5. bölüm · Gölgelerin Ardında

5. Bölüm: Uyanışın Ardındaki Sır

Deniz Ylmz

Gün, revirin penceresinden içeri süzülen solgun ışıkla başlıyordu. Dayra, gözlerini ikinci kez açtığında artık zihni daha netti. Duyduğu ilk ses, odadaki sessizlikti. Baran yoktu. Elini kaldırdı, yatağın kenarındaki boşluğa baktı. Soğuktu.
Bir süre sessizce tavana baktı. Zihninde yankılanan görüntüler tekrar gözünün önüne geldi: O beyaz yaratık, Baran’ın gözleri, içindeki yankılanan ses… Birbirine ait olmayan parçalar gibi ama bir şekilde hepsi bir araya geliyordu. İçinde tuhaf bir his vardı. Kalbine yerleşen bir ağırlık değil, bir tür çağrı gibi… Sanki görünmeyen bir ip onu bir yere doğru çekiyordu.
Yavaşça yatağından kalktı. Ayakta durması zor olsa da, ilerlemeye kararlıydı. Bu defa yalnız kalmak istemiyordu.Baran, eğitim alanının kenarındaki bir taş duvarın üzerine oturmuş, elleri dizlerinde, düşüncelere gömülmüştü. Vera’nın söyledikleri aklından çıkmıyordu. “Her şeyin bir zamanı var…” demişti. Peki ya o zaman neydi? Dayra’nın gördüğü görüntüler sadece birer rüya mıydı, yoksa zihinsel bağın açtığı bir kapı mı?
Yanına yaklaşan bir ayak sesiyle irkildi. Başını çevirdiğinde karşısında Vera vardı. Gözlerinde ciddi bir ifade vardı.
“Baran… Sana bir şey göstermek zorundayım,” dedi kararlı bir sesle.
Baran gözlerini kısıp ona baktı. “Şu an mı?”
Vera başını salladı. “Evet. Geciktikçe her şey daha da karmaşık olacak. Bu onunla ilgili. Dayra’yla.”
Baran tereddüt etti, sonra ayağa kalktı. “Nereye gidiyoruz?”Onlar kampın güney ucundaki tünel girişine doğru yürürken, Dayra da revirin dışına çıkmış, kampın merkezine varmıştı. İnsanlar ona şaşkınlıkla bakıyordu. Daha dün ölüm döşeğinde olan birinin bu halde yürümesi, hele ki ayağa kalkması normal değildi.
Sila hemen yanına yaklaştı.
“Dayra! Ne yapıyorsun? Dinlenmen gerektiğini söyledik!”
Dayra ona doğrudan baktı. “Baran nerede?”
Sila biraz duraksadı. “Vera’yla birlikte güney tüneline doğru gittiler.”
Dayra hiçbir şey söylemeden yürümeye devam etti.Tünel, kampın en eski yapılarından biriydi. Zamanında savunma amacıyla inşa edilmişti ama artık kullanılmıyordu. Girişte yer alan taş kapı, güçle değil, özel bir sembolle açılıyordu. Vera, cebinden küçük, parlak bir taş çıkardı. Taşı kapıya bastırdı. Kapı hafifçe titreşti ve içeri doğru açıldı.
İçeride sadece nem kokusu değil, aynı zamanda geçmişin sessizliği vardı. Baran içeri girdiğinde duvarlara kazınmış eski sembolleri gördü. Bazıları tanıdıktı. Zihin gücüyle bağlantılı olanlar… Ama bazıları tamamen yabancıydı.
Vera konuşmaya başladı.
“Burayı sadece Farklılar bilir. Ama bu bölüm… Sadece üçümüzün sırrıydı: Ben, Vera ve… Mira.”
Baran başını çevirdi. “Mira mı?”
Vera devam etti: “O burayı araştırıyordu. ‘Burası bir geçiş noktası’ diyordu. Enerji, zaman ve zihin burada birleşiyor. Ve biliyor musun? Bir keresinde burada bir şey oldu. Çok kısa bir süreliğine… geçmişe gittiğini söyledi. Ama döndüğünde farklıydı.”
Baran’ın içi ürperdi. Mira’nın adı bile hâlâ bir sızıydı.
“Ve bu ne anlama geliyor?”
Vera başını eğdi. “Dayra burada bir iz taşıyor. Mira’nın geçtiği aynı çizgiden… Ve bu iz, onun sıradan biri olmadığını gösteriyor.”
Baran’ın nefesi kesilir gibi oldu. Tam o sırada, arkalarından yankılanan bir ses duyuldu.
“Demek… her şeyi biliyordunuz.”
İkisi birden döndü. Dayra oradaydı. Gözleri doluydu, ama bu kez acıdan değil… ihanetten.
“Bana hiçbir şey söylemediniz. Ne olduğumu, neye dönüştüğümü… Beni yalnız bırakmaya karar vermişsiniz,” dedi kırgın bir sesle.
Baran hemen yanına gitti. “Hayır, Dayra. Bu seni korumak içindi. Sana zarar gelmesin diye…”
Dayra başını salladı. “Ama zarar geldi. En çok da senden geldi.”
O an ortamı bir sessizlik kapladı. Riva, ikisine de biraz mesafe vererek geri çekildi.
Baran, Dayra’nın ellerini tuttu.
“Sana yemin ederim, her şeyi anlatacağım. Ama seni kaybetmemek için bu riski göze alamadım. Seni korumak için kendimi bile kaybettim.”
Dayra, bakışlarını yere indirdi. “Ben neyim, Baran? Neden bu kadar farklı hissediyorum artık?”
Baran derin bir nefes aldı. “Sen artık sadece Dayra değilsin. Senin içindeki güç, başka bir çağrının yankısı. Belki de Mira’nın kaldığı yerden yürümeye devam edeceksin. Belki de tamamen yeni bir yol açılacak.”
Dayra, gözlerini Baran’ın gözlerine dikti. O an bir bağ kuruldu aralarında. Sessiz, ama sarsılmaz.Tam o sırada, kampın kuzey gözcüsü telsizle haber verdi:

“Komutan Serhan’a ulaşamıyoruz. Kuzey ormanından gelen sinyaller… çok güçlü bir varlığa işaret ediyor.”

Baran ve Dayra aynı anda başlarını çevirdiler. Baran gözlerini kısmıştı, Dayra ise derin bir ürperti hissetmişti.
Beyaz yaratık… O görüntü, bir işaret miydi?
Ve eğer o geliyorsa… her şey yeni başlıyordu.