4. bölüm / 33
Gölgelerin Ardında4. Bölüm- Uyanış
Bölümler 33Şu an: 4. Bölüm- Uyanış
- 1 1. Bölüm: Küllerinden Doğanlar918 kelime
- 2 Bölüm 2: D Günü643 kelime
- 3 Bölüm 3- kırılma noktası944 kelime
- 4 4. Bölüm- Uyanış1.104 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm: Uyanışın Ardındaki Sır647 kelime
- 6 6. Bölüm: Karanlığın İçinden Gelen Fısıltılar299 kelime
- 7 7. Bölüm - Sesiz gelen419 kelime
- 8 8. Bölüm- fısıltının ardından303 kelime
- 9 9. Bölüm- Sessiz Fırtına369 kelime
- 10 10. Bölüm- içimizdeki Ses512 kelime
- 11 11. Bölüm - Zihin ötesi525 kelime
- 12 12. Bölüm- Gerçekler ve Yeminler370 kelime
- 13 13. Bölüm- Alp’in gelişi316 kelime
- 14 14. Bölüm- Dayra’nın Gidişi456 kelime
- 15 15. Bölüm- Kayıp ve Kıyamet242 kelime
- 16 16. Bölüm- Eski Kitaplar ve Kayıp Zihin220 kelime
- 17 17. Bölüm- Dayra’dan Bir İpucu491 kelime
- 18 18. Bölüm- Maviliklerin İçinde465 kelime
- 19 19. Bölüm- Işığın Uyanışı486 kelime
- 20 20. Bölüm- Unutuşun Eşiğinde922 kelime
- 21 21. Bölüm- Zihnin Karanlığı, Kalbin Işığı431 kelime
- 22 22. Bölüm- Mavilerin Ardında731 kelime
- 23 23. Bölüm- Mavi Kelebek355 kelime
- 24 24. Bölüm- Mavinin Kapısı859 kelime
- 25 25. Bölüm- Işığın Gölgesi397 kelime
- 26 26. Bölüm- İki Ruh Tek Beden396 kelime
- 27 27. Bölüm-Kaçış ve Kesişen Kaderler565 kelime
- 28 28.Bölüm: Zindanın Karanlığı574 kelime
- 29 29. Bölüm: Gölge ve Zincir423 kelime
- 30 30. Bölüm: Sürgün Yolu356 kelime
- 31 31. Bölüm- Kalpi Zihin mi341 kelime
- 32 32. Bölüm- Unutuyor muyum ?312 kelime
- 33 33. Bölüm- kapanan zihin226 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dayra hâlâ uyanmamıştı. Revirde sessizlik hâkimdi, yalnızca kalp monitörünün düzenli sesi duyuluyordu. Baran onun başucunda sessizce oturuyordu. Yüzünde derin bir endişe vardı. Elini, hâlâ sıcak olan Dayra’nın ellerine kapamış, gözlerini onun soluk yüzünden ayıramıyordu. İçinde tuhaf bir boşluk vardı; kaybetme korkusunun bıçak gibi saplandığı bir yer. Onu hayatta tutmak için yaptığı her şeyi gözden geçiriyor, doğru mu yanlış mı yaptığını sorguluyordu ama bir şeyden emindi: Dayra için her şeyi göze almıştı ve pişman değildi.
Tam o sırada revirin kapısı hızla açıldı. İçeri giren Komutan Serhan’ın adımları öfkeliydi. Dayra’nın hala hayatta olduğunu ve nispeten iyi göründüğünü görünce yüzüne bir anlığına şaşkınlık yerleşti, ama hemen ardından kaşlarını çatarak Baran’a döndü.
“Zindandan nasıl çıktın?” dedi öfkeyle, sesi bastırılmış bir hırıltı gibiydi.
Baran, oturduğu yerden kalktı, gözlerini kaçırmadan Serhan’a baktı.
“Onun ölmesine izin verecek değildim,” dedi sakin ama kararlı bir sesle. “Bunu gerçekten yapabileceğimi sandın mı?”
Serhan bir adım öne çıktı, sesi yükseldi.
“Sen ne yaptığını sanıyorsun Baran? Kuralları çiğnedin! Emirleri hiçe saydın!”
Baran gözlerini kıstı, sesi öfkesini zar zor bastırıyordu.
“Dayra ölüyordu Serhan! Durmamı mı bekledin? Göz göre göre onu kaybetmemi mi?”
Tartışmaları giderek yükselirken, dışarıdan bir başka ses duyuldu. Vera hızla içeri girdi, gözleri Serhan’a dikilmişti. İkisinin arasına girerek gerginliği böldü.
“Yeter!” diye patladı Vera. “Yaptığın şeyleri kimsenin öğrenmesini istemiyorsan… susmalısın bence.”
Baran irkildi. Vera’nın sözleri onu afallatmıştı. Gözlerini Vera’ya çevirdi, ne demek istediğini anlamaya çalışıyordu ama Vera, Serhan’a tehditkâr bir bakış atarak sessiz kaldı. Serhan ise donup kaldı bir an, sonra dişlerini sıkarak gözlerini Baran’dan kaçırdı.
Sert bir bakışla Vera’ya döndü ve hiçbir şey söylemeden revirden çıktı. Vera da arkasından yürüdü, yüzünde kararlı bir ifade vardı. Baran bir an gitmek istedi onların ardından ama ayakları yerinden kımıldamadı.
Dayra hâlâ oradaydı. Sessiz, savunmasız ve hayattaydı. Baran derin bir nefes aldı, tekrar onun başucuna döndü. Yavaşça oturduğu yere çöktü, elini bir kez daha Dayra’nın eline yerleştirdi.
Onun nefes alışlarını dinledi, yüzünü inceledi. Ardından içindeki bastırılmış duyguların yükü dayanılmaz hale geldi. Gözlerinden süzülen yaşlar, sessizliğin içine karıştı. İlk defa biri için bu kadar korkmuştu. Ve ilk defa, gerçekten kaybetmekten bu kadar tedirgindi.
Dayra… Onun tek varlığıydı artık. Ve o giderse, Baran için kalan hiçbir şey olmayacaktı.
Bir süre sonra
Dayra gözlerini ağır ağır araladığında ilk hissettiği şey, tenine çarpan serinliğin arasında bir sıcaklıktı. Kafasını çevirdiğinde, başında oturan Baran’ı gördü. Gözlerinden süzülen yaşlar hâlâ yanağındaydı. Baran, güçlü ve dimdik duran adamdı hep. Ama şimdi… Şimdi onu ilk kez böyle görüyordu.
Baran, göz göze geldikleri anda eğilip ona sıkıca sarıldı. Kollarındaki titremeyi saklamaya çalışmadan fısıldadı:
“Dayra… İyi ki… İyi ki geri döndün.”
Dayra, ilk kez birinin böyle kırıldığını gördü. O an içinde bir boşluk oluştu. Kalbinin derinliklerinde bir şey kıpırdadı. Baran’ın gözleriyle göz göze geldi.
“Baran… Neler oldu bana?” diye sordu yavaşça.
Baran bir şey söylemeden sadece onun ellerini tuttu. “Burada olman yeterli. Geri döndün, Dayra.”
Dayra kafasını iki yana salladı. “Hayır, ben… En son sırtımda dayanılmaz bir acı hissettim. Gözüm karardı. Sonra…” duraksadı, bakışlarını yere indirdi, “…tek duyduğum senin sesindi. Beynimin içinde yankılanıyordu. Beni bırakma diyordun.”
Baran sessiz kaldı. Cevap veremediği çok şey vardı. Elini uzatıp Dayra’nın yüzünü okşadı, ama içi paramparça olmuştu.
Dayra gözlerini kısıp hafifçe doğruldu. “Garip olan… Ağrım yok. Sanki hiç yaralanmamış gibiyim.”
Sonra merakla üstünü açtı. Sırtındaki bölgeye dokundu. Gözleri büyüdü.
“Baran… Neden yara izim yok?” dedi, sesinde artan bir tedirginlikle.
Baran derin bir nefes aldı. Bakışlarını Dayra’dan kaçırmadan konuştu:
“Dayra… Her şeyin bir zamanı var. Şu an yapman gereken tek şey dinlenmek.”
“Bana doğruyu söyle,” dedi Dayra, gözlerini Baran’ın gözlerine dikerek. “Benimle ne yapıldı?”
Baran ellerini tuttu, sıkıca kavradı. “Anlamıyorsun… Şu an bazı şeyleri bilmen seni korumaz, sadece karmaşaya sürükler. Zamanı geldiğinde her şeyi öğreneceksin. Sana söz veriyorum.”
Dayra, bu sözlerin altında bir şey saklandığını hissediyordu. İçinde, tarif edemediği bir bağ, bir güç uyanıyordu sanki. Baran’ın gözlerinde hem korku, hem de kararlılık vardı. Daha fazla üstelemedi. Sadece başını yastığa bıraktı, gözlerini tavana dikti.
O sırada dışarıda, toplanma alanının bahçesinde Baran ve diğer altı kişi — Sila, Riva, Tuna, Yalın ve Kuzey — bir araya gelmişti. Ama Vera orada değildi. Serhan ile konuşuyordu.
Bahçede konuşan grubun sesleri ciddiydi.
Baran: “Dayra bunu öğrenmemeli. En azından şimdi değil.”
Sila başını salladı. “Eğer sihrin etkisi başladıysa, artık geri dönüş yok.”
Yalın: “Ama Dayra bizden değil… O farklı biri.”
Tuna şüpheyle: “Belki de değildir. Belki artık o da birimizdir.”
Tam o anda, arkalarında bir ses yankılandı:
“Ne olduğunu öğrenmemem gereken şey nedir?”
Altı kişi birden arkasını döndü. Dayra oradaydı. Ayakta durmaya çalışıyor ama güçsüzdü. Baran hemen yanına koşup onu tuttu, sarıldı.
“Dayra, ne yapıyorsun? Dinlenmen gerek!”
Dayra onu hafifçe itti, gözleriyle hepsini süzdü. “Bana gerçeği söyleyin. Neyi bilmemem gerekiyor?”
Baran ona baktı, yüzünde yumuşak ama kararlı bir ifade vardı. “Sana her şeyi anlatacağım. Ama önce biraz daha güçlenmelisin. Lütfen Dayra, güven bana.”
Tam o anda Dayra’nın gözleri karardı. Bir sahne belirdi zihninde: Bembeyaz tüylere sahip korkunç bir yaratık, Baran’a ve kendisine saldırıyordu. İçinde yankılanan bir his, onun artık sıradan biri olmadığını fısıldıyordu.
Gözlerini tekrar açtığında revirdeydi. Baran yine başında bekliyordu, elini tutuyordu. Göz göze geldiler.
Dayra sesi titreyerek fısıldadı: “Baran… Gördüm. Beyaz bir yaratık… Saldırıyordu. Bize… sana ve bana…”
Baran’ın gözleri büyüdü. Düşünceleri darmadağın oldu. Tam da tahmin ettiği gibi… Dayra, o gece kurulan zihinsel bağ sayesinde artık sıradan biri değildi. Ama bunu ona söyleyemezdi.
“Burada kal,” dedi Baran, “Ben biraz hava alacağım.”
Dışarı çıktığında Vera’yı gördü. Hemen yanına yürüdü, gözleri öfke doluydu.
“Serhan’a ne demek istedin Vera? Şerefsizliklerini anlatmamı istemiyorsan mı?”
Vera gülümsedi, gözlerinde karanlık bir gizem vardı. “Her şeyin bir zamanı var, değil mi Baran?”
Baran yumruklarını sıktı. “Bu konuyu açmamı istemiyorsan, benimle oyun oynama.”
Vera hiçbir şey demedi, arkasını dönüp grubun yanına yürüdü. Baran da peşinden gitti.
Bahçede bir sessizlik oldu.
Baran konuştu: “Dayra bizden biri olmuş olabilir mi?”
Tuna: “Sanmıyorum, bu güç doğuştan gelir.”
Yalın: “Ama onunla zihinsel bağ kuruldu. Bu rastgele değil.”
Riva: “Baran… Hatırlıyor musun? Toplanma alanındaydık. Güç kullanmak yasaktı. Sen ailene ulaşmak için gücünü kullandın ve sürgün edildin. Sadece bir ay bizimle kaldın.”
Sila: “Ve o kısa zamanda bile hepimiz fark ettik. Aramızdaki en güçlü Farklı sensin, Baran. Herkes senden korkuyordu. Ama bu yaptığın… Bedeli ağır olabilir.”
Baran, onları tek tek süzdü. “Dayra’dan başka hiçbir şey umurumda değil. Hepinize teşekkür ederim, kendinizi tehlikeye atıp geldiniz.”
Kuzey gözlerini kısıp ona döndü. “Baran… O gün bizimle iletişim kurduğunda, Dayra’nın kim olduğunu bilmiyorduk. Ama senin çağrın bizim için yeterliydi. Senin için değerli olan bizim için de değerlidir.”
Sonra bir an duraksadı. “Ama merak ediyorum. Dayra senin için neden bu kadar önemli? O senin… kanından biri mi?”
Baran başını eğdi. Sonra gözlerini kaldırıp tek bir cümle kurdu.
“Aşık olduğum kadın o. Ama ‘aşk’ bile az kalır. Ben onda kendimi buldum.”
O an herkes suskunlaştı. Herkes şaşkınlıkla baranın suratına baktı. Çünkü Baran, asla birine bağlanacak biri değildi.
Bölüm etkileşimi
