10. bölüm / 22
Hep Sen Varsın Aklımda (OrEl) 🤍✨Bölüm 8: Eleni'nin Şahsi Doktoru
Bölümler 22Şu an: Bölüm 8: Eleni'nin Şahsi Doktoru
- 1 Bölüm 1: Korkunç Kaza737 kelime
- 2 Bölüm 2: Bu Aşk Değil De Neydi515 kelime
- 3 Bölüm 3: Yeğen Katili642 kelime
- 4 Bölüm 4: Kaza Değil Suikast1.073 kelime
- 5 Bölüm 5: Sonunda Aynı Evde642 kelime
- 6 Bölüm 6: Hastamıza Bakayruz859 kelime
- 7 Bölüm 7: Kaçırılan Işık Parçası731 kelime
- 8 Bölüm 8: Eleni'nin Şahsi Doktoru960 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 9: Malakas'ının Yanındaki742 kelime
- 10 Bölüm 10: Birbirleri İçin Yaratılmışlar828 kelime
- 11 Bölüm 11: Bir Rum Kızı İçin702 kelime
- 12 Bölüm 12: Sen Hep Benum Doktor Hanımımsın868 kelime
- 13 Bölüm 13: Benim Denizim Sensin1.002 kelime
- 14 Bölüm 14: Çalınan 20 Yıl884 kelime
- 15 Bölüm 15: Gönülleri Hep Yan Yana843 kelime
- 16 Bölüm 16: Eleni'nin Kaptanı1.315 kelime
- 17 Bölüm 17: Bana Ait Olanı İstiyorum1.013 kelime
- 18 Bölüm 18: Tekrardan Furtuna'da928 kelime
- 19 Bölüm 19: Açığa Çıkan Sır775 kelime
- 20 Bölüm 20: Kıyamet Yaklaşıyor1.098 kelime
- 21 Bölüm 21: Zehirlenen Işık Parçası916 kelime
- 22 Görüşürüz80 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"ELENİHH!!"
Ve hemen ardından biri hızla odaya daldı. Eleni bi an rahat bir oh çekti, Oruç'u buradaydı ve onu ölümüne koruyacağını biliyordu. Ama o sırada tetiği çekmiş olan Behçet, dikkatinin dağılmasıyla kurşunu sıktı. Eleni kendini son anda kenara çek çekmeseydi kalbinden vurulacaktı, ama şuan ise kurşun sadece kolunu sıyırmıştı. Eleni küçük bir inleme sesi çıkardı. Bunun ardınsan Oruç, Behçet'in dibine kadar gelip bi yumruk yapıştırdı ve Behçet dengesini kaybedip yere düştü. Ama Oruç, Behçet'i bırakmadı ve ona ölesiye yumruk atmaya başlamıştı. Bu kaçıncıydı. Eleni Trabzona geldiği günden beri, kaçtır ölümden dönmüştü sevdiği kız, sırf bu alçak yüzünden. Tüm sinirini çıkardıktan sonra hızla arkasını döndü, Eleni başını Adil'in omuzuna yaslamış, Adil ise kıznın saçlarını merhametle okşuyordu. Bu aile ne zaman birleşip mutluluğa ulaşacaklardı. Oruç'ta hemen Eleni'nin yanına vardı. Eleni'nin saçları birbirine girmişti ve çok halsiz görünüyordu. Oruç Eleni ile ilgilenmeye başlayınca Adil ayağa kalkıp uşakları aradı.
Oruç'un elleri direkt Eleni'nin yüzüne gitti. "Eleni, iyisun değil mi!?" Eleni her ne kadar, "Merak etme çok iyiyim" dese de yüz ifadesi hiç böyle demiyordu. Oruç hemen Eleni'nin yarasına baktı, "Acıyor mi, kurşun sıyırmış. Hemen pansuman yapmam lazum. Hem senin ne işun vardu orada. Ben sana sağlık ocağına gitme demiştum" Oruç çok endişeli bir şekilde konuşuyordu. Söz konusu Eleni'nin hayatıydı, ve onun hayatı kendi hayatıydı. Ama Oruç bunları söylerken Eleni, hayran olmuş bir şekilde gülümseyerek Oruç'a bakıyordu. Oruç bunu fark edince o da gözlerini Eleni'nin gözlerine kenetledi. "Ne?" Dedi Oruç tebessümle, Eleni ise hafifçe güldü ve karşılık verdi, "Ne ne?" "Kızum, sen benim dediklerimi dinledun mi?" "Ne dedin ki?" Eleni onu an Oruç'a öylesine odaklanmıştı ki onu durmuyordu. Ardından Adil, ikisine döndü, "Uşaklar geldu, hadi dışarıya" Oruç 'tamam' anlamında başını sallayıp tam Eleni'yi taşıyacakken Adil Oruç'u omuzundan ittirdi. "Napaysun Ula!" Sonra Oruç'un konuşmasına fırsat vermeden Eleni'yi kucakladı. Bir baba, 20 yıl haberi bile olmadığı ve sonrasında öldüğünü sandığı kızla dip dibeydi. Bunu söyleyememek Oruç'un çok zoruna gidiyordu.
Konağa geldiklerinde Eleni ile Oruç, Adil ile vedalaşıp içeri girdiler. Girdikleri gibi Oruç hemen Eleni'ye döndü, "Açsındur, yemek getireyrum. Sön şöyle otur rahatına bak" "Yok ben aç değilim Oruç, teşekkür ederim" Oruç tam mutfaktan içeri girecekken durdu ve arkasını döndü. Ardından şakacı bir sesle ve tebessümle konuştu, "Eleni, ben senin doktorun değil miyum?" Eleni'de gülerek karşılık verdi, "Evet, Doktor Bey?" "İşte bu yüzden doktorunun dediğinu 2 etmiyeceksun. Ben yemeği getiriyorum, sen de otur." Eleni de "Εντάξει, γιατρέ. (Tamamdır doktor bey)" diye gülerek sandalyeye oturdu. Oruç, Eleni'nin şahsi doktoruydu. Oruç, mutfağa girerken hala Eleni'ye laf yetiştiriyordu. "He, he o dediğunden"
Oruç, mutfaktan nefis kokulu dolmalarla geldi ce tabağı masaya koydu. "Buyur bakalum beğenecek misun?" Eleni ise hızlı ama nazik bir şekilde çatalını eline aldı. "Oruç, Dolmades'i (Ντολμάδες) çok severim. Teşekkürler" Oruç anlamaz bir şekilde gözlerini kıstı. "Ne dedin ne des. Kızum bu haline mulis Türk yemeği. Dolmanın yanına 'des' eklemuşler size de yunan yemeğu diye yediriylar." Eleni, ağzındaki lokmayı yutunca hemen karşılık verdi. "Tüm yemekleri Türkler bulmadı Oruç. Hem kim bilir belki Türkler Yunanlardan aldı yemeği." "Hee, Eleni. Neyse sen o dolmaki ni ye sonra yatmanın lazum." "Ela, ben bebek miyim. İstediğimde uyurum bre." "Tamam kızum tamam. Sen yemeğinu ye, ben de pansuman içun malzeme getiriyorum."
Oruç, malzemelerle odaya girdiğinde Eleni, masadan kalkıp koltuğa geçti. Oruç, Eleni'nin kolunu çok nazik ve dikkatli tutuyordu. Oruç pansuman yapmaya başladığında Eleni'den küçük bir 'AH!' Sesi çıktı, "Eleni, acıdu mi çok pardon." "Yok yok, acımadı." Oruç pansuman yapmaya çok daha dikkatli bir şekilde devam etti. Oruç Eleni'nin yanında, öyle nazik, güler yüzlü oluyordu ki, dışarıdan bakan biri onu Furtuna Reisi değil de Koçari damadı sanardı.
(Gece)
Akşam olmuştu ve çoktan ikisi de yataklarına yatmıştı ama Eleni'nin bir türlü uykusu tutmuyordu. O da denizdeki dalgaları dinlemek ve biraz huzur bulmak için hazırlandı, ve yanına ince bir örtü alarak dışarı çıktı.
Ama Eleni, kıyıya geldiğinde, Oruç'u taşları üzerine oturmuş, denizi izlerken gördü. Ses çıkartmamaya özen göstererek arkasına kadar geldi ve elindeki örtüyü Oruç'un üzerine örttü. Oruç, örtüyü hisseder hissetmez arkasına döndü ve arkasında gülen yüzlerle Işık Parçası'nı gördü. "Eleni, napaysun burada?" "Sorana bak, asıl sen ne yapıyorsun burada. Örtüyü de almamışsın, üşüteceksin bre!" Diyerek Eleni, Oruç'un yanına oturdu. Oruç'ta "Sende üşütecesun ama, hava çok soğuk. Neden çıktık ki?" Derken bir yandan da örtünün bir kısmını da Eleni'nin üzerine örttü. "Sen neden çıktıysan o yüzden. Uyku tutmadı." Ama Oruç buna sadece gülümseyerek cevap vermişti. Çünkü Oruç'un uykusu yok değildi, vardı ama yüreğinde bir aileyi ayırmanın acısı oluğu için gözünü bir türlü kapatamıyordu. Kendini hep suçlu hissediyordu. Niye Hicran'ı anne olarak getirdim diye kendini suçluyordu hep. Eleni, Oruç'un uzaklara daldığını görünce onu hafifçe dürttü. "Oruç, benim dinliyormusun?" "Ne, ha evet dinliyorum tabi ki." "İyi o zaman b,raz da sen konuş, mesela, çocukluğunda bahset biraz." Oruç, Eleni'yi odaya gülen yüzlerle görünce onu geri çeviremedi. "Peki madem, ben küçükken çok arkadaşum yoktu, bi İso vardı bi de Canan. İlk okuldan lise sona kadar hep aynı okullarda okunuştuk onunla, o da doktor olucakti. sonra o üniversite için başka şehre gittu. Bida AA göremedum" ama Eleni'nin bi anda yüzü düştü. "Sen Niye Canan mıdır nedir kızı anlattın ki bre! Ben, sen kendi çocukluğundan bahset demiştim. Canan dan kime ne!?" Sesinden buram buram kıskançlık çıkıyordu. Oruç'un ise yüzünde durumdan hoşnut bir tavır vardı. "Sen kıskandun mi arkadaşum?" Eleni de Oruç'a kısık gözlerle baktı, "Hee, kıskandım arkadaşım!"
Aradan biraz daha zaman geçti ve Oruç, Eleni'nin hiç sesi çıkmadığını fark edince Eleni'yi kucaklayarak eve geçti. Eleni'yi nazikçe yatağına yerleştirdi. Onun yüzü, uyurken bile olmadığı kadar etkileniyordu ki. Çıkmadan içerisi soğur diye pencereleri de kapattı ve dışarı çıktı.
Oruç, yatağa yattığında omzundaki yük hala hafiflememişti ama bunları düşünmek için yeterince yorulmuştu, ve başını yastığa koyduğu gibi uykuya daldı.
Sabahleyin Eleni, pencereden içeriye yansıyan güneşin ışığıyla uyandı. Üzerini giyinip salona çıktı ve harika bir pazar kahvaltısının hazır olduğunu gördü. Eleni'nin Malakas'ı onun için mükemmel bir vejetaryen kahvaltısı hazırlamıştı. Az sonra elinde çaydanlık ile Oruç, salona geldi.
Bölüm etkileşimi
