24. bölüm / 24
Hayatın sonu değil2.4
Bölümler 24Şu an: 2.4
- 1 0.189 kelime
- 2 0.299 kelime
- 3 0.3119 kelime
- 4 0.475 kelime
- 5 0.561 kelime
- 6 0.6596 kelime
- 7 0.7269 kelime
- 8 0.8817 kelime
- 9 0.91.240 kelime
- 10 0.10841 kelime
- 11 1.11.449 kelime
- 12 1.21.103 kelime
- 13 1.31.126 kelime
- 14 1.4201 kelime
- 15 1.5184 kelime
- 16 1.6748 kelime
- 17 1.7484 kelime
- 18 1.8508 kelime
- 19 1.9674 kelime
- 20 1.10780 kelime
- 21 2.1801 kelime
- 22 2.2789 kelime
- 23 2.3701 kelime
- 24 2.4888 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah okula gitmek için evden çıktım. Annem kapıdan "Derslerine iyi çalış" dedi, "Tamam" dedim. Ama okula gitmedim. Bir haftadır uzaklaştırma almıştım, okulun kapısından içeri giremiyordum. Ailemin bundan haberi yoktu. Ne yapacağımı bilmiyordum. Vallahi bak, annem öğrenirse beni evlatlıktan reddeder. Babam zaten sınav stresiyle yanıp tutuşuyor, bir de uzaklaştırma aldığımı duysa kafayı yer. Bu bir haftayı ailem öğrenmeden atlatmam lazım. Hem de nasıl atlatacağım? Her sabah okula gidiyormuş gibi evden çıkıp, akşama kadar kütüphanede pinekleyeceğim. Tabii önce sınavlara çalışmam lazım. Matematik, Türkçe, fizik, kimya... Sayısaldan gireceğim için fizik ve kimya benim için çok önemli. Kütüphaneye gitmek için yola çıktım. Yürürken içimden dua ediyorum, Allah yardımcım olsun bana ve sınav çalışan herkese.
Kütüphaneye vardım. İçeri girdim, sessiz bir köşe buldum. Masaya oturdum, çantadan kitapları çıkardım. Ama bir türlü odaklanamıyorum. Gözüm sürekli telefonumda. Ceylan Gözlüm ne yapıyordur acaba? Doğru, saat sekize yirmi var. Şu an derste. Ben burada oturmuş, onun derste olmasını düşünüyorum.
Onu tanıdığım günden beri hep aynı şarkı gibi hissediyorum. Oğuzhan Koç'un "Heyecandan" şarkısı. Resmen benim halim.
Kelebekler uçtu başımdan, takılınca bana bir de oturunca yanıma sen...
Kulaklığımı taktım, şarkıyı açtım. Kütüphanede sessizce dinliyorum. Gözlerim kitabın sayfasında ama aklım bir karış havada.
Ölmem inşallah heyecandan, öpmem inşallah dudağından, sevmezsen eyvah...
Kafamı salladım. "Saçmalama Yiğit" dedim kendi kendime. Daha yeni sevgili oldunuz, ne öpmesi, ne dudağı. Ama işte elimde değil. Ceren'in yüzü gözümün önünden gitmiyor. Dün akşamki o tokası... Küçük Eda'nın verdiği şans tokası. Ceren'in saçında mı acaba şimdi? Kütüphanede telefonu elime aldım. WhatsApp'ı açtım. Ceren'e yazsam mı? Ama dersin ortasında, telefonu elinde olamaz ki. Sırada, derste... Belki tenefüste görür.
Yazdım, sildim. Bir daha yazdım, yine sildim. En sonunda kısa bir şey yazdım.
Yiğit: Kütüphanedeyim. Ders çalışıyorum, sözde.
Gönderdim. Ekrana baktım. "Çevrimiçi" değil. Tabii ki. Derste.
Kütüphanede bir süre oturdum. Önümdeki kitaba baktım ama harfler birbirine girmişti. Tam o sırada telefon titredi. WhatsApp'tan bir mesaj.
Ceren: Naber? Ders çalışıyor musun gerçekten?
Gülümsedim. Hemen cevap yazdım.
Yiğit: Çalışmaya çalışıyorum ama seni düşünmekten odaklanamıyorum.
Ceren: Yapma ya. Sınavın var.
Yiğit: Sınavı sen de düşünüyorsun ama.
Ceren: Alakası yok. Ben dersimi çalışıyorum, aklıma sen gelmiyorsun.
Yiğit: Yalan söylüyorsun.
Ceren: Belki :)
Yiğit: Uzaklaştırma aldığımı ailem bilmiyor. Her sabah okula gidiyormuş gibi evden çıkıyorum.
Ceren: Ciddi misin? Ne yapacaksın peki?
Yiğit: Bir hafta kütüphanede takılacağım işte. Annemlere yakalanmadan atlatmam lazım.
Ceren: Sen delisin.
Yiğit: Senin yüzünden.
Ceren: Benim yüzümden mi? Sen Berk'le kavga etmeseydin.
Yiğit: Berk'in suçu. Sen benim sevgilimsin, kime ne?
Ceren: Tamam tamam, haklısın. Sınavlara çalış, ben de tenefüslerde yazarım.
Yiğit: Tamam, Ceylan Gözlüm.
Ceren: Kolay gelsin Yiğit.
Ceren çevrimdışı oldu. Telefonu bıraktım. Kitaba döndüm. Ama ne fayda? Kafam hâlâ orada. Fizik kitabını açtım. "Kuvvet ve hareket" konusu. Ama kuvvetin hareketini düşünürken aklıma Ceren'in dün gece saçlarını nasıl kokladığım geliyordu.
Kafamı masaya vurdum. Sessizce. Kütüphane ya, ses çıkarmak yasak. Ama kafamı vurmam da bir işe yaramadı.
Telefonu bir kere daha elime aldım. Ceren'in Instagram profil fotoğrafına baktım. Yüzü, saçları, gülüşü... Nehir gibi yapmacık değil, Nehir gibi yalancı değil. O içten, o sıcak, o "ben buradayım" diyen gülüşü. İşte bu yüzden onu seviyorum.
Bir süre sonra telefonuma bir mesaj daha geldi. Bu sefer Ceren değil, Kaan'dan.
Kaan: Oğlum nerdesin sen? Okulda yoksun.
Yiğit: Kütüphanedeyim. Uzaklaştırma aldım ya.
Kaan: Haaa doğru. Unuttum. Ne yapıyorsun orada?
Yiğit: Ders çalışıyorum. Sözde.
Kaan: Hahaha. Yalan söyleme. Ceren'i düşünüyorsun değil mi?
Yiğit: Saçmalama.
Kaan: Yiğit, seni tanıyorum. Ders çalışıyor olsan telefonu eline almazdın.
Yiğit: Belki.
Kaan: Neyse. Okulda bir şey oldu mu diye soracaktım. Ama yoksun işte.
Yiğit: Ne oldu?
Kaan: Berk dün olaydan sonra bir daha konuşmadı. Ama basketbol takımından birkaç kişi hâlâ sana kıl olmuş durumda. Senin okula gelmemen iyi oldu aslında.
Yiğit: Bana bir şey yapmazlar.
Kaan: Yapmasınlar zaten. Sen bir hafta kafanı dinle. Hem Ceren'le de daha rahat görüşürsün. Okulda göz önünde olmazsın.
Yiğit: Doğru.
Kaan: Neyse, benim derse girmem lazım. Görüşürüz.
Yiğit: Görüşürüz.
Kaan da çıktı. Telefonu bıraktım. Kitaba döndüm. Bu sefer gerçekten odaklanmaya çalıştım. Bir sayfa okudum, bir soru çözdüm. Derken saat 11.00 oldu. Telefonuma bir mesaj daha.
Ceren: Tenefüsteyim. Ne yapıyorsun?
Yiğit: Fizik çalışıyorum. Kuvvet ve hareket.
Ceren: Vay be. Ciddi misin?
Yiğit: Ciddiyim. Ama aklım hâlâ sende.
Ceren: Yiğit, sınavına odaklan. Ben buradayım, kaçmıyorum.
Yiğit: Biliyorum. Ama insan sevdiğini düşünmeden edemiyor.
Ceren: Sen çok tatlısın biliyor musun?
Yiğit: Sen daha tatlısın.
Ceren: Yalakalık yapma.
Yiğit: Yapmıyorum. Gerçek.
Ceren: Neyse, benim derse girmem lazım. Sonra yazarım.
Yiğit: Tamam. Kolay gelsin.
Ceren: Sana da.
Ceren çıktı. Ben tekrar kitaba döndüm. Bu sefer daha iyi odaklandım. Öğlene kadar birkaç konu bitirdim. Öğlen arasında kütüphaneden çıktım, bir simit aldım, parkta yedim. Sonra tekrar kütüphaneye döndüm. Öğleden sonra da ders çalıştım. Kütüphane kapanana kadar oradaydım. Akşamüstü eve dönerken kendimi bir tuhaf hissettim. Sanki bir yalanın içindeymişim gibi. Ama bu yalan, sevdiğim kız için, sınavım için ve ailemin üzülmemesi içindi.
Eve gittim. Annem "Nasıl geçti okul?" dedi. "İyi" dedim. "Sınavlar yaklaşıyor, çok çalışıyorum." Babam "Aferin oğluma" dedi. Mert abim bir şey demedi ama gözlerini kıstı. Sanki bir şeyden şüpheleniyordu. Ama söylemedi.
Odama çıktım. Yatağa uzandım. Telefonu elime aldım.
Yiğit: Kütüphaneden çıktım, eve geldim.
Ceren: Nasıl geçti?
Yiğit: Fizik bitti sayılır. Ama daha kimya var.
Ceren: Yarın ne yapacaksın?
Yiğit: Yine kütüphane. Sen?
Ceren: Okul. Sonra seninle buluşabiliriz belki.
Yiğit: Olur. Kütüphanenin önünde buluşalım.
Ceren: Tamam. Saat kaçta?
Yiğit: Üçte.
Ceren: Tamam. İyi geceler Yiğit.
Yiğit: İyi geceler Ceylan Gözlüm.
Telefonu bıraktım. Gözlerimi kapattım. Bugün uzun bir gündü. Ama yarın Ceren'i görecektim. İşte bu her şeye değerdi.
Bölüm etkileşimi
