29. bölüm · Gölgelerin Ardında

29. Bölüm: Gölge ve Zincir

Deniz Ylmz

Uyanış

Baran gözlerini açtığında karanlık bir odadaydı. Başının yanındaki taş zeminden nem sızıyordu, bileklerinde ince demir kelepçeler vardı. Başını kaldırmaya çalıştığında damarlarından hâlâ uyuşukluk akıyordu; iğnenin etkisi tam geçmemişti.
Kafasında yankılanan tek düşünce, gözleri kıpkırmızıya dönmüş halde Serhan’a meydan okuyan Dayra’ydı. Onun çığlığını yeniden duydu.
Dayra… Dayra’yı zindanda yalnız bıraktım.
Kapıdan ayak sesleri geldi. İki asker kapıyı açtı. Arkalarında dimdik duran Serhan göründü. Yüzünde zafer dolu bir soğukluk vardı.
“Güzel uyanmışsın,” dedi buz gibi bir sesle.“Bütün gece seni izlettim. Sen, yasaklı gücünle bu kampı mahvetmeye devam edemezsin. Şafakta seni sürgüne göndereceğim. Bu son gecen burada.”
Baran dişlerini sıktı. “Dayra’ya dokunursan—”
Serhan sertçe sözünü kesti:“Dayra’nın hali bana gösterdi ki o da artık güvenilir değil. Zindanda kalacak. Belki de sonsuza kadar.”
Baran zincirleri çekti, demir halkalar taş zemine sürtündü. “Ona asla zarar veremezsin!”
Serhan’ın dudaklarında alaycı bir gülümseme belirdi.“Bazen kader, en güçlü olanı bile zincire vurur, Baran. Senin kaderin sürgün. Onun kaderi ise çürümek.”
Arkasını dönüp ağır adımlarla çıktı. Kapı yeniden kilitlendi.

Zindanda — Dayra’nın Halüsinasyonu

Taş duvarların dibinde oturan Dayra, dizlerini göğsüne çekmişti. Göz kapakları ağırdı; zihninde kırmızı kıvılcımlar dolaşıyordu.
Bir an kendini yeniden o masmavi katmanda buldu. Ama bu kez boşluk yoktu. Karşısında siyah pelerinli bir siluet vardı. Siluet ona doğru eğildi.
“Senin gözlerin… ateşi taşıyor,” dedi boğuk bir ses.“Baran seni koruyamaz. Senin içindeki kıvılcım, eninde sonunda seni yakacak.”
Dayra, titreyen nefesiyle karşılık verdi:“Ben… onun yanındayım. O yanımdayken ışığı kaybetmem.”
Ama siluet kahkahaya benzer bir uğultuyla dağıldı. Dayra gözlerini açtığında hâlâ zindandaydı. Ellerini yumruk yaptı.Ne olursa olsun Baran’a ulaşmalıyım…

Gizemli Kız — İlk İşaret

O sırada zindanın koridorunda ayak sesleri yankılandı. Bir asker, yanında yüzünü örtmüş genç bir kızla yürüyordu. Asker öne geçti, kilidi kontrol etti.
Kız ise geride durdu. Dayra, başını kaldırdığında onun gözlerini yakalayabildi. O an, kısa bir anlık bakışta bile, Baran’ın bayılmadan önce gördüğü yüzün aynısını hissetti.
Ama kız hemen başını çevirdi. Parmaklarıyla bileğindeki siyah ip bilekliği sıktı. Dudakları kımıldadı ama ses çıkmadı.
Dayra’nın içinden bir ürperti geçti. Bu kız… kim? Neden Baran’ın yanında da belirdi?
Asker kıza dönüp, “Yürü,” dedi. Kız sessizce uzaklaştı.

Baran’ın Kararı

Gece ilerledikçe Baran’ın zihni giderek berraklaşıyordu. Zincirlerin acısını artık hissetmiyor, yalnızca Dayra’nın sesini duyuyordu.
“Baran… beni bırakma…”
O fısıltı, zincirlerden daha güçlüydü. Baran, gözlerini kapadı.Ne olursa olsun… sürgün olmayacağım. Dayra’yı orada bırakmayacağım. Bu zincirleri de, Serhan’ın kararlarını da parçalayacağım.
Demirler inledi, duvar çatırdadı. O an Baran’ın damarlarında saklı kalan güç kıpırdanmaya başladı.
Ve gecenin ortasında, zincirlerin karanlık şakırtısına gölgelerden gelen başka bir fısıltı karıştı:
“Çok yakında… yüzümü hatırlayacaksın.”
Baran gözlerini açtı. Karanlık odada yalnızdı. Ama o ses, o tanıdık ses… derinlerde bir yerden tanıyordu.