13. bölüm · İki gölge bir hayat
Sessiz bir kıskançlık
Zil çaldı.
Koridordaki hareketlilik bir anda arttı.
Öğrenciler sınıflarına doğru ilerlemeye başladı.
Ben de Berfin’le birlikte sınıfa yöneldim.
Efe ise sınıfın kapısının önünde kaldı.
“Sen burada bekle,” dedim.
“Niye?”
“Hoca seni çağıracak.”
“Tamam.”
Berfin bana bakıp gülümsedi.
“Yeni öğrenci heyecanlı.”
“Biraz fazla heyecanlı.”
“Sen de ilk geldiğinde böyleydin.”
“Ben değildim.”
“Öyleydin.”
“Değildim.”
Gülerek sınıfa girdik.
Her zamanki yerime geçtim.
Ve her zamanki gibi Oğuz’un yanındaki sıraya oturdum.
Bir süre sonra öğretmen sınıfa girdi.
Herkes yerine geçti.
Öğretmen masasının başına geçip sınıfa baktı.
“Günaydın arkadaşlar.”
“Günaydın hocam.”
“Bugün aramıza yeni bir arkadaş katılacak.”
Sınıfta hemen birkaç fısıltı yükseldi.
Ben istemsizce kapıya baktım.
Efe hâlâ dışarıdaydı.
Oğuz da kapıya doğru baktı.
Öğretmen konuşmasına devam etti.
“Umarım onu güzel karşılar ve sınıfa alışmasına yardımcı olursunuz.”
Tam o sırada kapı çaldı.
Öğretmen:
“Gel.”
Kapı açıldı.
Efe içeri girdi.
“Merhaba hocam.”
“Merhaba. Gel bakalım.”
Efe sınıfa girerken birkaç kişi ona bakmaya başladı.
Oğuz’un bakışları ise doğrudan Efe’ye çevrildi.
Efe sınıfın önünde durdu.
Öğretmen ona:
“Kendini kısaca tanıtabilirsin.”
Efe birkaç kelimeyle kendini tanıttı.
Ben ise sessizce onu izliyordum.
Öğretmen sınıfta boş olan sırayı gösterdi.
“Şuraya geçebilirsin.”
Efe yerine doğru yürümeye başladı.
Tam o sırada Oğuz’un yüzündeki ifadeyi fark ettim.
Çenesi hafifçe sıkılmıştı.
Bakışları Efe’nin üzerindeydi.
Sanki dün okulda yanımda gördüğü çocukla şimdi aynı sınıfta karşılaşmasına hâlâ anlam veremiyordu.
Efe yerine oturdu.
Öğretmen tahtaya dönüp derse başladı.
Ama Oğuz’un dikkati derste değildi.
Bir süre sonra bana doğru hafifçe eğildi.
“Yeni gelen çocuk…”
Ona baktım.
“Ne olmuş?”
“Dün de senin yanındaydı.”
“Evet.”
Oğuz birkaç saniye sustu.
“Kim?”
Omuzlarımı silktim.
“Bir arkadaş.”
Oğuz’un kaşları hafifçe çatıldı.
“Arkadaşın mı?”
“Evet.”
Başını önüne çevirdi.
“Tamam.”
Ama ses tonundan hiç de tamam olmadığı belliydi.
Ben tahtaya bakmaya devam ettim.
Birkaç dakika sonra gözüm istemeden Oğuz’a kaydı.
Kalemi elindeydi ama defterine hiçbir şey yazmıyordu.
Bakışları ara sıra Efe’ye gidiyordu.
Efe ise hiçbir şeyden habersiz dersi dinliyordu.
İçimden gülmemek için kendimi zor tuttum.
Oğuz’un neden bu kadar sinirlendiğini anlamıştım.
Ama ona hiçbir açıklama yapmayacaktım.
Şimdilik.
Ders devam ederken Oğuz bir kez daha Efe’ye baktı.
Sonra bana.
Sonra tekrar Efe’ye.
Yüzündeki ifade sanki tek bir soruyu söylüyordu:
“Bu çocuk kim?”
Ben ise hiçbir şey olmamış gibi önüme döndüm.
Ve dersimi dinlemeye devam ettim.
