24. bölüm · Gölgelerin Ardında
24. Bölüm- Mavinin Kapısı
Ormanın Derinlikleri – Gece
Baran, ışık kelebeğinin peşinden yürüyordu. Adımlarının altındaki toprağın dokusu bile değişmiş gibiydi. Ağaçlar daha yüksek, gökyüzü daha karanlık ama etraf daha sessizdi. Sanki dünya nefesini tutmuştu.
Kelebek birden durdu.
Baran da durdu.
Önlerinde yıkık dökük, yosunlarla kaplı taş bir yapı vardı. Yarı gömülmüş, çökük çatılı, binlerce yıllık bir tapınağa benziyordu. Kelebek, yapının girişine kondu. Kanat çırpmayı bıraktı.
Baran yutkundu. İçgüdüsel olarak oraya adım atması gerektiğini biliyordu.Elini kapıya sürdü… Taşlar bir anda parlamaya başladı.
Kayan kapı usulca aralandı ve içeri girince Baran’ın gözleri büyüdü.
Elisa’nın Tapınağı – Zihin Katmanları Alanı
İçeride hava yoktu ama rüzgâr vardı. Işık yoktu ama her şey aydınlıktı. Duvarlarda yazıtlar, eski dillerle yazılmış semboller, kadim işaretler vardı. Tapınağın tam ortasında ise yavaşça dönen mavi bir enerji küresi…
Ve onun içinde…Dayra’nın sureti.Gözleri hâlâ bağlıydı. Elleri bedenine yapışık. Hareket etmiyor ama yaşıyordu. Enerji onun etrafında akıyor, sanki içinde bir şeyle savaşıyordu.
Baran dizlerinin üstüne çöktü. Gözleri doldu. “Dayra…”
Sonra duvarda, taşların arasından bir şey dikkatini çekti.Bir kadın tasviri. Elinde ışık küresi, başında taç vardı.
Altında sadece bir kelime:“Elisa”
Yanındaki yazı ise parçalanmış ama okunabilirdi:
“Elisa’nın soyu, ışığı taşır. Karanlık uyandığında, içinden doğan kurban onun gelişini sağlar. Ruh bedeni terk ettiğinde, Elisa yeniden doğar.”
Baran’ın gözleri kısıldı. Sarsılmıştı.
“Elisa… bu Dayra’nın atası… O yaratık Dayra’yı sadece yok etmek istemiyor. Onu… kurban etmek istiyor.”
Gözleri bir anda enerji küresine döndü. Dayra içindeydi.Zamanla yarışıyorlardı.
O sırada bir ses duydu. Kadim, boğuk bir fısıltı gibi…
“Dayra’yı almak istiyorsan… içeri girmelisin…”
Baran irkildi. Ses dışarıdan değil, zihnindendi.
Ama içeri girmek…Bu kürenin içine doğrudan zihinsel olarak bağlanmak…Yasaktı.Daha önce yaptığı şey sadece bir bağlantıydı. Ama bu, tam bir temas anlamına gelirdi. Ve geçmişte bu tür bir girişim bölgede doğal dengesizlikler yaratmıştı. Ufak depremler, enerji çöküşleri, hatta zihin çöküşleri…
Ama Baran tereddüt etmedi.
Elini küreye uzattı. Tam değecekken…
“Baran!”Arkasından Alp’in sesi geldi.
Alp nefes nefese kalmış, tapınağın kapısında belirmişti.
“Sakın yapma! Kuralları biliyorsun! Eğer girersen…”
Baran, başını hafifçe çevirdi. Gözleri doluydu ama sesinde hiç tereddüt yoktu.
“Onu burada bırakamam Alp. Bu… sadece bir görev değil. Bu… benim ruhumun yarısı.”
Ve eli, küreye değdi.
Zihinsel Giriş – Dayra’nın Ruhu
Bir anda karanlık… sonra masmavi bir ışık…
Baran gözlerini açtığında kendini gökyüzünde süzülür gibi buldu. Aşağıda sonsuz mavilik, yukarıda yıldızlar. Ve hemen ilerisinde… Dayra.
Hâlâ gözleri kapalı ama yüzü acıyla buruşmuş.
Baran ona doğru koştu. Dizlerinin üstüne çöktü. Elleriyle yanağını tuttu. “Dayra, buradayım…”
Dayra başını hafifçe çevirdi. Dudakları aralandı.
“Baran… bu yer… beni yutuyor… kim olduğumu unutuyorum…”
Baran ona daha da yaklaştı. Gözleri yaş doluydu.
“Unutma. Sen Dayra’sın. Savaşçı ruhlusun. Bizden birisin. Ve seni almadan buradan gitmeyeceğim.”
Ama o anda mavi ışık karardı. Her yer sarsıldı. Tapınakta dış dünyada da deprem başlamıştı. Enerji taşları çatlıyor, kelebek yerden havalanıp kaçıyordu.
Baran, Dayra’nın elini tuttu. Son sözünü fısıldadı:
“Ne olursa olsun… seni bulacağım. Elisa’nın gölgesi bile seni alamaz benden.”
Zihinsel Katmanda – Elisa’nın Anısı
Dayra’nın gözleri ilk kez yavaşça aralandı. Ama karşısında Baran’ı değil…bir başka kadını gördü.
Uzun, dalgalı saçları vardı. Gözleri ışık gibi parlıyordu. Giysileri altın ve beyaz tonlarındaydı. Çevresinde uçuşan semboller, onun bu dünyadan olmadığını fısıldıyordu.
Dayra, sadece fısıldayan sesi duyabildi:
“Sen… benim kalanım… Işığın son parçası…”
Kadının adı bir duvar yankısı gibi zihnine kazındı:Elisa.
Kadın ona yaklaştı. Avuç içiyle Dayra’nın kalbine dokunduğunda, Dayra’nın göz bebekleri büyüdü. Vücudu ışıkla doldu.Sonra kadın kayboldu. Yerini masmavi boşluğa bıraktı.
Dayra gökyüzüne bakarken mırıldandı:
“Ben… sadece kendim değilim…”
Tapınakta – Gerçek Dünya
Baran’ın bedeni taş zemine düşerken küre çatladı. Tapınak içindeki enerji alanı bir anda patladı. Yer sarsıldı, gökyüzü aydınlandı. Baran’ın alnından kan süzülüyordu.
Alp ona doğru koşarken bağırdı:“Baran! Baran uyan!”
Ama Baran’ın bilinci tamamen kapalıydı. Bedeni oradaydı ama zihni hâlâ içerdeydi.
Alp, telsizine sarıldı.“Komutan Serhan! Onu bulduk. Ama… bir şeyler ters gitti.”
Kamp – Acil Merkez Alanı
Komutan Serhan, Baran’ı sedyeyle getirildikten sonra derin bir nefes aldı. Çevresinde herkes toplanmıştı: Alp, Vera, Sila, Riva ve diğerleri. Herkes susmuştu. Baran’ın yüzü solgundu.
Serhan sertçe konuştu:“Bu yaptığı yasaktı! Zihinsel temas bile tehlikeliyken, o gidip doğrudan bağlantı kurmuş! Kendine de bize de ihanet etti!”
Vera itiraz etti:“O, Dayra’yı kurtarmak için yaptı! Kurban etmek için seçildiğini öğrendi! Artık zamanla yarışıyoruz!”
Serhan dişlerini sıktı. “Hayır. Bu artık kişisel saplantıya dönüştü. Biz birliği riske atamayız. Baran tutuklanacak. Uyandığında yargılanacak!”
Alp dayanamayıp öne atıldı.“Komutan! O hala içeride! Dayra’yı yalnız bırakmadı! Ne zaman birini suçlamak kolay gelse, Baran’ı hedef alıyorsunuz!”
Serhan öfkeyle bağırdı:“Baran her zaman kuralları çiğnedi! Artık teslim olmalıyız! Dayra’yı kaybettik, kabul et!”
Bu söz…Baran’ın bilinci kapalı olsa da…Zihninin derinliklerinden bir çığlık yükseldi.
Sedyedeki bedeni bir anda titredi.
Kalp monitörü aniden hızlandı.
Sanki duyuyordu.Sanki içinden bir şey cevap veriyordu.
Kampın Dışında – Sessiz Gecede
Rüzgarla savrulan yaprakların arasında bir kelebek belirdi.Ama bu sefer… mavi değil, beyaz ışıktan yapılmıştı.
Sıcak ve parlak.
Kampın yakınındaki bir kayanın üzerine kondu…Ve Baran’ın bilincine bir kıvılcım bıraktı.
Zihinsel Katmanda – Baran’ın Bilinci
Baran bir anda gözlerini açtı.
Ama bu sefer her yer siyah değildi.Masmavi gökyüzünün altında, karşısında biri duruyordu.
Dayra.
Gözleri tamamen açık. Ama bakışlarında bir yabancılık vardı.Sanki Dayra’nın içindeki başka biri daha uyanıyordu.
Baran yavaşça ona yaklaştı. “Dayra…”
Dayra, başını yana eğdi. Gülümsedi. Ama sesi farklıydı.
“Beni sonunda buldun. Ama çok geç kalmış olabilirsin, Baran…”
Arkasında yükselen gölgede, bir kadim figür belirdi.Yarı saydam… ama tanıdık.
Elisa.
Ve onun gözleri artık sadece Dayra’da değildi.Baran’da da bir şey fark etmişti.
