25. bölüm / 29
Han, Beni Bırakma/ MinsungAffet Beni
Bölümler 29Şu an: Affet Beni
- 1 Yeni Okul, Yeni Ortam2.200 kelime
- 2 Kim Bu "Minho"2.054 kelime
- 3 Sincap Çocuk2.328 kelime
- 4 İlk Adımlar1.958 kelime
- 5 İlk Öpücük1.451 kelime
- 6 Yanındayım Sevgilim2.506 kelime
- 7 Geçecek1.212 kelime
- 8 Biraz Eğlenelim mi?1.424 kelime
- 9 91.115 kelime
- 10 Nostalji1.491 kelime
- 11 Sen1.826 kelime
- 12 Benim Olan Benimdir1.446 kelime
- 13 Git Başımdan1.472 kelime
- 14 Deniz1.091 kelime
- 15 Ayrılmıyorum1.355 kelime
- 16 Aç Gözlerini953 kelime
- 17 Kölemsin2.302 kelime
- 18 Kantindeki Çocuk1.412 kelime
- 19 Seni Seviyorum Tamam Mı!?1.389 kelime
- 20 Bilmiyorum785 kelime
- 21 Neden ki706 kelime
- 22 Soğuk1.089 kelime
- 23 Jisung Nerdesin?1.279 kelime
- 24 Jisung Kayıp866 kelime
- 25 Affet Beni1.717 kelime · Okuduğun bölüm
- 26 Han, Beni Bırakma847 kelime
- 27 Özür dilerim884 kelime
- 28 Sıcak Aile Ortamı648 kelime
- 29 Evlilik (F)2.036 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Valla hocam, o adamı görünce benim aklım çıktı yani."
Evet, diğer gün attığımız yalan baba diyemediğim adamı görmem ve beni tehdit ettiğini söylemekti. Yalandı ama görseydim de pek değişik bir şey olur muydu, sanmam. Ortaya çıkmaması yeterdi benim için.
"Bir anda da annenide senide bir güzel... Gerisini anladınız hocam. Öylede diyince hemen bastım kaçtım yani." Müdür kafasını sallayıp yere bakarak düşünüyordu.
"Tamam evladım, baban hakkında bşr şey yapamayacağımızı biliyorsun ama güvenliği arttıracağım." Aha, ya polise gidip öyle böyle derlerse? Sıçarız.
"Hocam şey, bu burda kalsa olur mu? Malum, söylediğimi öğrenirse hiç hoş şeyler yaşanmaz." Müdür kafasını salladı.
"Tamam Jisung, çıkabilirsiniz." Minho ile hızla kendimizi dışarı attık.
"O neydi ya!" Fısıltıya geçtim, "Yalan söylemek çok zor." Yanaklarımı sıkıp beni onayladı. Yanaklarıma zaafı var diye yorumladım?
Bu arada, tüm her şeyi bizimkilere anlatmıştık. Bana kızsalarda olduğum durumu bikdikleri için üstelememişlerdi. Bu arada onlar sayesinde baya alışmıştım okula, içe kapanık olan halimden neredeyse eser kalmamıştı.
"Ee, ders başlayacak, gidelim bence." Minho beni onaylayınca hemen bir üsy kata koştuk ve sınıfa girdik. Hafif yorgunluk maskemi taktım, sınıftakilere dün güzel şeyler yaşanmamış hissini verdim yerime geçerken. Dün kendi isteğimle kaçtığımı öğrenseler, birlik olarak sikerlerdi...
"Min min, uyuyacağım ben. Önemli bir şey olursa uyandır beni." Saçlarımı sevgiyle okşadı, "Tamam birtanem." Gülümseyip kafamı sıraya koydum, saçlarımı okşamaya devam etmesi gözümden kaçmamıştı.
Hangi duamın kabulüsün ulan adam?
Tabii ki hoca geldiği ve ders anlatmaya başladığı gibi -ninni söylemek desem daha doğru olur- uykuya dalmıştım. Dayanıp dinlemek elde değildi. Kim olsa dayanamaz bu coğrafyacının anlatımına.
Öğle arasında gözlerimi araladım. O kadar uyumuş muyum cidden?
Yanıma baktığımda Minhonun kalkmış olduğunu gördüm. Seungmin ve Jeongin sınıfa gelmiş, Felix ile konuşuyorlardı. Adımlarımı onlara yönlendirdim.
"Ooo jis, kış uykun bitti mi?" Felix gülerek söylemiş ve yanında yer açmıştı. Oturdum.
"Cidden öldün sandım bir ara. O nasıl bir uyku oğlum?" Seungmin ve Jeonginde onu onayladı.
"Ben yattım mı iyi yatarım, 24 saat boyunca uyuyabilirim." Uykudan kalkmış olduğum için sesim kalındı.
"Zombi olmuş bu." Seungminin dediğine güldük üçümüzde.
"Minho nerde lan?" Aklıma gelen soruyu sormuştum.
"Hyunjinle çıkmıştı en son." Kafamı sallayıp kaldığımız yerden devam ettim.
"Ben bir tuvalete gideyim." Sıradan kalktım, Jeongin tarafından götüme bir şaplak yedim.
"Lan!"
"Hyung çok vurasım gelmişti. Üzgünüm." Gülüp sınıftan çıktım. Şanslıydım ki öğle arası yeni başlamıştı kalktığımda, bu yüzden bolca zamanım vardı. Merdivenlerden inip istediğim yere ulaştım. Elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmeye çalışırken aynada arkamda gördüğüm tanıdık silüet yüzümü gülümsetti.
"Sonunda uyanmışsın." Boynumu öpüp gülümsedi o da. Kollarını belime sarmıştı bile.
"Hm hm." Arkamı dönüp küçük bir öpücük çaldın dudaklarından.
"Bu kadar tatlı olmak zorunda mısın?" Gülüp iyice sarılmıştık birbirimize.
"Yakalanacağız şimdi, sen sınıfa çık bende kantine uğrayıp hemen geleceğim." Kafasını sallayıp saçlarımı karıştırdı, arasına son bir öpücük bıraktıktan sonra sınıfa doğru gitti.
Evet, birbirimizi öpmeyi çok seviyorduk. Çoğu kişiye yapış yapış, iğrenç gelsede bizim sevgi dilimiz öpmekti.
Çıkıp aşağı indim yine, Changbin ve Hyunjini kantinde gördüğümde yanlarına oturmaya gittim biraz. Ne de olsa zaman fazlaydı.
"Ooo, keyifler yerinde ha?" Sandalyeyi çekip oturmamla dikkatlerini bana verdiler.
"Evet bay sincap hazretleri. Ne istiyorsunuz? Bay Minho götünüze tekmeyi koydu mu?" Changbin ve mükemmel esprileri.
"Kırıcı." Oturduğum yerde dikleştim.
"Eee Hyun? Senden naber?" Hyunjinde ters bakışlarını bana gönderdi.
"Hayırdır ya? Anlaştınız mı Jisungu dışlayacağız diye?" Ortam gerildi. Gerim gerim gerildi. Hyunjin ve Changbin aralarında bakışırken olanları anlamaya çalışıyordum.
"Sadece dünden sonra nasıl hiç bir şey yokmuş gibi davranmana kırıldık. En azından iyiyim diye kısacık bir mesaj bile yazabilirdin. Aklımızda neler kurduk haberin var mı?" Hyunjinin açıklamasıyla bakışlarımı onlardan yere indirdim.
"O durumda siz olsaydınız bana hak verirdiniz, her şeyin birikmesiyle patladım ve kimseyle konuşmamak, ortadan kalkmak istedim. Ama haklısınız, yaptığım yanlıştı. Sizi meraklandırıp endişelendirdim." Halimizi soran yok anasını satayım. Anca endişelendik cart curt.
"Jisung, 'tamam haklısınız arkadaşlar, yanlıştım yapmamam gerekirdi' diyerek geçiştiriyorsun sadece. Seni bulmak için tüm herkesin olduğu bir grup bile açtık. Chan hyunga kadar haber verdik. Uzakta olduğu için hiç bir şey yapamıyordu ve o da üzüntüden mahvoldu. Sen hâlâ burda... Neyse." Ciddi ciddi beni karşılarına alıp tartışıyorlardı cidden. İkiside "baba" Konusunu bilmiyordu tabii.
"Söylesenize o zaman, her şeyinize karşı çıkıp sizi evlat yerine koymayan, dövmekten beter eden, öldürmek isteyen ve bunu yüzünüze utanmadan söyleyen, gerçekten ölmeye yalvartan, hapse girip parası sayesinde yatmadan çıkan bir adamın yakanızda olduğunu? Üstelik ona 'baba' demek zorunda olduğunuzu? Düşünsenize sadece ilişkin bir erkekle olduğu için ayırmaya çalışan, bir kişiyi seçmen için darlayan, baba demek zorunda olduğunuz caninin korkusundan kaçan bir anneniz olduğunu? Ortaokulda, seni canımdan çok seviyorum diyip gözünün önünde başka biriyle aldatan eski bir erkek atkadaşınızın olduğunu, üstelik en çok sevinmem gereken gün olan mezuniyette gözüme soka soka yaptığını? Düşünsenize? Ve şuanda arkadaşlarının sizi böyle karşısına aldığını? Siz ne isterdiniz acaba? Hâlâ gülüp oynayıp, arkadaşlarınızla eğlenip, hiç bir şey olmamış gibi davranabilir miydiniz? yaşamak ister miydiniz? Biraz bunları düşünüp üstüme öyle gelin tamam mı? Şuan kendimi bir yerlerden atsam, boğsam kendimi haklıyım lan! Haklıyım! Şuraya sadece iki laflamaya gelmiştim ya! Hayatınız güzel olduğu için sevinin biraz."
Masadan sandalyeyi hızla çekip çıkarken arkamda iki şaşkınlıktan açılmış ağız, olanları idrak edememiş iki kafa ve göz bebekleri büyümüş iki çift göz bırakmıştım. Bana da titreyen eller, dolmuş gözler ve bıkkınlık hissi kalmıştı. İkiside duydukları şeyle şoka uğramışlardı resmen, sinirlerime hakim olamadığım için bağırıp onları bu duruma soktuğum için kızdım kendime. Arkadan ismimle seslendiklerini duymuştum ama bakmak istememiştim. Hâlâ aklım onlardaydı kendi halimin farkında olsamda. O an sadece tek başıma oturmak istedim. Tek başıma hepsinin geçip gideceğini kendime söylemek istedim. Bu karanlık günlerin geride kalacağını, geleceğimin güzel olacağını düşünmek istedim. Hayata bir türlü tutunup, herşeyi halledeceğim yalanını soktum aklıma. Tek başıma, kimse olmadan. Kendimle baş başa kalıp yargılayıcı gözlerden kaçmak istedim. Kantine uğramadan okulun içine adımladım. Yaşlar gözlerimden düşmesin diye kendimi sıkarken kaç kişiye çarptığımı, daha doğrusu kaç tane yargılayıcı gamsız tipe çarptığımı saymadım. Adımlarım çatıya yöneltmiştim, bedenim beni zorla oraya ilerletiyordu. Daha kötüsüde atlamak istediğim için mi yoksa sadece sessizlik için mi oraya gittiğimi bilmiyordum.
Kapıyı hızla açıp ardımdan kapattım. Daha fazla tutamadığım yaşlarım yanaklarımdan süzüldü usulca. Sessizce ağladım esen rüzgarın eşliğinde. Geleceğim nasıl olacak, başarabilecek miyim yoksa bende dayanamayıp elenecek miyim bu alemden diye düşündüm. Sevdiğim o kadar fazla insan yoktu, şuan için güzel bir hayatımda yoktu, hiç olmamıştıda. Boktan hayatımı güzelleştiren tek şey Minho olmuştu bu güne kadar. Şuan burdan kendimi aşağı salmıyorsam hepsi onun varlığı yüzündendi, hayatımda oluşu yüzündendi. Kendi hayatım böyle iken onuda kendime benzetmek istemediğim ve arkamdan sadece ağlayarak geçireceği günler bırakmak istemediğim için dayandım o dakikalarda. Çok defa gittim en uç kısma, adımımı her geri attığımda aklımda bir tek Minhonun benden sonraki hali vardı.
Anne ve babadan umudu kestim, akraba olarak yakınlarımı yani kan bağım olan insanları zaten hiç tanımadım, hep fazlalık oldum bu hayatta. Hep ikinci plana atılan kişi değil, planda bile olmayan kişi oldum. Olmasa da olur dedikleri kişiydim, duygularımı önemsenmeyen iki insanla büyüdüm. Kavganın içinde buldum kendimi küçük yaşta. Biri zaten olmamı istemedi direkt, diğeri ise sadece bedenimi korudu yanlıştan, yaradan bereden... Kendi tatmin olmak için iyiymişim gibi gösterdi kendine beni. Duygularımı ve zihnimi, psikolojimi koruyamadı, erken zamandan kaybettim onları.
Bulutlu havaya baktım şişmiş gözlerle, belki de son nefeslerimi çektim içime. Şuan herşeyi bir dakikada bitirebilirdim. Bitirirsem, sonsuza kadar dönüşü olmazdı. Yüksektan aşağıya baktım hissizce, dümdüz bakışlarla. Eski neşeli Jisung olsaydı korkardı bu düşüncelerden, geri çekilirdi hemen. Ama şuanki Jisung, korkuya dair bir zerre bile bir şey hissetmiyordu. Hissettiğim tek korku, arkamdan biricik sevgilime bırakacağım büyük yaraların derinliğiydi. Fiziksel yaralar değil, ruhsal yaralar. Asla kapanmayacak, tekrar tekrar kanayacak yaralar. Şimdi bunu yaparsam, arkamdan bırakacağım tek miras üzüntü olacak ona. Belki güzel anılarımızı bırakacağım sadece, bir zamanlar ne kadar mutluyduk diye buruk bir gülümseme ile hatırlayacak tüm bu güzel zamanlarımızı. Fotoğraflara, videolara bakıp ağlayacak bunu yaparsam. Tüm birlikteliğimizi, hatırladıkça ne kadar güzel zamanlar geçirdiğimizi düşünüp kendini avutacak belki, sonra sadece tozlanmış anılarda kaldığımızı hatırlayıp özleyecek eski bizi. Arkamdan sadece çökmüş birini bırakacaktım yaparsam. İşte bu en son isteyeceğim şeydi. Ama şimdi burda her şeyi bitirmek ise uzun zamandan beri ilk istediğim şeydi. Karar vermek bu kadar zor muydu? Konu Minho olunca her şeyden zordu.
Düşündüm kendimce, eğer kalırsam Minhoyu ve arkadaşlarımı sadece üzeceğim ve geç olsada yine yapacağım bunu. Ama geç yaparsam daha kırık, daha üzgün bedenler bırakacağım geride. Eğer şimdi bunu yapıp bitirirsem, herkes daha kolay unutur her şeyi. Minho için aynısını diyemem, o benim gitmemin en büyük hayal kırıklığı olacak. Bir tek onun için üzüleceğim giderken. Bir tek onu böyle çaresiz bıraktığım için vicdan azabı çekeceğim son anlarımda.
Kalktım yerimden, son yolculuğuma kendi başıma adımladım. Tüm hayatımda olduğum gibi, tek başıma. En uca geldiğimde aşağıya eğildim, neşeyle gülüşen insanlar son kez gülümsetti dudaklarımı. Beni deli gibi arayan arkadaşlarımı gördüğümde ise son kez içime oturdu o yumru. Giderken son kez sevgilimin kokusunu çekebilseydim keşke ciğerlerime, keşke öpebilseydim tatlı dudaklarını. Keşke bırakmak zorunda kalmasaydım onu. Keşke her şey üst üste gelmeseydi. Keşkeler bitseydi... Son kez olmasaydı her şey. Ama kararım çoktan kendini belli ediyordu, binanın tepesinde.
Son kez geçti aklımdan en güzel anlarım, Minhoyu öperek uyandırışlarım, onunla ettiğim kahvaltılarım, onun bedenini sardığım her an, onu koklayarak öptüğüm her an, saçlarımı sevgiyle okşadığı her an... Bizim kısa bir sevgililik sürecimiz olmuştu ama ona hatırlayacak bir sürü güzel anı bırakmıştı. Yıllar geçince aklına gelecek güzel zamanlar geçirmiştik. Ben ise aklımı şuandan itibaren kapatmak için dikiliyordum burda.
"Affet beni güzel sevgilim, affet beni Minho, affet beni... "
Yüzüme buruk bir gülümseme yerleştirip gözlerimi kapattım, kollarımı iki yana açıp göğsümü gerdim rüzgara, son kez. Şimdiye kadar aldığım en özgür nefesi çektim içime. Kendimi aşağıya bırakırken, son düşündüğüm şey biricik sevgilim, Minho idi.
Affet beni sevgilim, böyle olsun istemezdim..
Aşağıdan duyulan bağırışlara sağır oldum. Tüm herkesin orda toplandığına emindim ama açmadım gözlerimi. Hyunjin ve Changbin yüzünden değildi şuan burda dikilmem, her şeyin birikmesi ve artık kaldıramamamdı. Huzuru düşünerek göçmek istiyordum hayattan.
Öyle de yaptım, Minhoyu ve güzel anılarımızı düşünerek binadan aşağıya saldım bedenimi.
Arkamdan gerçek anlamda duyduğum son şey, o tanıdık sesin "Jisung!" Diye acı bağırışıydı.
Ya da ben duyduğum son şey olduğunu düşünüyordum.
~~~~
Ciddi aglicam simdi ya
Ama durun bak daha belirsiz olanlar öldu demedim kendini atti dedim!?!?!?
Bulutlu havaya baktım bir süre, belkide son nefeslerimi çektim içime. Aklımda sadece kalmalı mıyım yoksa gitmeli miyim sorusu döndü. Sadece bir dakikada her şeyi bitirebilirdim, ama bitirirsem sonsuza dek dönüşü olmayacaktı. Yüksekten aşağıya baktım, korkmam gerekirdi benim ordan. Eski neşeli Jisungun korkması gerekirdi bu düşüncelerden. Ama şuan atlamanın korkusunu bir zerre bile hissetmiyordum. Tek korktuğum arkamda bırakacağım büyük yaralardı. Fiziksel değil, ruhsal yaralar, sevgilime bırakacağım büyük yaralar. Asla istemeyeceği bir miras bırakırdım yaparsam. Her şeyden kurtulursam, Minho kurtulamaz vicdan azabından.
Bölüm etkileşimi
