17. bölüm · KALBE İKİNCİ ŞANS 1
Araya Giren Tokat
Sabah güneşinin yumuşak ışığı odaya süzülürken Yıldız gözlerini araladı. İlk gördüğü şey, yanında huzurla uyuyan Eren’di. Bir an durdu, Eren’in saçlarını okşadı. Eren de uykulu bir tebessümle gözlerini açtı.
“Günaydın güzel karım…” dedi kısık bir sesle.
Yıldız gülümsedi, “Günaydın yakışıklım…”
Bir süre sarılı şekilde yatıp sakinliğin tadını çıkardılar. İlk defa çok uzun zaman sonra ikisi de gerçekten huzurluydu.
Bir süre sonra Eren doğruldu.
“Hadi kalk, kahvaltıyı ben hazırlıyorum.”
“Sen mi? Hayırdır?” diye güldü Yıldız.
“Karımı şımartmak istiyorum. Yasak mı?”
Yıldız içinden “Keşke hep böyle olsa…” diye geçirdi.
Birkaç dakika sonra mutfaktan mis gibi kokular geldi. Masaya oturup birlikte kahvaltı yaptılar. Yıldız, Eren’in önlüğünü görünce kahkaha attı.
“Karıcım dalga geçme, ben emek veriyorum,” dedi Eren gülerek.
“Tamam tamam, çok tatlı olmuşsun.”
Kahvaltıdan sonra sarılıp koltukta biraz film izlediler. Aralarında yumuşak öpücükler, uzun bakışmalar vardı. Her şey çok güzeldi… ta ki kapı çalınana kadar.
Eren kapıyı açtı ve karşılarında Burak Bey duruyordu. Yüzü buz gibiydi.
“Konuşmamız lazım,” dedi içeri dalarak.
Ezgi, Barış ve Yaren de peşlerinden girmişti, ortam bir anda gerildi.
Burak Bey içeri girer girmez Eren’in karşısında durdu.
“Sen,” dedi nefretle dolu bir sesle. “Kızıma bunu nasıl yaşatırsın?!”
Eren sakin kalmaya çalıştı.
“Burak Bey, oturup konuşalım. Lütfen—”
Ama cümlesi bitmeden Burak Bey yumruğunu kaldırdı ve Eren’in yüzüne sert bir yumruk attı.
Eren geriye sendeledi.
“BABA!” diye bağırdı Yıldız.
Eren daha kendine gelirken Burak Bey bir hamle daha yaptı. Bu kez tokat atmak için elini kaldırdı.
Eren yerinden kıpırdadı ama tokat ona ulaşmadan önce Yıldız hızla araya girdi.
TOKAT YILDIZ’A GELDİ.
Şiddetle.
Yıldız’ın yüzü yana döndü, yanağı bir anda kızardı.
Eren’in gözleri büyüdü.
Bir saniye boyunca nefesi kesildi.
“Sen… Yıldız’a…” dedi titreyen bir öfkeyle.
Sonrası çok hızlı oldu.
Eren, Burak Bey’in yakasına yapıştı, onu duvara itti.
“Bir daha karıma el kaldırırsan,” dedi dişlerinin arasından, “sana dünyayı dar ederim!”
Burak Bey de bağırdı:
“Sen benim kızımı mahvediyorsun!”
Eren daha sert bağırdı:
“Kızını mahveden sensin! Tokadı atanın ben olduğumu mu sanıyorsun?!”
Yıldız gözyaşları içinde araya girmeye çalıştı.
“Lütfen… Yeter artık…”
Barış Eren’i tutmaya çalıştı.
Ezgi Yıldız’ı koruyup geri çekti.
Yaren şoktan konuşamıyordu.
Burak Bey, Eren’e son kez keskin bir bakış attı.
“Bu iş burada bitmedi, Eren Yılmaz. Seninle daha çok görüşeceğiz.”
Kapıyı çarpıp çıktı.
Odanın içi sessizliğe büründü.
Eren hâlâ öfkeden titriyordu.
Yıldız yanına gelip yüzünü tuttu.
Yanağındaki tokat izi hâlâ kırmızıydı.
“Aşkım… Sakin ol. Geçti.”
Eren’in gözleri doldu.
“Yüzüne vurdu… Ben bunu affedemem Yıldız…”
“Ben iyiyim,” dedi Yıldız, gözyaşlarını silerek. “Sen yanımdasın ya… Her şey geçer.”
Eren onu kendine çekip sarıldı.
Sanki biraz önce yumruk yiyen kendisi değilmiş gibi bütün gücüyle korumaya aldı.
Ezgi, Barış ve Yaren sessizce yan yana durdu.
Hepsinin aklında aynı düşünce vardı:
Bu aşk çok fırtına görecek… ama ikisi de kolay kolay vazgeçecek gibi değildi.
O akşam herkes gittikten sonra Eren ve Yıldız yalnız kaldı.
Yıldız başını Eren’in göğsüne yasladı.
Eren parmaklarını Yıldız’ın saçlarında gezdirdi.
“Yüzündeki izin acıyor mu?”
“Hayır,” dedi Yıldız hafifçe gülümseyerek. “Ama içimdeki özlem çok acıyor…”
Eren onun yanağını okşadı.
“Ben buradayım sevdam…”
Yıldız yavaşça Eren’e yaklaştı…
Ve dudakları birleşti.
Tokadın izini, kavganın sesini, korkunun kırıntılarını hepsi o öpüşmede bıraktılar.
O gece birbirlerine sarılıp uyudular.
Sanki dünya çoktan susmuş, fırtına dinmişti.
