18. bölüm · Hep Sen Varsın Aklımda (OrEl) 🤍✨

Bölüm 16: Eleni'nin Kaptanı

HarryJamess .

(Koçari Konağında)

Eleni konağa vardığında saat 11 gibiydi. Vardığı zaman havayı iyice içine çekti. Koçari'de ayrı huzurlu hissediyordu, sanki güvenli sığınağıydı ve oradayken kimse ona zarar veremezdi. Biraz sonra Mika Eleni'nin yanına yaklaştı. ''Eleni, yardım lazım mı?'' Eleni daha cevap veremeden hızla elinden çantaları aldı. Merdivenlerden çıkarken, Eleni'nin gözü Boncuğa kaydı, kan hakkı olarak almıştı. Durup yönünü Boncuğa çevirdi. Mika da arkasını döndü, ''Mikramo, gelmiyormusun?'' ''Mika sen çık ben birazdan gelirim.'' Ve Boncukla ilgilenmeye devam etti.

Eleni, biraz zaman geçince Konağa girdi ve kimsenin henüz uyumamış olduğunu farketti. Fadime hariç herkes oradaydı, Fadime ise kocasının yanında, Furtuna'da , kalıyordu. Esme hemen Eleni'ye sarıldı. Esme, Eleni'ye sıkıca sarılıyordu. Eleni ise neden anlamadı, zaten Furtuna'da olduğunda da görüşüyorlardı. Ama Esme Kızının artık Furtuna'dan Koçari'ye geldiği için, Şerif'in yanından kurtulduğu için böyle sarılıyordu. -Esme havadaki fırtına önceki sessizliği seziyordu. Şerif'ten boşandığından beri Şerif çok sessizdi. Kesin bir şey planlıyordu.- ''Hoşgeldin'' ''Hoşbuldum Esme, sağol'' ve ayrıldılar. Mika içeridekilere selam verip çıktıktan sonra Adil konuştu, ''Ee Minnak, temelli geldun değul mi?'' Eleni 'hayır' anlamında başını salladı. ''3 gün kalıp tekrar Furtuna'ya gideceğim'' Adil'in yüzü bir anda değişti. ''Hoop, kızum bi dur da! Ne işun var Furtuna'da?'' ''Hicran ile ayrı eve çıkacağız.'' '' Tamam Koçari'den bir ev verelum size. Onca yer varken Furtuna mı!?'' Eleni yüzüne inatçı ifadesini takındı. ''Adil ben evi sevdim...'' Ardından sesini yumuşattı, ''Annem ile aramı ısıtmaya çalışıyorum anlayış gözterin lütfen'' ''Eleni, Minnak, tamam anlayış gösteriyorum ama Furtuna olmaz. Hem ev nerede?'' ''Furtuna konağının karşısında.'' ''Adil'in gözleri daha da büyüdü. ''Ha bide komşu olaysun?'' Biraz duraksadıktan sonra tekrar Eleni'ye döndü, ''Eleni...'' ''Efendim?'' ''Sen Furtuna'da kalmayı hayatta istemezdun, gerekirse Hicran'ı bile terslerdu, doğruyu söyle, o ev Oruç Hıyar'ının konağının yanunda diye mi bişey demedun?!'' Eleni öylece kalakaldı. Farketmeden yanakları al al oldu. Yalan diyemezdi, ama doğru da diyemezdi. Zaten Oruç ile ilk bakışmada gözleri kilitlenmişti, içlerinde bir kıvılcım oluşmuştu, Oruç ona aşkını onlarca kez itiraf etmişti ama Eleni'yi korumak için onunla birlikte olamayacağını söylemişti. Ama o beraber geçirdikleri 1 ay, o bir ayda her ne kadar olaylar da yaşasa çok mutlu geçmişti. Hatta bir ara ''Ben bütün bunlara rağmen bile Oruç ile birlikte olmak isterim'' diye düşünmüştü.

Eleni yüzü kırmızı bir şekilde ''Ela, ben yatmaya gidiorum Bre!'' deyip hızla odasına yöneldi. Kapıyı kapattığı gibi telefonu titreşti. Bildirime bakmak için telefonunu çıkardı ve yatağına uzandı.

Malakas +1 yeni mesaj

Yazıyı okuduktan sonra uzanır halden, birden dimdik bir oturuşa geçti.

Malakas: Eleni, vardun mi eve?

Doktor Hanım: Şimdi geldim. Niye yazdın bir şey ni oldu?

Malakas: Yani, senun Hastan olarak doktoruma isteduğum zaman yazabileceğimu sanaydum.

Eleni hafifçe kıkırdadı. Tabiki de ona istediği zaman yazabilirdi, bundan çok hoşnut oluyordu. keşke istediği zaman 'Malakas canım çok sıkıldı biraz konuşalım mı' demeyi çok isterdi ama yapamıyordu.

Doktor Hanım: Haklısın, Tabii yazabilisin.

Malakas: Yarın sağlık ocağına gidiymisun?

Doktor Hanım: Evet, ne oldu ki?

Malakas: Yok bir şey Doktor Hanım. Ee kararun kesun mi, gelicek misun Futuna'ya

Doktor Hanum: Evet, 3 gün sonra taşınıyoruz.

Malakas: Ya Eleni emin misun? Bak Şerif'in dibine geliysun. Seni kaçuran ve vurmaya çalışan adamın yanuna.

Doktor Hanım: Amcan son zamanlarda sakin. Birşey olacağını sanmıyorum.

Malakas: İşte sakin, sessiz. Amcam saplantılı olduğu kadından boşanacak ve böyle sakin kalacak, bir şey planlayi gibime geliy.

Doktor Hanım: Oruç bence biraz abartıyorsun. Şerif sinirini çıkardı gibime geliyo benim.

Eleni saate baktığında 00.03 ' tü. Daha çok konuşmak isterdi Oruç ile her zaman bu kadar rahat mesajlaşarak konuşamıyorlardı ama onu çok da oyalamak istemiyordu. Belki uykusu gelmiştir ama ayıp olmasın diye kapatmıyordur diye düşünüyor.

Doktor Hanım: Oruç benim kapatmam lazım.Çok geç oldu rahatsız olma. Ne diyordu siz Türkler... heh Allah'a emanet ol''

Malakas: Ne rahatsızlığı Doktor Hanım, sende Allah'a emanet ol.

Ve telefonunu bir kenara koydu. Kendini çok mutlu hissediyordu. Oruç ile konuşmak, Malakas'ı ile konuşmak onu rahatlatıp mutlu ediyordu. Üzerine pembe - beyaz pijamalarını giyip yatağa uzandı. Ve uzun zamandır içine çekemediği koçari havası ile derin bir uykuya daldı.

Sabah olunca, Eleni, Esme'nin onu kahvaltıya çağırması ile uyandı, ve mutfağa geldi. İçeride Gezep, İlve, Adil ve Esme sofraya geçmiş Eleni'yi bekliyorlardı. Eleni ''Günaydın'' deyip Adil'in yanına oturdu, ve herkes kahvaltıya başladı. Eleni de ekmeğini, kuymağa batırarak yemeğe başladı.

(Yemekten Sonra)

Eleni, sağlık ocağına gitmek için odasında hazırlanıyordu. üzerine mavi bir üst, altına ise beyaz bir pantolon giydi ve konaktan ayrıldı. Aşağı indiğinde Mika onun yanına yaklaştı ''Eleni, seni götürmemi ister misin?'' ''Teşekkürler Mika ama ben giderim. sağol.'' ''Tamam o zaman, görüşürüz.'' Eleni de ona veda edip arabasına bindi.

(Sağlık Ocağında)

Eleni sağlık ocağına gelice Hicran'a sesleniyor. ''Hicran, Hicran odadamısın?'' Eleni içeri girince Hicran'ın orada olmadığını fark edip telefonunu çıkartıyor.

Canım Kızım: Hicran, neden sağlık ocağında değilsin? İşin mi çıktı?

Hicran: Evet annem, biraz işum var da. Bugün işe biraz geç geleceğum.

Canım Kızım: Tamam o zaman. Görüşürüz.

Hicran: Görüşürüz Annem.

1 saattir sağlık ocağındaydı ve Hicran halen gelmemişti. Bu sırada Eleni de bir hastaya bakmıştı. Biraz sonrasında Eleni giriş kapısından birinin girdiğini duydu ve odadan çıktı. ''Hicran sen mi geldi...'' ama karşısında Hicran değil, 1.92 boyunda, sarışın Malakas'ı vardı. Normalde üzeride kabanı eksik olmazdı ama bu sefer daha rahat ve yaşını gösteren kıyafetler giymişti. ''Oruç, burada ne işin var?'' ''Eleni.. Vaktin varmı?'' 'Evet' diyordu Eleni içinden. 'Tabi ki de. senin için her zaman vaktim var' ama bunu ona söyleyemezdi. ''Evet var. Niçin geldin, fabrika da işin var sanıyordum'' Oruç, içi gitmiş bir şekilde gülerek Eleni'nin bileğini kavradı ve yüz hizasına gelebilmek için başını eğdi. ''Müsaden varsa seni tekneme kaçırmak istiyrum'' ''Nee'' dedi Eleni inanamayarak. Çok isterdi tabiki de. ''Ne nee, hadi gel benumle'' deyip dışarı çıktılar. ''Oruç, ama Sağlık ocağı?'' ''Hicran gelur '' ve beraber merdivenden aşağı indiler. Teknenin yanına geldiklerinde Oruç, tekneye erken binip Eleni'ye elini uzattı. Eleni, teknenin sağ tarafına tarafına turdu ve Oruç tekneyi sürerken ona içi giderek baktı. Ona her baktığında tekrardan aşık oluyordu ama hiç birlikte olamayacaklarını hatırladığında, şuanı yaşaması gerektiğini anlıyor ve anın tadını çıkartıyordu. Oruç, Eleni'nin kaptanıydı. Ona hem denizde hem de gönlünde yol gösteriyodu. Yeterince açıldıktan sonra Oruç arkasını dönüp Eleni'nin yanına oturdu. ''Eee...'' dedi Eleni, Oruç'un gözlerine bakarak, ''Ne yapıyoruz şimdi?'' Ardından Oruç da gözlerini Eleni'ye yöneltti. ''Açıkçası, bilmiyrum. Kendimi kötü hissettuğumda deniz beni rahatlatur. Biliysun..'' Evet biliyordu. Oruç'un konağıda kalırken akşam vakti, deniz kenarında sohbet ederken söylemişti. ''Bu sefer de senu da çağurmak istedum. Ama istemiyorsan dönebiliriz.'' ''Hayır hayır, peki neden canın sıkıldı?'' çok basitti, sevdiği kızın, sevmediği bir kadını annesi olarak görmesi ve onunla yakınlaşmaya çalışması zorunagidiyordu. Kendi ailesini korumak için başka bir aileyi parçalaması her hatırladığında kalbini sıkıştırıyordu. ''Önemli bir şey değul ya, normal işler işte.'' ama Eleni dediklerinin doğru olmadığını biliyodu. bunu hissediyordu. O sırada Eleni'nin gözü yarı açık kapağa kaydı. ''Burada ne var?'' dedi göstererek. Oruç ise hemen yerinden kalkıp kapağı açtı ve oltayı eline aldı. ''Arada sırada balık tutuyorum, o yüzden teknede hep tutayrum.'' Eleni de ayağa kalkıp Oruç'un yanına geldi. ''Oruç, senden bir şey isteyebilir miyim?'' Oruç hiç düşünmeden yanıtladı. ''Tabiki de.'' ''Bana balık tutmayı öğretir misin?'' Oruç hafifçe sırıttı. ''Tabi ki de. Onun için kıyıya gitmemiz lazum. Otur istersen.''

Kıyıya geldiklerinde Oruç, Eleni'nin elinden tutarak inmesine yarım etti ve balık tutmak için uygun bir yere geçip kuruldular. Eleni, oltayı atmak için havaya kaldırdı, Oruç ise Eleni'yi sırıtarak izliyordu. Eleni tam oltayı kaldırdığı zaman elinin üzerinde bir el hissetti. Oruç'un eli. Başını ona çevirdi. ''Yanlış yapaysun'' dedi oruç nazikçe. ''İşte şu şekilde''Oruç gözlerini denize dikmiş, oltanın ipini dengeli bir şekilde denize attı. Ama Eleni, oltanın nasıl kullanıldığına bakmak yerine, çok daha güzel bir manzaraya bakıyordu. Malakas'ına. Oltayı attıktan sonra yavaşça elini bıraktı ve yüzünü Eleni'ye çevirdi. Ama Eleni'nin zaten ona baktığını fark etti. ''Eleni, izlemedun mi'' ''Ee, izledum tabi ki'' Oruç sessizce gülüdü.

(Akşama Yakın)

Çok güzel bir gün geçirmişlerdi. Sanki evli bir çift gibi.. Asla olamayacakları o evli çift gibi... Eleni, arabasına binene kadar onun yanında gitti. Eleni tam arabasına binecekken durdu ve hızla arkasını dönüp Malakas'ına sarıldı. ayrıldığında yüzü kızarmıştı. ''Çok güzel bir gündü Oruç, teşekkür ederim.'' ''Rica Ederim. Benum içinde öyleydi.'' ''Tamam o zaman, görüşürüz Doktor Bey.'' ''Görüşürüz Doktor Hanım'' Ve Eleni arabasına binip oradan uzaklaştı.