Hiç beklemediğim kişiden beklemediğim şey

Yazar: Nisa 🦋💙

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 28Şu an: Hiç beklemediğim kişiden beklemediğim şey

Oğuz'un anlattıkları odanın içinde asılı kalmıştı.
Kimse konuşmuyordu.
Az önce kahkahalarla dolu olan odamız, birkaç dakika içinde bambaşka bir yere dönüşmüştü. Berfin gözlerini silerken Efe'nin yüzündeki o her zamanki şapşal ifade bile kaybolmuştu. Ömer ise başını önüne eğmiş, parmaklarıyla halının püsküllerini oynuyordu.
Ben hâlâ Oğuz'a bakıyordum.
Yedi numaralı baş belası…
Meğer sırtında yalnızca bir forma numarası taşımıyormuş.
Küçük kardeşinin yarım kalan hayalini, özlemini ve belki de kendine bile anlatamadığı bir sürü duyguyu taşıyormuş.
İçimden ona bir şey söylemek geldi ama ne diyeceğimi bilemedim.
Başın sağ olsun demek fazla sıradan geliyordu.
Üzülme demekse saçmalıktı.
İnsan, özlediği birine üzülmeden nasıl yaşayabilirdi ki?
Tam ağzımı açacakken Efe boğazını temizledi.
“Şey… Oğuz.”
Oğuz başını ona çevirdi.
“Efendim?”
“Bir gün o formayla şampiyon olursan…”
Efe bir an durdu.
“Kardeşinin seni izlediğini düşüneceksin, değil mi?”
Oğuz'un yüzünde belli belirsiz bir ifade oluştu.
“Evet.”
Efe başını salladı.
“O zaman kupayı kaldırırken beni de hatırla. Ben de bu takımın manevi maskotu olabilirim.”
Berfin gözyaşlarının arasından güldü.
“Sen takımın maskotu değil, takımın başına gelmiş bir felaketsin.”
“İkisi arasında ne fark var?”
“Maskot en azından sevimli olur.”
“Ben de sevimliyim.”
“Efe, sus.”
“Peki, sustum.”
Üç saniye sessizlik oldu.
“Peki, şimdi konuşabilir miyim?”
Berfin eline bir yastık aldı.
Efe hemen ellerini kaldırdı.
“Tamam, tamam! Şiddete hayır!”
İstemeden güldüm.
Odadaki gerginlik biraz olsun dağılmıştı.
Oğuz da dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümsemeyle Efe'ye baktı.
“Seninle aynı odada bulunmak, insanın bütün acılarını unutturuyor.”
Efe gururla göğsünü kabarttı.
“Bakın! Sonunda yeteneğimi fark etti.”
Oğuz devam etti:
“Çünkü insan, daha büyük bir felaketin varlığını görünce kendi derdini unutuyor.”
Berfin kahkahaya boğuldu.
Efe'nin yüzü düştü.
“Ben burada duygusal bir konuşma bekliyordum.”
“Yanlış adrese gelmişsin,” dedi Oğuz.
Bu kez ben de kahkaha attım.
Ve nedense, Oğuz'un gülümsemesini gördüğümde içimde garip bir sıcaklık hissettim.
Belki de insan, en çok güvendiği kişilerin yanında kendini toparlayabiliyordu.
Belki de Oğuz, sandığımdan çok daha fazlasıydı.
Bir süre sonra Berfin esnedi.
“Ben artık yatıyorum. Yarın sabah erkenden kalkmamız gerekiyor.”
Efe hemen ayağa kalktı.
“Ben de gidiyorum. Ömer, geliyor musun?”
Ömer başını kaldırdı.
“Bir dakika sonra gelirim.”
Berfin ona kısa bir bakış attı ama bir şey söylemedi.
“İyi geceler, Zeynep.”
“İyi geceler.”
Berfin kapıya yöneldi. Efe de peşinden giderken bir anda durdu.
“Oğuz, sen gelmiyor musun?”
“Birazdan.”
Efe kaşlarını kaldırdı.
“Ne o? Zeynep'in ceketini mi almaya geldin, yoksa ceket artık senin bahanen mi oldu?”
Oğuz'un bakışları bir anda Efe'ye döndü.
“Yarın sabah erkenden kalkacağım. İstersen seni de uyandırırım. Yüzüne buz gibi su dökerek.”
Efe kapıya doğru iki adım attı.
“İyi geceler! Ben hiçbir şey söylemedim!”
Berfin ve Efe çıktıktan sonra Ömer de ayağa kalktı.
Bana bakacak gibi oldu ama bakışlarını hemen kaçırdı.
“İyi geceler, Zeynep.”
Sesindeki tuhaflığı fark etmiştim.
Yine de üzerinde durmadım.
“İyi geceler.”
Ömer kapıdan çıktı.
Oğuz ise hâlâ odadaydı.
Üstelik ceketini de unutmuş gibi görünüyordu.
Kaşlarımı kaldırdım.
“Sen neden hâlâ buradasın, yedi numaralı baş belası?”
Oğuz ellerini cebine soktu.
“Ceketimi almaya geldim.”
Üzerimdeki cekete baktım.
Sonra ona.
“Bütün akşam burada oturdun. Bir kez bile istemedin.”
“Çünkü seninle tartışmanın, ceketi almaktan daha uzun süreceğini biliyordum.”
“Ne kadar düşüncelisin!”
“Biliyorum.”
“İnsan biraz mütevazı olur.”
“Senin yerine ikimizin de mütevazı olmasını bekleyemezsin.”
Ağzımı açtım ama cevap bulamadım.
Oğuz'un dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Şaşırdın mı, Penguen?”
“Hayır. Sadece vereceğim cevabın senin zekâ seviyene uygun olup olmadığını düşünüyordum.”
“Düşünmeye devam et. Belki sabaha bulursun.”
Yastığı alıp ona fırlattım.
Oğuz yastığı havada yakaladı.
“Şiddete başvurmak, haklı olduğun anlamına gelmiyor.”
“Benim haklı olmaya ihtiyacım yok. Ben zaten haklıyım.”
“Tabii, Penguen. Senin dünyanda bütün yanlışlar başkalarının suçu.”
Yüzümü buruşturdum.
“Kapı orada.”
“Görüyorum.”
“Öyleyse kullan.”
Oğuz güldü.
Gerçekten güldü.
Sonra yastığı yatağın üzerine bıraktı ve kapıya yöneldi.
Elini kapı koluna uzattığında birden durdu.
Arkasını döndü.
“Zeynep.”
“Ne var?”
Bakışları yüzümde gezindi.
“İyi misin?”
Soru basitti.
Ama nedense cevap vermek kolay değildi.
Omuz silktim.
“İyiyim.”
Oğuz birkaç saniye bana baktı.
“Yalan söylemekte pek başarılı değilsin.”
“Sen de insanların sinirini bozmakta dünya birincisisin.”
“Her insanın bir yeteneği var.”
Gözlerimi devirdim.
“Git artık.”
Bu kez itiraz etmedi.
Kapıyı açtı.
Ama tam çıkacakken yeniden konuştu.
“İyi geceler, Penguen.”
“İyi geceler, yedi numaralı baş belası.”
Kapı kapandı.
Oğuz da gitmişti.
Odanın sessizliğiyle baş başa kaldım.
Ve o an, içimde bir şeylerin değiştiğini hissettim.
Sabah gözlerimi açtığımda ilk işim telefonuma bakmak oldu.
Annemden bir mesaj vardı.
Zeynep, uyandığında beni ara. Seninle konuşmamız gerekiyor.
Kaşlarımı çattım.
Annemle dün akşam konuşmamıştık. İstanbul'a geldiğimden beri bazı şeyleri benden sakladığını hissediyordum ama bunun ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum.
Yatağın kenarına oturdum ve onu aradım.
Telefon iki kez çaldı.
Sonra annem açtı.
“Günaydın, kızım.”
“Günaydın anne. Bir şey mi oldu?”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Hayır, merak etme. Ama seninle konuşmam gereken bir konu var.”
İçimde kötü bir his oluştu.
“Ne konusu?”
Annem derin bir nefes aldı.
“Daha önce sana bazı şeyleri kimin anlattığını sormuştun ya…”
Kalbim hızlandı.
Evet.
Hatırlıyordum.
Bana anlatılan şeylerin kimden geldiğini öğrenmek istiyordum. Annem ise o gün konuşmayı ertelemişti.
“Evet, anne. Kimdi?”
Annem birkaç saniye sustu.
Sonra söylediği isimle bütün bedenim gerildi.
“Ömer.”
Bir an yanlış duyduğumu düşündüm.
“Ne?”
“Ömer, Zeynep. Senin arkadaşın olan Ömer.”
Telefonu kulağımdan uzaklaştırıp ekrana baktım.
Sanki ekranı biraz daha incelersem annemin söyledikleri değişecekti.
Ama değişmedi.
Ömer.
Birlikte güldüğüm, sırlarımı anlattığım, arkadaşım dediğim Ömer.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 3beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…