13. bölüm / 26
Hız Tutkusuİmtiyaz
Bölümler 26Şu an: İmtiyaz
- 1 Hız Tutkunları2.292 kelime
- 2 Teklif1.207 kelime
- 3 Geçmişin Sisi1.177 kelime
- 4 Anı1.504 kelime
- 5 Yüzleşmek992 kelime
- 6 Yeni Başlangıçlar1.312 kelime
- 7 Rakip1.055 kelime
- 8 Birleşme1.270 kelime
- 9 İyi Düşünce1.303 kelime
- 10 Yenilmezler1.305 kelime
- 11 Geçmiş Yükler918 kelime
- 12 Karşılaşma1.068 kelime
- 13 İmtiyaz1.063 kelime · Okuduğun bölüm
- 14 Sıkı Sıkıya1.004 kelime
- 15 Hisler1.032 kelime
- 16 Sevgi Anlaşmak Değildir1.199 kelime
- 17 Karmaşık Sırlar1.020 kelime
- 18 Ormandaki Tilki1.070 kelime
- 19 Mektup1.303 kelime
- 20 Suçlu1.081 kelime
- 21 Geri Dönen Geçmiş903 kelime
- 22 Güç1.249 kelime
- 23 Kervis1.165 kelime
- 24 ÖRÜNTÜ966 kelime
- 25 Yıldızların Altında999 kelime
- 26 Hız Tutkusu556 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
HIZ TUTKUSU
13. BÖLÜM
İMTİYAZ
Göz kapaklarımın üzerine çöken ağırlıkla uykunun içine çekilirken kulağıma bazı sesler doldu. "Uyuma Yıldız! Kahvaltı hazır." Gözlerimi zorlukla açarken saniyesinde istemsizce tekrar kapandı. Sabahın erken saatinde uyanmış Simtenlerin evine kahvaltıya gelmiştim. Fakat dünden itibaren fazlasıyla yorgundum. Hatta o kadar yorgundum ki ilk çalışında uyandığım alarmı kapatmaya tenezzül bile etmiştim. Gözlerimi zorlukla açarak uzandığım yerden kalktım. Diğerleri balkondaki masaya otururlarken Ilgın çayları dolduruyordu.
Yanlarına gittiğimde sandalyelerden birisini çekerek oturdum. "Bugün çok yorgun görünüyorsun?" Göktuğ'un dediklerine başımı sallayarak masanın üzerindeki pişilerden birisini elime aldım. "Son zamanlarda yarış işlerinden dolayı yorgunsun değil mi? Seni çok zorluyorlar mı?" Başımı olumsuzca iki yana salladım. "Konuşarak cevap vermeyi dene Yıldızcım." Simten'in dediklerine göz devirerek ağzımdaki yemeği yuttum. "Yarışlar beni yormuyor ama eskisi kadar dükkanla pek ilgilenemiyorum. Bide son zamanlarda her şey üst üste gelince yoruldum sanırım."
Çay bardağımı elime alarak arkama yaslandım. "Haklısın. Son zamanlarda hepimiz holding yönetiyor gibi işlerle meşgulüz." Simten'in lafının altındaki imayı anlamıştım. Bakışlarım Ilgın'a dönerken gözlerini kaçırdı. Sanırım birbirimize anlatmamız gereken şeyler vardı. Ilgın bakışlarımıza dayanamamış olmalı ki konuşmaya başladı.
"Şirkette yönetim kurulu toplantısı var deyip çağırdılar beni. Birkaç gündür de yakamı bırakmıyorlar işte." Uzun uzun kendisinden bahsetmeyi seven birisi olmadığı için hep kısa konuşurdu. Buna artık alışmıştık. "Birşeye ihtiyacın olduğunda bize söylemen yeterli. Hepimiz burada bunun için varız." Diğerleri de başını sallayarak beni onayladı. "Ee sizin derdiniz ne?" "Ne derdi ya baba takılıyoruz biz öyle." Simten'le yumruklarını çakıştırmak için birbirlerine uzanırlarken ikisinin de kafasına hafifçe vurdum. "Benim başıma gelenler belli. Birazda siz anlatın bakalım."
Simten konuşmaya başlamamak için ağzını yemekle doldururken bakışlarımı Göktuğ'a çevirdim. Ellerini yukarıya kaldırdı. "Tamam yakalandım." Elimdeki çay bardağını masaya koydum. "Borçlarım var biliyorsunuz. Son zamanlarda düzenli ödememe rağmen bankalar fazla sıkıştırmaya başladı. Bide artık memlekete para gönderemiyorum. Her şey üst üste geldi işte." Elleriyle saçını dağıtırken bunları bize anlatmaktan kaçındığını görüyordum. Göktuğ çalıştığı ilk günden itibaren ailesine destek olarak onları geçindirmeye çalışıyordu. Bu konuda hepimizden daha güçlü olduğunu biliyorduk. "Bana gelebilirdin Göktuğ. Aramızda paranın lafının olmayacağını biliyorsun maaşını erken verebilirdim avans alabilirdin. Ben bunu yapamayacak bir insanmıyım arkadaşım?" Sözlerimle başı önüne eğilirken elimle sırtını sıvazladım. "Bu meseleyi daha sonra konuşuyoruz." Başını salladı.
Böyle konularda konuşmanın zorluğunu elbette anlıyordum ama yanında bizler varken yardım istememesini anlayamıyordum. Bakışlarım Simten'e kayarken bir süre hepimize baktı. "Sende içindeki kurtları dökte kimin ne derdi varmış öğrenelim daha fazla birbirimizi düşünmeyelim." Gülümsedi. Ama bunun gerçek olmadığını hepimiz biliyorduk. "Klasik annem işte. Okulun son zamanları olduğu için zaten yoruluyorum birde üzerine o eklenince tuzu biberi oluyor işte." Gözlerinin kızardığını görebiliyordum.
Annesini seviyordu ama onun ona hissettirdiklerini sevmiyordu. Bu saatten sonra ona sevmeyi öğretemeyeceği içinde öylece onunla yüzleşeceği günü bekliyordu.
Uzanarak ona sarıldım. "Belki yerini dolduramaz ama biz buradayız. Her ne olursa olsun. Güçlü kalmak zorunda değilsin." Gülümseyerek benden çekildi. "Eski bir mekan var çok ünlü olmuş. Bu akşam için oraya gidelim mi?"
Simten böyleydi işte. Belki de aramızdaki en güçlüsü. Güçsüz olduğu anı, düştüğü anı kimseye göstermeyenimiz. Belki de onun bu hallerine ilk günden itibaren bu yüzden hayrandım. Güçlüydü. Ve onu kırmaya kalkan insanlar dahi bunu biliyordu.
🌸
Pop müziğin çaldığı şık mekanlardan birisine girmiştik. Simten müziğin ritmine ayak uydurarak sahneye koşarken onun saz arkadaşı olan Göktuğ'da peşinden gitmişti. İkisi sahnede kurtlarını dökerken arada bakışlarımla onları kontrol ediyor ama bu hallerine daha fazla bakmamak için onları tanımıyormuş gibi bakışlarımı kaçırıyordum. "Sanırım bu gece için tek eğlenenler onlar." Ilgın'ın dediklerini başımla onayladım. "Normalde onlara ayak uydururum ama hiç havamda değilim." Gülümsedi. "İyi olacaksın. Neleri atlattın sen." Omuzlarımı istemsizce kaldırıp indirdim.
"Belki de bu olanlar aslında hiçbirşeyi atlatamadığımdandır." Masadaki bira şişesini alarak birkaç yudum içtim. Ağır şeyler içmek içimden gelmiyordu. Telefonuma ard arda gelen mesaj sesiyle çantamı açarak telefonumu çıkardım.
Hazar: Evdemisin?
Hazar: Seninle konuşmak istediğim bir konu varda.
Bakışlarım etrafta gezindi. Simten ve Göktuğ kendi halinde takılıyordu. Ilgın birşeyler içiyor ve birisiyle mesajlaşıyordu. Bulunduğumuz yerin konumunu Hazar'a atarak telefonu kapadım. Ne konuşacaksa dışarıda konuşabilirdik. Oturduğum yerden kalktığımda Ilgın'ın bakışları bana döndü. "Mars gelecek ben aşağıda bar kısmındayım." Başını salladı. Çantamı alarak locadan çıkan merdivenleri inmeye başladım. Altıma giydiğim ışıltılı eteğin püskülleri her adımım da hareketleniyordu. Yüzümdeki belirsiz gülümsemeyle bar sandalyelerinden birisini çekerek oturdum.
"Bir şey alırmıydınız?" Başımı olumsuzca iki yana salladım. Bakışlarım etrafta gezinirken gördüğüm yüzlerle duraksadım. Gözlerimi hafifçe kısarak daha dikkatli baktığımda bundan emin oldum. Daha önce kafeye gelen diğerlerinin dediğine göre Hazar'ın eski sevgilisi olan kızın ekibiydi bunlar. Beni fark ettiklerinde yüzlerindeki sinir bozucu ifadeyi gördüm. Simten bizi gerçekten doğru mekana getirmişti.
Bir bacağımı diğerinin üzerine atarak beklemeye başladım. Arada arkada çalan müziğe sesli bir şekilde eşlik etsem de gözlerim sürekli kapıdaydı. Dakikalar birbirini kovalarken yanımda hissettiğim bedenle kafamı çevirdim. Ama beklediğim yüzü göremedim. "Demek sadece nezih bir kafe sahibi değilsin. Bu tarz mekanlar senin yaşına uygun mu?" Alayla kurduğu cümleler bana zerre etki etmiyordu. Ama buradaki varlığı rahatsız ediciydi. Sonuçta etkilendiğim adamın eski sevgilisiyle karşı karşıya kalmak istemezdim. "Ne istediğinizi söylerseniz duymak istemediğim sesinize daha az katlanmış olurum." Yapmacık olduğuna emin olduğum şekilde gülümsedim.
Bana doğru birkaç adım atarak yanıma yaklaştı. Ben sandalyede oturduğum için boyu benden uzun duruyordu. "Mars her zaman benimdi. Sen sadece verdiğimiz kısa arada onun yanında olacak kişisin o kadar. O her zaman ki gibi dönüp dolaşıp bana gelecek." Dudaklarımı birbirine bastırdım. "Sana bir sır vereyim mi?" Anlamazca bana bakarken ayağa kalktım ve kulağına doğru yaklaştım. "Biz onunla hiçbirşeyiz. Ama senin sayende onunla olmak fikri aklıma girdi." Yanından ayrılarak birkaç adım attım.
Kapıda gördüğüm yüzle dudaklarımda büyük bir gülümseme oluştu. Ona doğru birkaç adım atarken kulaklarımda bir ses yankılandı. Gülüşüm yavaş yavaş yüzümde solarken ateşin sıcaklığı yüzümü yaktı. Ellerim ileriye doğru uzandı. Ateş dalgaları mekanın girişini yakarken artık onun yüzünü göremiyordum. İnsanların çığlıkları kulaklarıma zorlukla ulaşıyordu.
Gözümden sıcak bir damla yaş düştü. Kaybetme hissi kalbimin içine dolarken parmak uçlarımda toprağın kuruluğunu hissettim. Gözyaşlarımın arasında güneşin yavaş yavaş kapandığını gördüm. Abimi gördüm. Morgda bulunan bembeyaz yüzünü. Hazar'ı gördüm. Yüzüne kapanan beyaz örtüyü. Dizlerim beni taşıyamaz hale gelirken başımdan aşağıya akan suyun tenimde dolanışını hissediyordum. "Hazar." Titreyen sesim kulaklarıma dolduğunda dünyada ki tüm sesler tekrar bana geldi.
Yangın.
Dudaklarımın arasından kuvvetli bir çığlık koptu. "Hazar!" Sesime bir karşılık alamadım. Daha fazla çığlık sesi duydum. Sesler birbirine karışırken ayağa kalkmaya çalıştım. Ama başaramadım. Yangın şiddetiyle devam ederken ciğerlerime duman dolmaya başlamıştı. "Yıldız kendine gel!" Kolumdan tutan Göktuğ'u gördüm. "Hazar."
Söylediğime bir karşılık alamadım. Geriye bir ölüm sessizliği kaldı.
Kendimden bir parçayı verdiğim son kişi de gitmişti.
-SON-
Evettt bir bölümün daha sonuna geldik
Bölüm hakkındaki yorumlarınızı alayım
Hemen bölümü atıp kaçıyorum
Diğer bölümde görüşmek üzere
Mutlu olalım Yıldız Tozlarımm...⭐️🖤🖤
Bölüm etkileşimi
