2.Bölüm

Vaveyla Yazarı: Elis’a Corner

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 2.Bölüm

GECENİN FISILTISI
Gece, insanın düşüncelerini olduğundan daha yüksek sesle duyduğu bir zamandı.Gündüzleri çevremdeki sesler düşüncelerimi bastırıyordu. İnsanların konuşmaları, arabaların sesi, kapıların açılıp kapanması, uzaktan gelen kahkahalar… Her şey zihnimi başka yerlere sürüklüyordu.Ama gece olduğunda bunların hiçbiri yoktu.Geriye yalnızca ben kalıyordum.Ve düşüncelerim.O gece de yatağımda oturmuş, tavana bakıyordum.Uyumam gerekiyordu.Bunu biliyordum.Ama gözlerimi her kapattığımda aynı şey aklıma geliyordu.O an.O bakış.Ve duyduğum o garip his.Sanki bir şey bana çok yakındı.Ama ne olduğunu göremiyordum.Yorganı biraz daha üzerime çektim.“Abartıyorsun,” diye fısıldadım kendi kendime.Sesim odanın içinde kayboldu.Bir süre tavana bakmaya devam ettim.Sonra saatime baktım.Gece yarısını çoktan geçmişti.Telefonumu komodinin üzerine bırakıp tekrar uzandım.Tam gözlerimi kapatmıştım ki…Tık.Gözlerimi açtım.Sessizlik.Birkaç saniye bekledim.Sonra tekrar duydum.Tık… tık.Bu kez ses daha belirgindi.Pencereden geliyordu.Yatağımın üzerinde doğruldum.Kalbim biraz daha hızlı atmaya başlamıştı.Pencereye baktım.Perdeler kapalıydı.Odanın ışığı açıktı ve pencerenin önündeki perde hafifçe hareket ediyordu.“Rüzgârdır.”Bunu söylerken bile kendi sesime inanmadığımı fark ettim.Yavaşça yataktan kalktım.Ayaklarım yere değdiğinde soğukluğu hissettim.Pencereye doğru birkaç adım attım.Elimi perdeye uzattım.Bir an durdum.Sonra perdeyi araladım.Dışarı baktım.Bahçe karanlıktı.Ay gökyüzünde oldukça yüksekteydi. Solgun ışığı bahçenin bir kısmını aydınlatıyordu.Eski ağaç her zamanki yerinde duruyordu.Dallarını rüzgâr sallıyordu.Başka hiçbir şey yoktu.“Gördün mü?” diye mırıldandım.Tam perdeyi kapatacaktım ki bir şey dikkatimi çekti.Ağacın gövdesinde garip bir iz vardı.Kaşlarımı çattım.Daha önce orada olduğuna emin değildim.Pencereye biraz daha yaklaştım.İz, basit bir çizik değildi.Bir sembole benziyordu.Yuvarlak bir şeklin içinden geçen birkaç çizgi…Ve tam ortasında küçük bir nokta.Sanki biri ağacın gövdesine bilerek kazımıştı.Elimi cama dayadım.“Bu da ne?”Sembolü daha iyi görebilmek için biraz eğildim.O anda…Tık.Geri çekildim.Ses yine gelmişti.Ama bu kez pencereden değil.Arkamdan.Yavaşça döndüm.Odam boştu.Dolap.Masa.Yatak.Sandalye.Hepsi yerindeydi.Bir süre hiçbir şey yapmadan odanın ortasında durdum.Sonra derin bir nefes aldım.“Tamam.”Kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum.“Bugün çok fazla şey düşündün.”Pencereye tekrar baktım.Perdeyi kapattım.Yatağıma döndüm.Telefonumu elime aldım.Ekranı açtığımda saat 00.47 yazıyordu.Tam telefonu bırakacakken ekranın üst kısmında bir bildirim belirdi.Bilinmeyen numara.Bir mesaj.Mesajı açmadan önce birkaç saniye bekledim.Sonra dokundum.Ekranda yalnızca üç kelime vardı.“Onu arama.”Kaşlarımı çattım.“Ne?”Mesajı tekrar okudum.Onu arama.Kimi?Telefonu elimde tutarken yeni bir mesaj geldi.Bu kez yalnızca iki kelime:“Henüz değil.”Kalbim hızlandı.Parmaklarım ekranın üzerinde donup kaldı.Numarayı aramak istedim.Tam arama tuşuna basacakken üçüncü mesaj geldi.“Pencereye bakma.”Elim havada kaldı.İçimde tuhaf bir merak oluştu.İlk düşüncem pencereye bakmamak oldu.İkinci düşüncem ise…Neden bakmamam gerektiğini öğrenmekti.Gözlerim yavaşça pencereye kaydı.Perde hâlâ kapalıydı.Ama…Perdenin arkasında bir gölge vardı.Donup kaldım.Gölge hareket etmiyordu.Bir insanın gölgesine benziyordu.Nefesimi tuttum.Bir adım geriye gittim.Gölge de hareket etti.Ama bu kez…Perdeyle birlikte.Bir anlığına bunun yalnızca ağacın gölgesi olduğunu düşündüm.Sonra gölge kayboldu.Telefonum tekrar titredi.Bu kez bir fotoğraf gelmişti.Mesajı açtım.Fotoğrafta benim odam vardı.Yatağım.Masa.Pencere.Ve…Ben.Fotoğraf birkaç dakika önce çekilmişti.Bunu anlamak zor değildi.Çünkü üzerimdeki kıyafetler fotoğrafta da aynıydı.Telefon elimden kayacak gibi oldu.Fotoğrafın nereden çekildiğini anlamaya çalıştım.Pencereden değildi.Kapıdan da değildi.Fotoğraf sanki…Odanın içinden çekilmişti.Biri odamdaymış gibi.Başımı yavaşça çevirdim.Odanın her köşesine baktım.Kimse yoktu.Dolabın kapağı kapalıydı.Yatağın altına bakmayı bile düşünmedim.Çünkü bunu yaparsam gerçekten korkmaya başlayacağımı biliyordum.Telefonu yatağın üzerine bıraktım.Bir süre hareketsiz kaldım.Sonra koridordan bir ses geldi.Çıt.Sanki bir kapı açılmıştı.Başımı kapıya çevirdim.Kalbim hızla atıyordu.Bir ses daha.Tak.Sonra ayak sesleri.Yavaş.Düzenli.Bir…İki…Üç…Sesler benim odama doğru geliyordu.Yatağın kenarından kalktım.Kapıya baktım.Ayak sesleri durdu.Tam kapının önünde.Nefesimi tuttum.Kapının altındaki boşluktan koridorun ışığı görünüyordu.Bir gölge geçti.Sonra durdu.Kapının kolu hafifçe aşağı indi.Geri çekildim.Kapı açılmadı.Birkaç saniye geçti.Sonra dışarıdan bir fısıltı duyuldu.“Beni buldun.”Gözlerim büyüdü.Ses çok kısıktı.Ama netti.Kapıya doğru bakmaya devam ettim.“Kim var?”Cevap gelmedi.“Kim var orada?”Yine sessizlik.Bir süre sonra kapı kolu yeniden hareket etti.Bu kez kapı açıldı.Koridor boştu.Hiç kimse yoktu.Bir adım dışarı çıktım.Koridorun ışıkları yanıyordu.Ama evin geri kalanı sessizdi.“Biri varsa çık ortaya.”Sesim titriyordu.Cevap yoktu.Koridorun sonuna baktım.Orada küçük bir kâğıt vardı.Yavaşça yanına gittim.Kâğıdı yerden aldım.Üzerinde tek bir cümle yazıyordu:“Gece başladığında güneşe güvenme.”Cümleyi birkaç kez okudum.Anlamını çözmeye çalıştım.Güneşe neden güvenmeyeyim?Bu bir tehdit miydi?Yoksa bir uyarı mı?Kâğıdı çevirdim.Arkasında hiçbir şey yoktu.Tam odama dönecekken yerde başka bir şey gördüm.Küçük, eski bir anahtar.Metal kısmı kararmıştı.Sapında ise…Ağaçtaki sembol vardı.Eğilip anahtarı aldım.Soğuktu.Normalden daha soğuk.Parmaklarımın arasında çevirdim.Anahtarın neyi açtığını bilmiyordum.Ama bir şekilde bana ait olduğunu hissediyordum.Bunu neden düşündüğümü bilmiyordum.Anahtarı cebime koyup odama döndüm.Kapıyı kilitledim.Bu kez yatağıma uzanmadım.Masanın başına oturdum.Anahtarı önümdeki masaya bıraktım.Telefonumu da yanına koydum.İkisine birden bakıyordum.Bir yanda bilinmeyen numaradan gelen mesajlar.Diğer yanda sembollü anahtar.Ve bütün bunların arasında…Ben.Sabaha kadar uyuyamadım.Sabah olduğunda ilk fark ettiğim şey güneş ışığıydı.Perdelerin arasından içeri giren ışık odanın karanlığını dağıtmıştı.Gece yaşadıklarım, gündüzün gelişiyle birlikte daha saçma görünmeye başlamıştı.Belki gerçekten de çok yorulmuştum.Belki mesajları birileri şaka yapmak için göndermişti.Belki fotoğraf eskiydi.Belki…Ama masanın üzerindeki anahtar hâlâ oradaydı.Elimi uzatıp aldım.Demek ki her şey hayal değildi.Anahtarı cebime koydum.Telefonumu açtım.Gece gelen mesajlara baktım.Hiçbiri yoktu.Numara da görünmüyordu.Fotoğraf da yoktu.Ekranda yalnızca normal bildirimler vardı.Bir an telefonumu kapatıp tekrar açtım.Yine aynı.Hiçbir şey yoktu.Ama anahtar cebimdeydi.O sırada aklıma bir şey geldi.Ağacın üzerindeki sembol.Telefonumu aldım.Pencereye gittim.Perdeyi açtım.Gündüz gözüyle bahçeye baktığımda her şey çok normal görünüyordu.Ağaca yaklaştım.Sembol hâlâ oradaydı.Telefonumla fotoğrafını çektim.Sonra internette aramaya başladım.“Güneş ve gece sembolü.”“Eski semboller.”“Güneş gece işareti.”“Eski gizemli semboller.”Birçok sonuç çıktı.Ama hiçbiri aynı değildi.Tam aramayı kapatacaktım ki eski bir site karşıma çıktı.Sayfanın tasarımı bile yıllar öncesinden kalmış gibiydi.Başlıkta şu yazıyordu:Güneşin Ardındaki Gece Kalbimdeki bir an duracak gibi oldu.Başlığa tekrar baktım.Bu…Benim hikâyemdeki başlıktı.Ya da en azından kullanmak istediğim isimdi.Bu nasıl mümkün olabilirdi?Sayfayı açtım.Ekranda çok az yazı vardı.Ortada aynı sembol duruyordu.Altında ise tek bir paragraf.Okumaya başladım.“Güneş ve gece aynı yerde buluştuğunda, geçmiş tekrar hatırlanır. İşaret ortaya çıktığında seçilen kişi gerçeğin kapısını açabilir. Ancak kapı açıldığında, gece artık yalnızca gece değildir.”Boğazım düğümlendi.Sayfanın devamına baktım.Hiçbir şey yoktu.Aşağı kaydırdım.Boş.Bir daha kaydırdım.Yine boş.Sayfanın en altında küçük bir tarih vardı.15 yıl önce.Kaşlarımı çattım.Neden 15 yıl?Anahtarı cebimden çıkardım.Bir süre ona baktım.Sonra ekrana baktım.Sembol aynıydı.Birileri bu sembolü yıllar önce biliyordu.Ve şimdi…Benim karşıma çıkıyordu.Telefonum titredi.Bu kez gerçekten korktum.Ekranda bilinmeyen numara vardı.Arama.Bir süre çalmasına izin verdim.Sonra açtım.“Kim olduğunu söyle.”Karşı tarafta sessizlik vardı.“Dün gece mesajları sen mi gönderdin?”Sessizlik.“Bu sembol ne?”Yine cevap yoktu.“Beni neden takip ediyorsun?”Ses bir süre sustu.Sonra:“Takip etmiyorum.”“Öyleyse fotoğrafı kim çekti?”Ses bir süre sustu.“Fotoğrafı gördün mü?”“Evet.”“Silindi mi?”“Evet.”Karşıdaki kişi derin bir nefes aldı.“Demek seni bulmuş.”Kaşlarımı çattım.“Kim?”Cevap gelmedi.“Kim beni buldu?”“Bunu bilmen gerekmiyor.”“Bence gerekiyor.”“Hayır.”“Bana sürekli bilmemem gereken şeyleri söylüyorsun!”Sesimi yükseltmiştim.Karşıdaki kişi bir süre sessiz kaldı.Sonra çok sakin bir şekilde:“Çünkü öğrenirsen geri dönemeyeceksin.”Arama sona erdi.Telefonu elimde tutarken tek bir şey düşündüm.Geri dönemeyeceksin.Nereye?Neyden?Ve neden ben?Akşam olduğunda bütün gün boyunca yaşadıklarımı düşünmüştüm.Normal davranmaya çalıştım.Ama ne zaman bir ses duysam arkamı dönüyordum.Ne zaman telefonum titreşse kalbim hızlanıyordu.En kötüsü de artık yalnız olduğumdan emin olamıyordum.Akşam saatlerinde pencerenin önüne geçtim.Güneş yavaş yavaş batıyordu.Gökyüzündeki ışık azaldıkça bahçe kararmaya başladı.Ağaç yine oradaydı.Sembol hâlâ görünüyordu.Ama bu kez başka bir şey fark ettim.Sembolün altında küçük bir iz daha vardı.Kırmızı bir ip.Ağacın dalına bağlanmıştı.İpin ucunda küçük bir kâğıt sallanıyordu.Pencereyi açmadım.Ama kâğıdın üzerindeki yazıyı uzaktan okuyabiliyordum.“Anahtarı getirme.”Bir adım geriye çekildim.Anahtarı çıkardım.Kâğıda tekrar baktım.Sonra anahtara.Birisi benim anahtarı bulduğumu biliyordu.Ama kim?Ve neden onu götürmememi söylüyordu?Tam o sırada arkamdan bir ses geldi.Şıngır.Anahtar elimden düşmüştü.Yere eğildim.Anahtarın yanında küçük bir metal kutu vardı.Az önce orada olmadığına emindim.Kutuyu elime aldım.Üzerinde aynı sembol vardı.Kutunun kapağında ise küçük bir yazı:“Bunu açarsan artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.”Bir süre kutuya baktım.Açmalı mıydım?Açmamalı mıydım?İçimdeki merak korkumdan daha güçlüydü.Parmaklarımı kapağın kenarına koydum.Tam açacakken…Telefonum çaldı.Ekrana baktım.Bu kez numara yoktu.Sadece tek bir yazı vardı:GELİYOR.Telefon sustu.Odanın ışığı bir anda söndü.Karanlıkta kaldım.Bir saniye.İki saniye.Üç saniye.Sonra pencerenin dışından bir ses geldi.Tık.Bir kez.Sonra:Tık… tık.Aynı ses.Dün geceki ses.Pencereye bakmak istemiyordum.Ama gözlerim istemsizce oraya çevrildi.Perdenin arkasında bir gölge vardı.Bu kez çok daha yakındı.Gölge hareket etti.Sonra perde yavaşça aralandı.Ben yerimden kıpırdayamadım.Ve karanlığın içinden bir ses geldi:“Sonunda.”Ses çok sakindi.Tanıdık değildi.Ama nedense…Sanki onu daha önce duymuştum.Elimdeki kutuyu sıkıca tuttum.“Sen kimsin?”Cevap gelmedi.Gölge kayboldu.Perde tekrar kapandı.Odamın ışıkları birkaç saniye sonra yeniden yandı.Her şey normale dönmüş gibiydi.Ama yerde bir şey vardı.Küçük bir kâğıt.Titreyen ellerimle eğilip aldım.Üzerinde yalnızca şu yazıyordu:“Güneşin ardında saklanan şeyi bulmak istiyorsan, yarın saat gece yarısı eski eve gel.”Altında ise aynı sembol vardı.Ve sembolün altında tek bir harf:G.Kâğıdı elimde tutarken dışarıdaki rüzgâr yeniden yükseldi.Ağaç dalları pencereye vuruyordu.Sanki biri dışarıdan hâlâ beni izliyordu.Kutuyu masanın üzerine bıraktım.Anahtarı yanına koydum.Sonra tekrar kâğıda baktım.Eski ev.Gece yarısı.G.Bunların hiçbirinin ne anlama geldiğini bilmiyordum.Ama bir şeyi biliyordum.Artık bu hikâyeden uzak durmak kolay olmayacaktı.Çünkü biri beni çağırmıştı.Ve ilk kez…Ben de cevap vermeye karar vermiştim.O gece yatağıma uzandığımda uyumayı hiç düşünmüyordum.Masamın üzerinde duran kutuya bakıyordum.Kutunun kapağını açmamıştım.Belki de açmamam gerekiyordu.Ama içimde bir ses sürekli aynı şeyi söylüyordu:Aç.Diğer bir ses ise daha sakindi.Bekle.İki düşünce arasında kaldım.Sonunda kutuyu elime aldım.Kutunun çok küçük bir kilidi vardı.Anahtarı çıkardım.Anahtar kilide tam olarak uyuyordu.Bunu görünce ellerim titredi.Demek ki anahtarın amacı buydu.Kutuyu açmak.Ama neden?Kim hazırlamıştı?Ve nasıl olup da anahtar tam olarak benim elime geçmişti?Anahtarı kilide soktum.Bir an durdum.Sonra çevirdim.Çıt.Kilit açıldı.Kutunun kapağını yavaşça kaldırdım.İçinden eski bir fotoğraf çıktı.Fotoğrafı elime aldım.İlk başta yalnızca eski bir ev gördüm.Sonra fotoğrafın köşesine baktım.Aynı sembol oradaydı.Fotoğrafın arkasını çevirdim.Bir tarih yazıyordu.2011.Altında ise tek bir cümle vardı:“Onu bulduğunda her şeyi hatırlayacak.”Fotoğrafı elimden düşürdüm.
2011.
On beş yıl önce.Aynı tarih.Aynı sembol.Aynı gizem.Ve yarın gece gitmem gereken eski ev…Fotoğraftaki evdi.Artık bunun bir tesadüf olmadığını biliyordum.Yatağımın kenarına oturdum.Pencerenin dışına baktım.Ay yeniden yükselmişti.Bahçedeki ağaç karanlığın içinde hareketsiz duruyordu.Ama bu kez ağacın gövdesindeki sembolün yanında başka bir şey gördüm.Bir insan silueti.Uzaktaydı.Hareketsizdi.Bana bakıyor gibiydi.Gözlerimi kırptım.Siluet yok oldu.Ama bu kez korkmadım.Çünkü artık bir karar vermiştim.Yarın gece eski eve gidecektim.Kim olduğunu bilmiyordum.Beni neden çağırdığını bilmiyordum.Ve orada ne bulacağımı hiç bilmiyordum.Ama bir şeyden emindim.Bu gecenin bir sonu vardı.Ve o son…Aslında her şeyin BAŞLANGICIYDI

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.