıldızın önüne geçti.
Sesi sertti ama gözleri korkudan alev alevdi:
“Ne yapıyorsan bana yap! Yıldız’a dokunamazsın!”
Ceren’in yüzü değişti.
Gözleri kıstı.
“Sen istedin.”
Bir anda saldırdı.
Ceren Eren’e vurdukça Yıldız çığlık attı.
“Hayır! Yapma! Ne olur bırak Eren’i!”
Eren yere düştü ama yine de yıldızın arkasında durmaya çalışıyordu.
Ceren her darbede daha da vahşileşiyordu.
Yıldız ağlıyordu, sesi titriyordu:
“Ceren nolur dur! Beni al ama ne olur ona dokunma!”
Ceren sonunda yorulunca elindeki bıçağı masaya vurdu.
“Bugünlük bu kadar. Ama bu daha başlangıç…”
Karanlık bir kahkaha atıp kapıyı çarpıp çıktı.
Kapı kapanır kapanmaz Yıldız, Eren’in yanına diz çöktü.
Eren’in kaşı yarılmıştı, dudak kenarı kanıyordu, omzu morarmıştı.
Yıldız’ın elleri titriyordu.
“Eren… aşkım… iyi misin? Benim yüzümden oldu… benim yüzümden…”
Eren acıyla gülümsedi.
Elini kaldırıp Yıldız'ın yanağını okşadı.
“Sana bir şey olmadı ya… gerisi önemli değil.”
Yıldız’ın gözyaşları yanaklarından akıyordu.
“Hayır! Böyle deme… seni koruyamadım…”
Eren yavaşça koltuğa oturdu.
Yıldız hemen buz getirdi, pamuk getirdi, krem getirdi.
Ona bir hemşire gibi değil, bir aşık gibi dokundu.
Her morluğa tek tek krem sürdü.
Her çizik, her yara ona yeniden acı veriyordu.
Eren yavaşça Yıldız’ın saçlarını tuttu.
“Hayatım… sakin ol. Bak buradayım. Hiçbir şey olmadı.”
Yıldız ağlamaya devam ediyordu.
“Benim yüzünden böyle acı çektiğini görmek… beni öldürüyor.”
Eren onun alnına küçük bir öpücük koydu.
“Önemli olan sensin. Sen ve çocuklarımız güvende.”
Yıldız, onun elini tuttu ve gözlerine baktı.
Titrek bir sesle:
“Seni seviyorum…”
Eren onu kendine çekti.
“Seni daha çok seviyorum…”
Sonra dudakları birleşti.
Önce yumuşak, sonra daha derin, daha anlamlı…
O gecenin korkusunu birbirlerinin nefesinde erittiler.
Birbirlerine sarılarak uyudular.
Eren yıldızın karnına kolunu koymuş, onu ve bebekleri koruyormuş gibi uyuyordu.
Sabah güneş doğarken Yıldız gözünü araladı.
Eren hâlâ yanında yatıyordu, yüzündeki yaralar hâlâ belirgindi… ama huzurluydu.
Yıldız başını onun göğsüne koydu.
Eren uyanıp saçlarını okşadı.
“Günaydın güzel karım…”
Yıldız hemen dudaklarını büktü.
“Acıyor mu?”
Eren gülümsedi.
“Azıcık. Ama sen yanımdayken geçiyor.”
Yıldız onu biraz daha sardı.
Eren kahvaltı için ayağa kalkacak oldu, Yıldız hemen durdurdu.
“Hayır! Bugün dışarıdan söyleyelim. Sen hareket etme.”
Eren göz kırptı.
“Emredersiniz hamile karım.”
Yıldız güldü ama içindeki sevgi taşmıştı.
Eren telefonla kahvaltı siparişi verirken Yıldız onu izledi.
Sonra yanağına öpücük kondurdu.
“Bir daha sakın kendini benim için tehlikeye atma…”
Eren onu kendine çekti.
“Sen benim karımsın. Ömrüm. Seni korumadan duramam.”
Yıldız başını onun omzuna yasladı.
Korku geçmişti ama aşkları daha da güçlenmişti.
Bu sabah, yaralarla dolu ama sıcacık bir sabah oldu.
