20. bölüm · İki gölge bir hayat
Yıldızların altında
Anlık Zeynep Berfin ve Efe
Bu arada bunlar gerçek karakterlerin resmi değildi!
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
Sabah uyandığımda ilk düşündüğüm şey okul olmadı.
İlk düşündüğüm şey başımın hâlâ biraz ağır olduğuydu.
Yataktan doğrulup birkaç saniye öylece oturdum.
Sonra kapı açıldı.
Annem başını içeri uzattı.
“Uyandın mı?”
“Uyandım.”
“Bugün okula gitmiyorsun.”
“Biliyorum.”
“Biraz dinlen. Ben de bir yere gidip geleceğim.”
“Nereye?”
“Bir işim var. Çok uzun sürmez.”
Başımı salladım.
“Tamam.”
Annem çıktı.
Ben de tekrar yatağa uzandım.
Tam gözlerimi kapatmıştım ki telefonum çaldı.
Ekranda Berfin yazıyordu.
Açtım.
“Efendim?”
“Günaydınnn!”
“Günaydın…”
Sesimdeki yorgunluğu fark etmiş olacak ki hemen sordu.
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Yalan.”
“Berfin…”
“Tamam, tamam. Zaten sana geliyorum.”
Bir anda doğruldum.
“Ne?”
“Eve geliyorum.”
“Niye?”
“Çünkü hastasın.”
“Bu nasıl bir mantık?”
“Ben de bilmiyorum.”
Gülmeye başladım.
“Berfin, gerçekten gelme. Dinlenmem lazım.”
“Ben seni dinlendirmeye geliyorum zaten.”
“Sen mi?”
“Evet.”
“Sen beni daha çok yorarsın.”
“Bunu iltifat olarak kabul ediyorum.”
Telefonu kapattı.
Ben daha ne olduğunu anlamadan kapı çaldı.
“Bu kız ışınlanıyor mu?”
Kapıyı açtığımda Berfin karşımdaydı.
Elinde iki büyük poşet vardı.
“Günaydın, hasta arkadaşım!”
Poşetleri kaldırdı.
“Bunlar ne?”
“İlaç.”
Şüpheyle poşete baktım.
İçinden cips, çikolata, bisküvi, meyve suyu ve bir sürü abur cubur çıktı.
“Bunlar ilaç mı?”
“Evet.”
“Berfin…”
“Ruh ilacı.”
Tam o sırada arkamdan Efe’nin sesi geldi.
“Ben de ilaç istiyorum.”
Berfin başını kaldırıp Efe’ye baktı.
“Sen neden buradasın?”
Efe kaşlarını kaldırdı.
“Ev benim de evim sayılır.”
“Sayılır mı?”
“Kuzenim burada.”
Berfin bana döndü.
“Bu çocuk hep böyle mi?”
“Maalesef.”
Efe araya girdi.
“Ben de seni özledim Berfin.”
“Ben seni özlemedim.”
“Çok kırıldım.”
“Geçer.”
Efe elini kalbine götürdü.
“İnsanlar neden bu kadar acımasız?”
Gülmemek için dudağımı ısırdım.
Berfin beni gösterdi.
“Bak! Gülüyor.”
Efe hemen bana döndü.
“Demek hasta değilmiş.”
“Ben hastayım.”
“Gülüyorsun.”
“İnsan hasta olunca gülemez mi?”
“Bilmiyorum.”
“Efe, sus.”
“Tamam.”
İki saniye sessizlik oldu.
“Bir şey diyeceğim—”
“Sus.”
Berfin kahkahayı bastı.
“Ben bu evde çok eğleneceğim.”
⸻
Salona geçtik.
Berfin poşetleri masanın üzerine boşalttı.
Masa bir anda market rafına döndü.
“Bunların hepsini nasıl yiyeceğiz?”
Berfin omuz silkti.
“Plan yapmadım.”
Efe bir paket cips aldı.
“Plan yapmadan yaşamak güzel.”
“Sen sus,” dedim.
“Ben sadece fikir belirttim.”
“Senin fikirlerin genelde sorun çıkarıyor.”
Berfin başını salladı.
“Kesinlikle.”
Efe ikimize baktı.
“İkiniz birleşince bana karşı ittifak kuruyorsunuz.”
“Evet,” dedik aynı anda.
Birbirimize baktık.
Sonra üçümüz de gülmeye başladık.
⸻
Bir süre sonra film açmaya karar verdik.
Ama filmi kimse izlemiyordu.
Berfin sürekli konuşuyordu.
Efe sürekli yorum yapıyordu.
Ben de ikisini susturmaya çalışıyordum.
“Çocuklar, filmi izleyelim artık.”
“Ben izliyorum,” dedi Efe.
“Filmde ne oldu?”
“Bilmiyorum.”
“Efe!”
Berfin kahkahayla güldü.
“Ben de hiçbir şey anlamadım.”
“Harikasınız.”
Bir süre sonra filmde önemli bir sahne başladı.
Hepimiz sustuk.
Tam sessizlik oluşmuştu ki Efe:
“Bu adam kesin kötü.”
Berfin ona döndü.
“Nereden anladın?”
“Tipinden.”
“Ne alakası var?”
“Bilmiyorum.”
Ben gülmeye başladım.
“Sen gerçekten dedektif falan olma.”
“Olmam.”
“İyi.”
“Ben basketbolcu olurum.”
“Zaten basketbol oynuyorsun.”
“Demek ki planım hazır.”
Berfin alkışladı.
“Vay be! Kariyer planı.”
⸻
Film bittikten sonra sıkıldığımızı fark ettik.
Berfin bir anda ayağa kalktı.
“Yeni oyun!”
“Ne oyunu?”
“Kim daha iyi taklit yapacak?”
Efe hemen itiraz etti.
“Ben yokum.”
“Niye?”
“Çünkü ben doğal yeteneğim.”
“Senin doğal yeteneğin saçmalamak.”
“Teşekkür ederim.”
“İltifat değildi.”
“Ben öyle kabul ettim.”
İlk olarak Berfin beni taklit etti.
Kollarını bağlayıp ciddi bir yüz yaptı.
“Ben Zeynep. Her şeye ‘boş ver’ derim.”
“Ben öyle demiyorum!”
Efe hemen araya girdi.
“Diyorsun.”
“Sen karışma.”
Berfin devam etti.
“Sonra herkesin derdini dinlerim ama kendi derdimi anlatmam.”
Bir anda sustum.
Berfin de sustu.
Sonra gülümseyerek:
“Tamam, bu kısmı çıkarıyorum.”
Ben de gülerek ona yastık attım.
“Çok ayıp.”
Efe kahkaha attı.
“Sıra bende.”
Beni taklit etmeye çalıştı.
“Efe, sus.”
Berfin kahkahayı bastı.
“Gerçekten Zeynep gibi konuştu!”
“Ben böyle konuşmuyorum!”
Efe başını salladı.
“Aynen böyle konuşuyorsun.”
Yastığı bu kez ona attım.
Efe eğildi.
Yastık Berfin’e gitti.
Berfin:
“Ben ne yaptım?”
Üçümüz bir anda kahkahaya boğulduk.
⸻
Öğleden sonra mutfağa geçip birlikte bir şeyler hazırlamaya karar verdik.
Karar vermek kolaydı.
Yapmak biraz daha zordu.
Efe unu yanlış yere koydu.
Berfin şekeri fazla attı.
Ben de ikisini düzeltmeye çalışırken elimden kaşığı düşürdüm.
Efe bize baktı.
“Bence bugün yemek yapmayalım.”
Berfin:
“Bence de.”
Ben:
“Kesinlikle.”
Üçümüz aynı anda mutfaktan çıktık.
Masadaki hazır atıştırmalıklara geri döndük.
“İşte bu,” dedi Efe.
“Profesyonel mutfak ekibimiz.”
Berfin:
“Başarısız olduk.”
Ben gülerek:
“En azından dürüstüz.”
⸻
Akşamüstüne kadar evin içinde sürekli bir şeyler yaptık.
Müzik açtık.
Dans etmeye çalıştık.
Berfin’in hareketlerini taklit etmeye çalışırken neredeyse koltuğa takılıp düşüyordum.
Efe bunu görünce:
“İyi misin?”
“İyiyim.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Berfin:
“Bence senin bugün hareket etmen yasak.”
“Niye?”
“Çünkü sen hareket edince bir şey oluyor.”
“Çok komiksin.”
“Biliyorum.”
Bir süre sonra üçümüz salonda yere oturduk.
Evin içi kahkahalarla doluydu.
Ve ben…
Dün yaşananları ilk kez birkaç saatliğine tamamen unutmuştum.
Oğuz’u da.
Okulu da.
Esra’yı da.
Sadece Berfin, Efe ve ben vardık.
Ve uzun zamandır ilk kez bu kadar rahat hissediyordum.
⸻
Akşam olduğunda Berfin bir anda pencereye baktı.
“Zeynep.”
“Efendim?”
“Terasa çıkalım mı?”
Gülümsedim.
“Çıkalım.”
Efe hemen ayağa kalktı.
“Ben de geliyorum.”
Berfin ona baktı.
“Sen davetli misin?”
“Ben bu evde yaşıyorum.”
“İyi tamam.”
Üçümüz kahvelerimizi alıp terasa doğru çıktık.
Gökyüzü kararmıştı.
Yıldızlar tek tek görünmeye başlamıştı.
Ve o an…
Günün bütün gürültüsü geride kalmış gibiydi.
Sessizce oturduk.
Bir süre sadece gökyüzüne baktık.
Berfin kahvesinden bir yudum aldı.
“Bugün iyi görünüyorsun.”
Bir an duraksadım.
“Öyle mi dersin?”
“Evet.”
Efe hemen araya girdi.
“Ben de buradayım. Hani ben yokmuşum gibi konuşmayın.”
Berfin güldü.
“Tamam, sensiz konuşmuyoruz.”
Efe memnun olmuş gibi başını salladı.
“İyi.”
Ben de gülümsedim.
O an fark ettim ki bazen iyileşmek için büyük şeylere gerek yoktu.
Bazen sadece yanında gülebileceğin insanların olması yetiyordu.
Başımı kaldırıp yıldızlara baktım.
İçimde uzun zamandır hissetmediğim bir huzur vardı.
Ta ki—
Kapının sesi duyulana kadar.
Üçümüz birden sustuk.
Berfin bana baktı.
“Annen mi?”
Başımı salladım.
“Sanırım.”
Kahvemi masaya bıraktım.
“Ben bakarım.”
Ayağa kalkıp içeri girdim.
Koridordan geçip kapıya doğru yürüdüm.
Kapıyı açtığımda annem karşımdaydı.
Ama yüzündeki ifade…
Sabahki gibi değildi.
Hiç konuşmadı.
Ben de birkaç saniye ona baktım.
“Anne?”
Annem içeri girdi.
Çantasını yere bıraktı.
“Zeynep.”
Sesindeki soğukluk içimi ürpertti.
“Efendim?”
Bana baktı.
Uzun süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra:
“Bugün okulda ne olduğunu bana neden anlatmadın?”
Kalbim hızlandı.
Bir anda ne diyeceğimi bilemedim.
“Anne, ben…”
“Bana doğruyu söyle.”
Başımı eğdim.
Annemin gözlerinde kızgınlıktan çok kırgınlık vardı.
“Ben her şeyi başkasından öğrendim.”
Nefesim kesilecek gibi oldu.
“Kimden?”
Annem cevap vermedi.
Sadece bana baktı.
“Senin korktuğunu, seni iki kişinin kolundan çektiğini ve sonra bayıldığını…”
Gözlerim doldu.
“Anne…”
“Bana neden söylemedin?”
Sustum.
Çünkü verecek bir cevabım yoktu.
Annem başını iki yana salladı.
“Ben senin annenim, Zeynep.”
Sesi titredi.
“Böyle bir şeyi senden değil, başkasından öğrenmek…”
Cümlesini tamamlamadı.
Ben bir adım ona yaklaştım.
“Özür dilerim.”
Ama annem geri çekildi.
“Şimdi konuşmak istemiyorum.”
Bu cümle beni olduğum yerde durdurdu.
“Anne…”
“Lütfen.”
Sonra odasına doğru yürüdü.
Ben koridorun ortasında kaldım.
Terasın kapısından Berfin ve Efe bizi sessizce izliyordu.
Kimse bir şey söylemedi.
Ben sadece annemin arkasından baktım.
Bir süre önce yıldızların altında kendimi iyi hissediyordum.
Şimdi ise içimde ağır bir boşluk vardı.
Ve ilk kez şunu düşündüm:
Bazen bir sırrı saklamak, sadece seni değil, sevdiklerini de incitebilirdi.
Başımı eğdim.
O gece yıldızlar hâlâ gökyüzündeydi.
Ama ben artık onlara bakamıyordum.
Buda devamı
&&&&&&&&&&&&&&&&&
Bir süre daha terasta oturduk.
Berfin bir şey anlatıyor, Efe arada lafa giriyor, ben de onları dinleyip gülümsüyordum.
O an gerçekten her şeyi unutmuştum.
Ta ki içeriden kapının açıldığını duyana kadar.
Üçümüz birden sustuk.
Berfin bana baktı.
“Annen geldi galiba.”
Başımı salladım.
“Ben bakarım.”
Ayağa kalkıp içeri girdim.
Koridora çıktığımda annemi gördüm.
Elinde çantası vardı.
Ama yüzündeki ifade…
Bir tuhaftı.
Normalde eve geldiğinde bana bakıp gülümserdi.
Şimdi ise sadece bana bakıyordu.
“Anne?”
Cevap vermedi.
Çantasını yavaşça bıraktı.
Sonra bana doğru birkaç adım attı.
“Zeynep.”
Sesindeki ton içimi ürpertti.
“Efendim?”
Annem birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra:
“Bugün okulda ne olduğunu neden bana söylemedin?”
Bir anda olduğum yerde kaldım.
“Ne?”
“Bugün olanları.”
Kalbim hızlanmaya başladı.
Annem devam etti.
“Senin korktuğunu…”
Sustu.
“İki kişinin seni kolundan çektiğini…”
Nefesim kesildi.
“Anne…”
“Sonra bayıldığını.”
Gözlerim büyüdü.
Ben bunları anneme anlatmamıştım.
Kimseye anlatmamıştım.
En azından…
Annemin bunları nereden öğrendiğini bilmiyordum.
“Sen… nereden biliyorsun?”
Annem gözlerimin içine baktı.
“Bana anlatıldı.”
“Kim?”
Cevap vermedi.
Sadece yüzündeki kırgınlık daha da belirginleşti.
“Ben senin annenim, Zeynep.”
Sesi titredi.
“Böyle bir şeyi neden benden sakladın?”
Boğazım düğümlendi.
“Ben…”
Devamını getiremedim.
Annem bir adım daha yaklaştı.
“Bana neden söylemedin?”
O an sanki bütün sesler kesildi.
Berfin’in sesi yoktu.
Efe’nin sesi yoktu.
Dışarıdaki hiçbir şey yoktu.
Sadece annemin söylediği o cümle vardı.
“Zeynep, neden bana söylemedin?”
Olduğum yerde kaldım.
Ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
Sadece anneme bakıyordum.
Gözlerim doldu.
Ve o an…
İçimde tek bir düşünce vardı.
Annem her şeyi öğrenmişti.
