21. bölüm · Gölgelerin Ardında

21. Bölüm- Zihnin Karanlığı, Kalbin Işığı

Deniz Ylmz

Mavi…Sessizlik…Ve unutuş.
Dayra, gözlerini açtığını sandığı her anda daha da derine düşüyordu. Altherion’un sesi sürekli zihninde yankılanıyordu. Artık ona sadece fiziksel değil, zihinsel bir hapishane kurmuştu. Her şey gitgide silikleşiyordu. İsimler, sesler, anılar… Ve Baran’ın yüzü.
Ama içindeki ışık hâlâ ölmemişti.

“Baran…” diye fısıldadı.

“Sakın beni bırakma.”

Altherion, dev gibi gövdesiyle bir kez daha Dayra’nın karşısında belirdi.Yüzsüzdü ama gözlerinin olmaması onun seni göremediği anlamına gelmiyordu.Hissediyordu. Her şeyi.Dayra’nın en küçük şüphesini bile hissediyor, ona saldırıyordu.

“Bak nasıl kolay unutuyorsun.” dedi ürpertici bir sesle.

“Birkaç güne kalmaz, adını bile hatırlamayacaksın. Ne ‘Farklılar’ kalacak, ne de Baran.”

Dayra elini göğsüne bastırdı.Orada… hâlâ sıcak bir his vardı.Bir ses… bir fısıltı…

“Dayram… az dayan güzelim…”

Baran’ın sesi, bir yankı gibi yüreğini sıkıştırdı. Gözlerinden yaşlar süzülürken, içindeki güç parlamaya başladı. Teni ısındı. Altherion geri çekildi.

“Yine ışığını uyandırıyorsun. Direnmen gereksiz… Sonunda vazgeçeceksin.”

Dayra dişlerini sıktı. “Sadece Baran’ı değil… beni de unutma. Çünkü senin unuttuğun tek şey var: Ben vazgeçmem!”
Aynı Anda – Kütüphane Alt Katları

Baran, Alp’le birlikte kampın kadim kütüphanesinin en alt katına inmişti. Bu bölüm, binlerce yıldır kimsenin açmadığı eski ciltlerle doluydu. Küf kokusu, geçmişin çürüyen anılarını taşıyordu.
Baran, elleriyle eski bir sandığın kilidini kırdı. İçinden kadim yazıtlar çıktı. İçlerinden birinde altın yaldızla işlenmiş bir sembol vardı:

“Elisa’nın Gözü – Mavi Işık Diyarı”

Alp, metni yüksek sesle çevirmeye başladı:

“Gökyüzü rengindeki boyut… Sonsuz maviliğin içinden geçen ruh, kendi özüne dönmeden geri dönemez. Işığın Kadını’nın soyundan gelen kişi, bu boyutta kendini yitirdiğinde… yerine Elisa uyanacaktır.”

Baran’ın elleri titredi. “Yani… Dayra kendi benliğini tamamen kaybederse, onun bedeninde Elisa dirilecek.”
Alp başını salladı. “Ve Altherion bu yüzden bekliyor. Dayra’nın ‘teslim olmasını’. Onu öldürerek değil, unutturarak kurban edecek.”
Baran bir adım geri çekildi. “O zaman biz… onu hatırlatmalıyız.”
Alp gözlerini kısmıştı. “Ama nasıl? O boyuta geçemeyiz.”
Baran başını yavaşça kaldırdı. Gözleri karanlığa kilitlendi.

“Ben geçebilirim. Yasaklı güçlerim var. Onlarla Dayra’nın zihnine bir kez daha girerim. Bunu yaparsam sürgün yerim. Belki de tamamen yok olurum.”

“Ama o… benim her şeyim. Onu bir tanrıça için feda edemem.”

Alp bir süre sessiz kaldı. “O zaman birlikte çalışacağız. Sürgün edileceksen bile, yanında biri olacak.”
Dayra’nın Zihninde – Geçmişin Çağrısı

Dayra, tekrar mavi boşlukta yürürken aniden durdu.Karanlık maviliğin içinde küçük bir kız çocuğu beliriverdi.Saçları dalgalı, gözleri umut doluydu.Dayra, onu izledi.Küçük kız gülümsedi:

“Sen benim geleceğimdin.”

“Sen… kimsin?” diye sordu Dayra.

“Ben Elisa’yım.” dedi küçük kız.

“Ama aynı zamanda sensin. Bizim aramızdaki sınır silinmeye başladı.”

“Ya beni seçersin… ya da kendini hatırlarsın.”

Dayra dizlerinin üzerine çöktü.“Ben Dayra’yım…”“Ve hatırlayacağım. Her şeyi hatırlayacağım!”
Son Sahnede

Baran, elindeki yazıtları sıkıca kavrarken gözlerini kapadı. Yasaklı gücünü kullanmaya başladı. Vücudu sarsıldı. Gözleri bir an parladı, sonra karardı.

“Dayra… ben geliyorum…”