58. bölüm · KALBE İKİNCİ ŞANS 1
Fırtına Gibi Bir Gün
Üç hafta geçmişti. Evde tatlı bir kaos vardı. Bebeklerin minicik nefes alışları bile evi bambaşka bir enerjiye sokuyordu. Yıldız tamamen toparlamış, taburcu olalı epey olmuştu. Eren ise baba moduna öyle bir girmişti ki… adam resmen level atlamıştı.
Sabah güneş ışığı salona düşerken Yıldız, bebeklerin yanına eğildi. Oğlan mışıl mışıl uyuyordu ama kız… ah o kız! Küçücük suratıyla herkese posta koyan bir karakterdi belli ki.
Yıldız gülümsedi:
“Bu kesin benden almış hırçınlığı.”
Eren kahvesini alıp yanlarına geldi.
“Kızım benim, prensesim… hem hırçın hem güzel. Tam annesi yani.”
Yıldız gözlerini devirdi ama gülümsemeden duramadı.
Aralarında tatlı bir şakalaşma, evde sakin bir huzur… ta ki öğleden sonra çökene kadar.
Yıldız yukarı çıkıp bebeklerin kıyafetlerini düzenlerken, Eren de telefon görüşmesi için ofisteydi. Ev biraz kalabalıktı, bakıcılar, yardımcılar falan… Her şey normal görünüyordu.
Ama Lara için bu, mükemmel bir fırsattı.
Kadın sabah kapıya çiçek yollamış, öğlen sessizce etrafa bakıp planını kurmuştu.
Saat 15.20 civarı, bebeklerin odasında kimse yokken içeri süzüldü.
Yavaşça minicik kız bebeği aldı. Üstüne kendi şalını örttü.
Ve kapıdan çıkarken kimse fark etmedi.
Yıldız odadan indiğinde kalbi bir anda sıkıştı:
“Eren!! Kız yok! Eren kız YOK!”
Evin içi bir anda panik alanına döndü.
Eren’in suratı bembeyaz oldu.
“Nasıl yok? Yıldız gözünü seveyim sakin ol—”
“Sakin OLAMAM! Kızımız yok Eren, kızımız yok!”
Eren yumruklarını sıktı.
“Ben bulacağım. Kim aldıysa bedelini ödeyecek."
Saat 19.00’a doğru polisler evi, çevreyi, kameraları tarıyordu. Yıldız titriyor, Eren ise öfkesine rağmen Yıldız’ı korumaya çalışıyordu.
17. cadde kamerasında bir şey fark edildi:
Lara.
Kucağında Yıldız’ın kızı, panik halde bir sokaktan dönüyordu.
Hemen o adrese ekipler gitti. Kapı kırıldı.
Lara bebeği kollarında tutuyordu, ama zarar vermeye cesaret bile edememişti. Gözleri dönmüştü ama tamamen tükenmişti.
“Onu benden alamazsınız…” diye sayıkladı ama artık kimse dinlemiyordu.
Bebeği bir polis memuru yumuşakça aldı.
Saat 20.10’da Eren ve Yıldız birbirlerine koşar gibi arabanın yanına gittiler.
Polis memuru bebeği annesine verdi.
Yıldız kızı bağrına bastı, gözyaşları şıpır şıpır düşüyordu.
“Canım… prensesim… seni kimse alamaz benden…”
Eren Yıldız’ın yüzünü avuçladı:
“Aşkım… bitti. Buradasın. Kızımız da burada. Biz güçlüyüz tamam mı? Kimse bizi bölemez.”
Yıldız başını onun göğsüne yasladı.
“Eren çok korktum…”
“Ben de. Ama yanındayım. Her zaman.”
Evde güvenlik iki katına çıkmıştı. Bebekler yan odaydaydı ama Yıldız sürekli gelip gidiyor, ikisine de defalarca bakıyordu.
Saat 23.00’e doğru kızına tekrar bakarken hafifçe güldü:
“Eren… bunlar gerçekten bizim mi?”
Eren gülümsedi, omzundan hafifçe dokundu:
“Evet hayatım… ikimizin. Kavga ettiğimiz, ilk göz göze geldiğimiz an hâlâ dün gibi aklımda.”
Yıldız hafifçe kıkırdadı:
“Sen beni sevmiyordun o zaman.”
Eren kaş kaldırdı:
“Sen de sevmiyordun. Ama bak neredeyiz?”
Sonra birbirlerine yaslandılar.
Eren Yıldız’ın elini tuttu, yorganı üzerlerine çekti.
Bebeklerin hafif nefesleri yan odadan duyuluyordu.
Ve ikisi de el ele, aynı anda gözlerini kapattılar.
Bir fırtınanın ardından gelen huzur gibi.
