22. bölüm / 24
Hayatın sonu değil2.2
Bölümler 24Şu an: 2.2
- 1 0.189 kelime
- 2 0.299 kelime
- 3 0.3119 kelime
- 4 0.475 kelime
- 5 0.561 kelime
- 6 0.6596 kelime
- 7 0.7269 kelime
- 8 0.8817 kelime
- 9 0.91.240 kelime
- 10 0.10841 kelime
- 11 1.11.449 kelime
- 12 1.21.103 kelime
- 13 1.31.126 kelime
- 14 1.4201 kelime
- 15 1.5184 kelime
- 16 1.6748 kelime
- 17 1.7484 kelime
- 18 1.8508 kelime
- 19 1.9674 kelime
- 20 1.10780 kelime
- 21 2.1801 kelime
- 22 2.2789 kelime · Okuduğun bölüm
- 23 2.3701 kelime
- 24 2.4888 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Odanın ortasında dikilip kalmıştım. Karşımda Yiğit'in bütün ailesi vardı. Yüreğim ağzımda atıyordu ama dışarıya belli etmemeye çalışıyordum. Yıllardır Yiğit'i uzaktan izliyordum. Onun ailesini, kardeşlerini, ablasını, abisini... hepsini biliyordum ama ilk defa yüz yüze geliyordum. Ve ilk gelişim, resmen evin ortasında sarmaş dolaş yakalanışımızdı. Harika bir tanışma olmuştu gerçekten.
Zümrüt Hanım bize oturmamızı söyledi. Yiğit'in yanına, kanepeye iliştim. Yiğit elimi tutmak istedi ama annesinin bakışlarından çekinip vazgeçti. Ben de ellerimi dizlerimin üstünde birleştirdim. Karşımızda Zümrüt Hanım, yanında Hasan Bey oturuyordu. Ablası Yeşim ve abisi Mert de ayakta duruyor, bizi izliyorlardı. Küçük prenses Eda ise annesinin kucağına tırmanmış, bana merakla bakıyordu.
Zümrüt Hanım derin bir nefes aldı. "Yiğit" dedi. "Anlat bakalım. Bu kız kim?"
Yiğit yutkundu. "Anne, ben... Ceren. Ceren Yılmaz. 11. sınıfta okuyor."
"Ne zamandır tanışıyorsunuz?"
Yiğit bir an durdu. Bana baktı. Ben başımı hafifçe salladım, "Gerçeği söyle" der gibi. Yiğit omuzlarını dikleştirdi. "Aslında... iki yıldır beni tanıyormuş. Ama biz birkaç haftadır konuşuyoruz. Yeni yani."
Hasan Bey kaşlarını çattı. Ellerini kavuşturmuş, sert bir ifadeyle bize bakıyordu. "Yeni mi? Yiğit, sen bu sene üniversite sınavına gireceksin. Derslerin ne olacak? Sınavın ne olacak? Bir kızla uğraşacak vaktin var mı senin?"
Yiğit başını öne eğdi. "Baba, ben derslerimi aksatmıyorum ki."
"Aksatmıyor musun? Geçen hafta deneme sınavından kaç aldın?"
Yiğit cevap veremedi. Hasan Bey'in sesi yükseldi. "Gördün mü? Ben sana demedim mi? Derslerine odaklanman gerekiyor. Senin yaşında birinin aklı fikri sınavda olmalı. Aşk meşk işleri sonra gelir."
İçimden bir şeyler koptu. Yiğit'in boynu bükülmüştü. Benim yüzümden azar işitiyordu. Dayanamadım. "Hasan Beyefendi" dedim.
Herkes bana baktı. Hasan Bey'in bakışları sertleşti. "Buyurun?"
"Özür dilerim, sözünüzü kestim ama... Yiğit gerçekten çok çalışıyor. Ben onun derslerini hiç aksattığını görmedim. Aksine, onun bu kadar disiplinli olması beni çok etkiledi. Ben onun ders çalışmasına engel olmam, hatta destek olurum."
Hasan Bey bir an durdu. Yüzündeki sert ifade biraz olsun yumuşadı ama yine de "Bak kızım" dedi. "Sen daha gençsin. Bu işler öyle kolay değil. Biz Yiğit'in geleceğini düşünüyoruz."
Tam o sırada Zümrüt Hanım araya girdi. "Hasan, bir dur ya."
Hasan Bey karısına döndü. "Ne oldu?"
Zümrüt Hanım bize baktı. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. "Senelerdir bu çocuğun sadece ders çalışmasından şikayet ediyordun. 'Bu çocuk hiçbir şeye karışmıyor, bir arkadaşı bile yok' diyordun. Şimdi bak, eli yüzü düzgün bir kızla gelmiş. Üstelik kız onu savunuyor. Ne güzel işte."
Hasan Bey "Ama Zümrüt..." diye itiraz etti.
"Yok ama falan. Ben biliyorum bu çocuğu. Yiğit söz verdiği zaman tutar. Derslerini de aksatmayacaksa, neden olmasın?"
Hasan Bey homurdandı. "Peki. Ama sınav sonuçlarına bakacağım. Eğer bir düşüş olursa, bu iş biter."
Yiğit hemen atladı. "Tamam baba. Söz veriyorum. Sınavdan da iyi bir sonuç alacağım."
Tam o sırada abisi Mert dayanamadı. Ellerini birbirine vurdu. "Yaşasın! Sonunda!"
Herkes Mert'e baktı. Mert kocaman sırıtıyordu. "Anne, ben sana demedim mi? Bu çocuk sonunda birini bulacak diye. Hatta senelerdir o kadar ders çalışıyordu ki, kitaptan bir kız fırlayacak sanıyordum."
Zümrüt Hanım güldü. "Mert, saçmalama."
Mert devam etti. "Yok abi, ciddiyim. İlk defa eve bir kız geldi. Hem de sadece bir kız değil, hanım hanımcık bir kız. Bak, daha şimdiden Yiğit'i savunmaya başladı. Ben bu işi onaylıyorum."
Ablası Yeşim de sırıttı. "Ben de onaylıyorum. Hem Ceren çok tatlıymış."
Küçük prenses Eda birden annesinin kucağından atladı, yanıma koştu. "Sen abimin sevgilisi misin?" diye sordu.
Yüzüm kızardı. "Evet, öyleyim."
"Çok güzelmişsin" dedi. "Saçların çok yumuşak görünüyor."
Gülümsedim. "Teşekkür ederim, prenses."
Eda güldü, tekrar annesine döndü. Ortam yavaş yavaş yumuşuyordu. Hasan Bey hâlâ ciddiyetini korusa da, gözlerindeki o keskin bakış yerini daha sakin bir ifadeye bırakmıştı. Zümrüt Hanım bize bakıp gülümsüyordu. Yeşim ve Mert çoktan kendi aralarında fısıldaşmaya başlamışlardı bile.
Zümrüt Hanım kalktı. "Madem buradasınız, bari hazırladığınız yemekleri yiyelim. Yiğit, bir daha masayı kur. Ceren, sen de yardım et."
Yiğit ve ben aynı anda "Tamam" dedik. Ayağa kalktık. Yiğit mutfağa yöneldi. Ben de peşinden gidecektim ki Yeşim beni durdurdu.
"Ceren, bir saniye."
Döndüm. Yanıma yaklaştı, kulağıma fısıldadı. "Erkek kardeşimle aranda ne olduğunu anlatmak zorunda değilsin ama... Yiğit'in benden haberi var mı? Yani, Eymen'le olan ilişkimden?"
Yüzümde bir gülümseme belirdi. "Hem de çok iyi biliyor. Sizi ilk öğrendiğimde ben de çok şaşırmıştım."
Yeşim rahatlamış gibi göründü. "İyi bari. Bu akşam burada bir araya gelip bu konuyu da konuşuruz. Mert ve ben zaten Eymen'i de çağırmayı düşünüyorduk."
Gözlerim fal taşı gibi açıldı. "Gerçekten mi?"
"Evet. Aileler tanışsın artık. Ne dersin?"
Yüzümde sıcak bir gülümseme oluştu. "Harika olur."
Ablasıyla beraber mutfağa doğru yürürken, kalbimin içinde tatlı bir kıpırtı vardı. Bu aile... bu insanlar... her ne kadar ilk başta zorlu bir karşılama olsa da, sonunda beni aralarına kabul etmişlerdi. Yiğit'e baktım. Masayı kuruyordu. Elleri titriyordu ama bir yandan da kendi kendine gülümsüyordu.
Ben de yanına gittim. Koluna hafifçe vurdum. "Bak, seni hala seviyorum. Ailene ne dersen de, ben buradayım."
Yiğit başını kaldırdı. Gözleri parladı. "Gerçekten mi?"
"Gerçekten. Hem de sonsuza kadar."
Gülümsedi. "O zaman çayları koy, Ceylan Gözlüm."
Bölüm etkileşimi
