10. bölüm / 17
GERÇEK AİLEMBÖLÜM(9)
Bölümler 17Şu an: BÖLÜM(9)
- 1 KARAKTER TANITIMI408 kelime
- 2 BÖLÜM(1)1.204 kelime
- 3 BÖLÜM(2)1.029 kelime
- 4 BÖLÜM(3)666 kelime
- 5 BÖLÜM(4)952 kelime
- 6 BÖLÜM(5)677 kelime
- 7 BÖLÜM(6)969 kelime
- 8 BÖLÜM(7)755 kelime
- 9 BÖLÜM(8)570 kelime
- 10 BÖLÜM(9)1.214 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 BÖLÜM(10)890 kelime
- 12 BÖLÜM(11)796 kelime
- 13 BÖLÜM(12)1.391 kelime
- 14 BÖLÜM(13)882 kelime
- 15 BÖLÜM(14)809 kelime
- 16 BÖLÜM(15)947 kelime
- 17 BÖLÜM(16)860 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kantinin kapısından çıkıp koridora adım attığımızda arkamızdaki buz gibi sessizlik hala devam ediyordu. Kalabalık fısıldaşmaya bile korkar haldeydi. Doğu hemen yanımda adımlarımı takip ederken, öfkesi ve şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu.
Biraz ilerledikten sonra Doğu kolumu hafifçe tutup beni durdurdu. “Gece… sen az önce ne yaptın öyle?”dedi, sesi hala inanamıyormuşs gibi kısıktı. “Sargıların bile tamamen iyileşmedi! Ya sana bir şey olsaydı? Kendini neden öne atıyorsun hem sen böyle dövüşmeyi nasıl öğrendin hayran kaldım valla”
Ceketimin yakasını düzeltip Doğu’nun gözlerinin içine baktım. “Bir olmadı Doğu sakin hem bizde boş değiliz kendimi korumam için dövüş dersi almıştım o kadar yani bir şey olmadı merak etme beni hem bu onlara iyi bir ders oldu bizim nasıl kolay bir lokma olmadığımızı anlasınlar.”
Doğu derin bir nefes verdi, bakışlarındaki öfke yerini minnettarlığa ve biraz da gurura bıraktı. “Yine de temkinli ol Ateş öyle kolay pes edecek bir tip değil. Arkasındaki güce güvenir, babasının torpiliyle bu okulda istediği gibi at koşturuyor.”
“Görsün bakalım gücün ne demek olduğunu,” dedim soğukkanlılıkla. “Bizimle derdi olan, arkasına sığındığı o isimlere değil, doğrudan karşımıza çıkacak.”
Sınıfa doğru yürümeye devam ettik. Koridordaki diğer öğrenciler bizi gördükçe duvara doğru çekiliyor, bakışlarını kaçırıyorlardı. Saniyeler içinde okulun havası tamamen değişmişti. Artık sadece “Karahanların gizlenen kızı” değildim temasa geçilmemesi gereken bir tehdittim.
Sınıfa girip yerlerimize oturduğumuzda zil çaldı. Ancak öğretmen derse girmeden hemen önce kapı aniden açıldı. Okulun müdür yardımcısı kapıda belirdi ve gözlerini doğrudan benim üzerime sabitledi.
“Gece Karahan. Hemen idareye müdürün odasına.”
Sınıftaki tüm başlar bir anda bana döndü. Doğu hemen ayağa kalktı. “Ben de geliyorum hocam-“
“Sadece Gece.” dedim adam sert bir sesle.
Doğu’ya bir bakış atarak “Aklıma takılan bir şey yok, sınıfta kal,”mesajını verdim ve sıramdan kalktım. Koridoru geçerken neyle karşılaşacağımı çok iyi biliyordum. Ateş’in ailesi devreye girmiş olmalıydı. Ama unuttukları bir şey vardı Karahanlıların adı bu şehirde kolayca harcanabilecek bir isim değildi ve ben o masaya boyun eğmek için oturmayacaktım.
Müdürün odasının kapısına geldiğimde derin bir nefes aldım, kapıyı çalmadan kolu çevirip içeri adımımı attım. İçeride beni bekleyen iki kişi vardı: Okul müdürü ve masanın kenarında dirseklerini dizlerine dayamış, yanağındaki kızarıklığı tutan Ateş.
Müdür, beni görünce çatık kaşlarıyla doğruldu. “Gece Karahan gel bakalım burası bir dövüş kulübü değil, özel bir eğitim kurumu. Gelir gelmez adını böyle bir olayla duyurman ne kadar doğru?”
Sessizce masanın tam karşısında durdum. Ne bir geri adım attım ne de bakışlarımı kaçırdım. “Olayın nasıl başladığını sordunuz mu Müdür Bey? Yoksa sadece sonuçla mı ilgileniyorsunuz?”
Ateş öfkeyle doğruldu. “Hocam, üzerime saldırdı kolumu kırıyırdu az kalsın!”
Ateş’e dönüp alaycı bir tebessümle baktım.”Yakasından tuttuğun, tehdit ettiğin Doğu’ydu Ateş. Ben sadece kardeşimi korudum ve bana savurduğun yumruğu engelledim. Kendi beceriksizliğini benim üzerime yıkmaya çalışma.”
Müdür araya girmek için elini kaldırdı ama konuşmasına fırsat vermeden devam ettim. “Ayrıca, okulun güvenlik kameraları kantini tam açıdan görüyor olmalı. İnceleyin ilk fiziki teması kim kurmuş, ilk yumruğu kim savurmuş bakın. Eğer suçlu bensem cezamı çekerim. Ama kamera kayıtları incelenmeden bana tek bir ceza dahi kesilirse, bu konuyu Karahan ailesinin avukatlarıyla okul kuruluna taşımaktan çekinmem.”
Odadaki hava bir anda ağırlaştı. Müdürün yüzündeki sert ifade, Karahan adının ağırlığı ve kamera kayıtları cümlesini duyunca hafifçe ter ter dökülmeye başladı. Ateş ise söyleyecek bir şey bulamamanın getirdiği hırsla dişlerini sıktı.
Müdür boğazını temizledi. “Şimdilik…ikinize de sözlü uyarı veriyorum. Bu olay burada kapanacak. İkinizde derhal sınıflarınıza dönün ve bir daha benzer bir durumla karşıma gelmeyin.”
Odadan çıkarken Ateş’in yanından geçip kulağına doğru fısıldadım:’ilk ve son uyarımı kantinde almıştın. Şansını bir daha zorlama.”
İdareden çıkıp koridorda yürürken telefonum cebimde tekrar titredi. Cebimden çıkarıp ekrana baktım. Bilinmeyen numaradan gelen yeni bir mesaj vardı:
“Fırtına öncesi sessizlik bitti Gece. Karahan konağındaki yalanlar sadece bir başlangıçtı. Asıl oyun okul bittiğinde başlayacak.”
Koridordaki sessizlik yerini fısıltılara bırakırken, idareden çıkıp sınıfa doğru ağır adımlarla yürümeye başladım. Cebimdeki telefon hala avucumun içinde kor gibi yanıyordu “Asıl oyun okul bittiğinde başlayacak.” Mesajı gönderen her kimse, Karahan konağının duvarları arasından çıkıp hayatımın her alanına sızmaya çalışıyordu. Ama hesaba katmadığı bir şey vardı: Ben artık kovalanan av değil, avını bekleyen avcıydım.
Sınıfın kapısını açtığımda içerideki uğultu bir anda kesildi. Herkesin bakışları üzerime çevrildi. Sırada huzursuzca oturan Doğu, beni görür görmez hızla ayağa kalktı ve yanıma geldi.
“Ne dediler? Bir şey yaptılar mı?” diye sordu, sesi endişeli ama bir o kadar da öfkeliydi.
“Kamera kayıtlarını hatırlatınca geri adım atmak zorunda kaldılar”dedim sakin bir sesle sırama geçerken.” Sadece sözlü uyarı. Şimdilik kapandı ama Ateş’in pes etmeyeceğini ikimizde biliyoruz.”
Doğu yanıma oturup alçak sesle devam etti. “Ateş sadece görünen yüz Gece. Arkasında bu okulun mütevelli heyetinde olan babası var. Karahanlıların adının şu anda basında nasıl bir yankı uyandırdığını biliyorsun. Babası bunu fırsat bilip üstümüze gelmeye çalışabilir.”
“Gelsin,” dedim gözlerimi pencereden dışarıdaki gri gökyüzüne dikerek. “Gelen kim olursa olsun karşılığını alır. Ama asıl mesele Ateş değil Doğu.
Cebimdeki telefonu çıkarıp ekranı Doğu’ya doğru çevirdim. Bilinmeyen numaradan gelen mesajı okuduğunda Doğu’nun yüzündeki renk bir anda çekildi. Çenesi kasıldı, gözlerinde beliren tehlike ışığı Karahan kanının bir yansıması gibiydi.
“Bu kim?” dedi fısıltıyla. “Konağa gelen mesajla aynı numara mı?”
“Aynı numara değil ama aynı elden çıktığı kesin, dedim telefonu tekrar cebime atarken. “Biri adımlarımızı izliyor. Okulda olduğumuzu, kantinde yaşananları, , hatta konağın içindeki o sahte düzeni bile biliyor.”
Günün geri kalanı adeta bir satranç tahtasında hamle bekler gibi geçti. Dersler boyunca arka sırasından gelen nefret dolu bakışları hissedebiliyordum. Ateş yerine dönmüştü ama gözlerindeki intikam hırsı kör ediciydi. Yine de ona bir saniye bile bakmadım. Benim zihnim, okul çıkışında bizi bekleyen o belirsiz tehlikeyle meşguldü.
Son zil çaldığında sınıftakiler hızla eşyalarını toplayıp dışarı çıkmaya başladı. Doğu ile birlikte en son çıkan biz olduk. Koridorlar boşalırken adımlarımızın yankısı geniş duvarda çınlıyordu. Okulun ana çıkış kapısına vardığımızda yağmur tekrar şiddetlenmişti. Demir kapıdan dışarı adım attığımız an, yolun karşı tarafında siyah , camları filmli üç araç dikkatimi çekti.
Araçların motorları çalışır vaziyette bekliyordu. Karahan konağının şoförü değildi bunlar, o arabaların üzerindeki plakasız detaylar bana hiç yabancı gelmiyordu.
Doğu kolumu hafifçe sıktı.”Gece… şunlara bak bizimkiler değil.”
“Biliyorum,” dedim soğukkanlılığımı koruyarak. “Okul bittiğinde başlayacak demişti. Zamaçlama şaşırtmadı.”
Tam o sırada siyah araçlardan birinin kapısı açıldı. İçinden uzun boylu, deri ceketli ve yüzünde derin bir yara izi olan bir adam indi. Yağmurun altında bize doğru birkaç adım attı ve elini ceketinin iç cebine doğru götürdü.
Kantinden çıkan diğer öğrenciler ve hatta Ateş bile bahçenin kenarında durmuş, ne olduğunu anlamaya çalışarak bize bakıyordu. Koruyucu melek rolüne soyunmaya çalışan Ateş’in yüzündeki o kibirli ifade, karşıdaki tehlikeli siluetleri görünce yerini saf korkuya bıraktı.
Yara izli adam durdu, doğrudan gözlerimin içine baktı ve sert bir sesle konuştu:
“Gece Karahan. Bizimle geliyorsun. Zorluk çıkarırsan yanındaki çocuk için pek iyi olmaz.”
Doğu anında önüme geçmeye çalıştı ama kolundan tutup onu yanımda tuttum. Geri adım atmak yoktu.
“Kimin adına konuşuyorsun?”dedim, sesim yağmurun sesini yara saracak kadar net ve güçlüydü. “Beni ayağına çağıracak kadar cesur olan o patronun neden kendisi gelmedi?”
Adam hafifçe gülümsedi ama bu gülüşte hiç sıcaklık yoktu. “Patronum kuralları koyar küçük hanım. Sen sadece uyarsın. Şimdi güzellikle arabaya bin.”
Sargılarımın altındaki hafif sızıyı hissettim ama duruşumu bozmadım. Çantamı yavaşça yere bıraktım.
“O oyunu yanlış kişiye karşı başlattınız,” dedim. “Ben Karahanlıların kurallarıyla oynamam. Kendi kurallarımı yazarım.”
Yağmur damlaları yüzümden süzülürken, adam arkasındaki diğer iki araca bir işaret verdi. Kapılar aynı anda açıldı ve içinden dörder kişi daha indi. Çember daralıyordu ama içimdeki o karanlık ve güçlü his korkunun çoktan önüne geçmişti. Savaş başlamıştı ve kaçmaya hiç niyetim yoktu.
Evet kısa bir ara verdim ama şimdi bölümler her gün gelecek inşallah bu bölümüde beğenirsiniz iyi okumalar 💗🫶🏻
Bölüm etkileşimi
