Hayatın sonu değil kitap kapağı

21. bölüm / 25

2.1

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: 2.1

Bugün ekimin 25'i, pazar. Saat 13.26. Yiğit, sakin ol. Derin bir nefes al. Tarihi ve saati hatta direkt not ettim, çünkü bu gün hayatımın en önemli günü olacak.

Mavi güller hazır. Ceren'in en sevdiği şarkı olan Sibel Can'ın "Kıvrak" şarkısı hazır. Yemekler, tabaklar, her şey hazır. Ceren azdan gelecek. Salonu bir kere daha kontrol ettim. Masanın ortasında mavi güller, etrafta kalp şeklinde kırmızı balonlar, mutfaktan yayılan yemek kokusu... Umarım beğenir.

Son şeyleri kontrol ederken kapı çaldı. Yüreğim ağzıma geldi. Ceren geldi. Hemen kapıya koştum. Heyecandan ellerim titriyordu. "Geldim gülüm" diyecektim. Kapıyı açtım.

Ama gelen Ceren değildi. Nehir'di.

Nehir'in burada ne işi vardı? Dün köftecide rezil olup gitmemiş miydi? Ne yüzle geliyordu buraya? Yüzümdeki gülümseme anında silindi. "Sen ne arıyorsun burada?" dedim, sesim sert çıkmıştı.

Nehir hiç oralı olmadı, sırıttı. "Hadi ama Yiğit. Ceren'i sevmediğini biliyorum. Bana inat onunla birliktesin, değil mi?"

Kafayı mı yemişti bu kız? "Ne saçmalıyorsun? Tabii ki seviyorum Ceren'i."

"Sen hâlâ beni seviyorsun, biliyorum" dedi, bir adım daha yaklaşarak.

Geri çekildim. "Benim gözüm Ceren'den başka kimseyi görmüyor. Sen kafayı mı yedin sen?"

Nehir lafını kesmeye çalışıyordu, kendini öne atıp bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Tam ona haddini bildirecektim ki, tam arkamdan bir ses duydum.

"Yiğit."

Arkamı döndüm. Ceren gelmişti. Nehir'i ve beni karşısında görmüştü. Yüzünde bir ifade vardı ama ne olduğunu çözemedim. Bir saniye bile beklemeden, Nehir'i tamamen görmezden gelerek ona doğru gittim. Hemen sıkıca sarıldım ve dudağına bir buse kondurdum.

Nehir arkamızdan sinirli bir şekilde homurdandı, topuklarını yere vura vura çıktı gitti. Kapı çarptı.

Ceren bana bakıyordu. Gözlerini kısmıştı. Sonra birden eli havaya kalktı ve ŞAK diye bir ses yankılandı. Yanağımda bir sıcaklık hissettim. Tokat yemiştim. Ceren'den.

Şok olmuştum. Ama daha ne olduğunu anlayamadan Ceren ellerini yüzüme koydu ve beni öptü. Bu kız hem melek gibi hem de harbiydi. Ve ben ona deliler gibi aşıktım. Yanağım hâlâ sızlıyordu ama sikimde bile değildi.

"Bir açıklama bekliyorum" dedi Ceren, gözlerinin içine bakarak.

"Tabi" dedim, hâlâ yanağımı tutarak.

"Evet."

"Ben seni bekliyordum. Birden kapı çaldı. Ben de sen sandım. Ama Nehir gelmiş. Salak saçma konuşuyordu. Sonra sen geldin. Hoş geldin."

Ceren bir süre yüzüme baktı. Sonra yavaşça gülümsedi. "Sana inanıyorum, Yiğit Karaca bey."

"Yiğit sana kurban olsun."

"Seni seviyorum" dedi.

"Ben de seni seviyorum, gülüm."

"Zaten sevmeden seni öldürürüm" dedi, gülerek.

İçeri geçelim mi diye sordum. "Olur, geçelim Yiğit Karaca bey" dedi.

Ceren'i zor ikna edip içeri soktum. Kapıdan adımını attığı an donup kaldı. Böyle bir şey beklemiyordu. Gözleri fal taşı gibi açıldı. Masaya baktı. En sevdiği yemekler... Yaprak sarması, zeytinyağlı, mantı, fırında tavuk kanat ve en çok sevdiği pilav. Masanın ortasında kocaman bir mavi gül buketi, etrafta kalp şeklinde kırmızı balonlar. Ceren büyülenmiş gibi etrafına bakıyordu. İçimden "Umarım beğenir" diye geçirdim.

Birden bana döndü. "Yiğit... bunların hepsini sen mi yaptın?"

"Evet, ben yaptım. Umarım beğenirsin. Yani elimden geldiği kadarıyla yapabildim. Özür dilerim, belki sana layık değildir ama..."

Tam konuşmama devam ediyordum ki Ceren birden üzerime atladı. Sıkıca sarıldı. "Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim" diye fısıldadı boynuma.

Ben de ona sıkıca sarıldım. Kokusu, sıcaklığı... Hayatımda hissettiğim en güzel şeydi. O an her şey mükemmeldi. Ama tabii ki, ne kadar güzel bir şey varsa illa onu bozan bir şeyler de vardı.

Kapı bir anda açıldı.

İçeriye kardeşim Eda girdi. 8 yaşındaki velet. Normalde annemlerle parka gidecekti, sanırım erken dönmüşlerdi. Ama sorun Eda değildi. Sorun, Eda'nın arkasından gelenlerdi.

Annem Zümrüt, babam Hasan, abim Mert, ablam Yeşim... Hepsi kapının önünde duruyordu ve evin içi bu haldeydi. Kollarımın arasında Ceren vardı.

Bittim. Kesinlikle bittim.

Annemler beni her gün ders çalışıyor sanarken, ben şimdi evin ortasında kızla sarmaş dolaştım. Bu çok kötü bir şey. Yani şimdi annemlere nasıl açıklayacağım? Hiçbir şey bilmiyorum. En kötüsü de anneme ne diyeceğim?

Annem kötü biri değil, benim sevgili yapmamı istemiyor da değil. Ama yıllardır evde sadece ders hakkında konuşan biri, yıllar sonra ilk defa bir kızla kol kola. Bu annemin hayali gibi ama bir yandan da şoku atlatması lazım.

Bittim ben. Acaba anneme ne desem? Yalan mı atsam? Yoksa gerçeği mi söylesem? Gerçek tamamen şu: "Anne, okulda bir kız vardı, bana aşıktı. İki yıldır peşimden koşuyordu. İşte şu an benim koynumda olan Ceren." desem ne der?

Tam bu düşüncelerle kıvranırken, Ceren benim omzumun üzerinden ailemi gördü. Benden hızlı toparlandı. Hemen arkamdan çıktı, elbisesini düzeltti. Yüzü pancar gibi kızarmıştı. Ama yine de o cesur Ceren gitmemişti.

Annem önce bana baktı, sonra Ceren'e. Sonra tekrar bana. Gözlerini kıstı.

"Yiğit" dedi annem, sesi sakin ama buz gibi. "Bunun açıklaması ne?"

Ablam Yeşim arkadan sırıtıyordu. Mert ise gözlerini devirip "Sonunda yakalandın" der gibi bakıyordu. Babam elini çenesine götürmüş, sessizce izliyordu.

Ceren derin bir nefes aldı. Benim önüme geçti. Annesinin karşısına dikildi.

"Merhaba Zümrüt Hanım" dedi, sesi titremiyordu. "Ben Ceren. Yiğit'in... sevgilisi."

Annem bir an durdu. Sonra bana döndü. "Yiğit, bu doğru mu?"

Yutkundum. "Evet anne. Doğru."

"Ne zamandır?"

"Birkaç haftadır."

Annem içeri girdi, çantasını bir kenara bıraktı. "Oturun. İkiniz de. Konuşacağız."

Bittim ben.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

16okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…