23. bölüm / 24
Hayatın sonu değil2.3
Bölümler 24Şu an: 2.3
- 1 0.189 kelime
- 2 0.299 kelime
- 3 0.3119 kelime
- 4 0.475 kelime
- 5 0.561 kelime
- 6 0.6596 kelime
- 7 0.7269 kelime
- 8 0.8817 kelime
- 9 0.91.240 kelime
- 10 0.10841 kelime
- 11 1.11.449 kelime
- 12 1.21.103 kelime
- 13 1.31.126 kelime
- 14 1.4201 kelime
- 15 1.5184 kelime
- 16 1.6748 kelime
- 17 1.7484 kelime
- 18 1.8508 kelime
- 19 1.9674 kelime
- 20 1.10780 kelime
- 21 2.1801 kelime
- 22 2.2789 kelime
- 23 2.3701 kelime · Okuduğun bölüm
- 24 2.4888 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yemek faslı bittikten sonra saat epey ilerlemişti. Zümrüt Hanım "Ceren, seni bu saatte tek başına yollamayız" dedi. Ben de "Sorun değil, taksiyle giderim" diyecektim ki Yiğit ayağa fırladı. "Ben götürürüm anne" dedi. Annesi bir şey demedi ama gözleriyle "Dikkatli ol" der gibi baktı.
Yiğit babasının arabasının anahtarını aldı. Ben kapıda beklerken, küçük Eda yanıma koştu, elime bir şey tutuşturdu. Küçük, pembe bir toka. "Bu benim şans tokam" dedi. "Sende kalsın. Abim iyi biridir, ondan korkma."
Toka elimde, gülümsedim. "Teşekkür ederim prenses. Çok naziksin." Eda güldü, koşarak içeri girdi.
Yiğit kapıyı açtı, bana yol verdi. Merdivenlerden inerken aramızda bir sessizlik vardı. Ben tokayı parmağımda çeviriyordum. Yiğit ise anahtarlarla oynuyordu. Arabanın yanına geldiğimizde kapıyı açtı, ben binene kadar bekledi. Sonra kendi tarafına geçti, arabayı çalıştırdı.
Yol boyu sessiz kaldık. Direksiyonu tutuşu gergindi, gözleri yolda ama aklı başka yerde gibiydi. Ben camdan dışarıyı izliyordum. Sinop'un akşam havası serindi, caddelerde kimse yoktu. Sessizlik beni germeye başlamıştı. Tam "Bir şey mi oldu?" diye soracaktım ki, Yiğit birden konuştu.
"Seni gidi bal böceği, kim çözecek bu bilmeceyi?"
Bir an ne olduğunu anlayamadım. Döndüm, ona baktım. Direksiyona bakıyordu ama dudağının kenarında bir gülümseme vardı. Devam etti.
"Ateşte pervane ben oldum, derdimden divane. Hele gel yine gel, bir gece vakti koynuma gel. Hey gel yine gel, bir gece vakti koynuma gel!"
Barış Manço'nun Bal Böceği şarkısıydı. O söylerken sesini biraz kalınlaştırmış, sanki ciddi bir şey söylüyormuş gibi yapmıştı. Ama o kadar komikti ki, kendimi tutamadım. Kahkahayı bastım.
"Yiğit!" dedim, gülmekten karnım ağrımıştı. "Ne alakası var şimdi bu şarkının?"
Yiğit de gülmeye başladı. "Bilmem. Aklıma geldi. Hem sana 'Ceylan Gözlüm' diyorum ya, bir de bal böceği diyeyim dedim."
"Sen gerçekten manyaksın."
"Senin yüzünden."
Gülüşürken arabanın içi ısınmıştı. Sessizlik gitmiş, yerini o tanıdık, rahat sohbete bırakmıştı. Tam rahatlamıştım ki, birden telefonumun ekranı yandı.
Cebimden çıkardım, baktım. Instagram'dan mesaj gelmişti. Gönderen: Nehir.
Bir an durakladım. Ekranı Yiğit'e doğru çevirdim. O da bir an baktı, sonra gözlerini kapatıp kaşlarını yukarı kaldırdı. Derin bir nefes aldı. Direksiyonu daha sıkı kavradı.
"Oku" dedi, sesi sakin çıkmaya çalışıyordu ama sinirli olduğu belliydi.
Telefonu açtım. Mesajları tek tek okudum.
Saat 19.02
Nehir: selam
Saat 19.02
Nehir: nasılsın?
Saat 19.03
Nehir: Ceren yanında değil mi? O cadı yüzünden cevap vermiyorsun
Saat 19.04
Nehir: Evet kesin o yanında. Of ne zaman gidecek?
Okumayı bitirdiğimde içimden bir şeyler yükseldi. Nehir hâlâ peşini bırakmamıştı. Ama bu sefer benim yanımdaydı. Ve ben bu kıza pabuç bırakmayacaktım. Hiçbir şey söylemeden ekranda Nehir'in profil fotoğrafına bastım. Sağ üstteki üç noktaya dokundum. "Engelle" seçeneğine tıkladım.
Ekranda o yazı belirdi:
(Bir kişiyi engellediniz. Engeli kaldırmak için alttaki butona dokunun.)
Telefonu kapattım. Yiğit'e döndüm.
Yiğit bana baktı. Yüzündeki o gerginlik gitmiş, yerini hafif bir gülümsemeye bırakmıştı.
"Engelledin mi?" dedi.
"Engelledim."
"İyi yaptın."
"Biliyorum."
Bir an sustuk. Sonra Yiğit'in eli direksiyondan ayrıldı, benim elimi buldu. Sıkıca tuttu. "Teşekkür ederim" dedi, sesi fısıltı gibiydi.
"Rica ederim."
Yolun geri kalanında sessizlik vardı ama bu sefer rahatsız edici değildi. Yiğit'in eli hâlâ elimi tutuyordu. Araba evimin önüne geldiğinde yavaşladı, durdu.
Yiğit moturu kapattı. Bana döndü. "Yarın okulda görüşür müyüz?"
"Görüşürüz. Hem benim bir hafta uzaklaştırmam yok, ben okuldayım."
Yiğit güldü. "Ben de okula gelirim. Belki kapıdan içeri giremem ama bahçede seni beklerim."
"Bekle. Gelirim."
Elimi bırakmadı. Bir an bana baktı. Sonra eğildi, alnımdan öptü. "İyi geceler, Ceylan Gözlüm."
"İyi geceler, Yiğit."
Arabadan indim. Kapıyı kapattım. Yiğit camı açtı, el salladı. Ben de salladım. Araba yavaşça uzaklaştı. Ben apartmanın kapısına yürürken, telefonum tekrar çaldı. Ama bu sefer Nehir değildi. Yiğit'ti.
Yiğit.karaca_1: eve girdiğinde yaz.
ceren_yilmaz_00_: tamam :)
Yiğit.karaca_1: bu arada bal böceği şarkısını unutma. bir gece vakti koynuma gel diyor.
ceren_yilmaz_00_: Yiğit Karaca, seni sapık!
Yiğit.karaca_1: şaka şaka. iyi geceler gülüm.
Kapıyı açtım, içeri girdim. Annem salonda oturuyordu. "Neredeydin bu saatte?" diye sordu. "Arkadaşlardaydım" dedim. Yalan değildi ama tüm gerçek de değildi. Odama çıktım. Üstümü değiştirdim. Yatağa uzandım.
Telefonu aldım.
ceren: eve girdim.
Yiğit: iyi. ben de sana bir şey söyleyecektim.
ceren: ne?
Yiğit: bugün hayatımın en güzel günüydü. ailem seni sevdi. nehir gitti. sen yanımdaydın.
ceren: benim için de öyleydi.
Yiğit: iyi geceler Ceylan gözlüm
ceren: iyi geceler Kara sevdam
Telefonu bıraktım. Gözlerimi kapattım. Bugün gerçekten çok uzun bir gündü. Nehir'in mesajları, engelleme, ailesiyle tanışma, Barış Manço şarkısı... Hepsi birbirine karışmıştı. Ama sonunda her şey yolundaydı. Yiğit'le birlikteydim ve bu yeterliydi.
Bölüm etkileşimi
