13. bölüm · GERÇEK AİLEM
BÖLÜM(12)
Salondaki devasa sessizlik, sanki odadaki tüm oksijeni çekip almış gibi ağırlaşmıştı. Cam sehpanın üzerindeki telefonun ekranı, Gece’nin kararlı sesi sustuktan sonra bile bir iki saniye boyunca tehdit mesajlarının soğuk ışığıyla parlamaya devam etti.
Gökhan Karahan’ın o her zaman dik ve sarsılmaz duran omuzları, kızının bu net resti karşısında ilk kez gözle görülür bir şekilde çöktü. Bakışları sehpadaki telefondan yavaşça kalktı, karşısında duran ıslak saçları yüzüne yapışmış ama gözlerinde bir savcı adayının keskin adaletiyle kendisine bakan öz kızına kilitlendi. Yıllarca iş dünyasında ve güç mücadelelerinde tek bir hamlesiyle dengeleri değiştiren bu adam, şimdi hayatının en zor sınavını veriyordu.
“Gece… dedi Gökhan Bey, sesi bu kez fısıltıdan hallice, yıpranmış bir tonda çıktı. “Haklısın buraya kadar artık senden ve Doğu’dan gerçekleri saklamak, sizi korumak değil, aksine ateşe atmak demek.”
Gökhan Karahan yavaş adımlarla salondaki geniş tekli koltuğa doğru ilerledi ama oturmadı. Bütün Karahan ailesi derin bir sessizlik içinde kenara çekilmişti. Kimse söze girmeye cesaret edemiyordu. Seda Hanım, gözyaşlarını mendiliyle silerek Gece’nin biraz arkasında duran Doğu’nun elini yumuşakça tuttu. Doğu, bu dokunuşu geri çekmesi ama bakışlarını babasından da ayırmadı.
“Sana her şeyi anlatacağım Gece,” diye söze başladı Gökhan Bey. “Ama bunun Karahan ailesinin geçmişindeki kirli bir savaşın ve gözümüzü kör eden korkunç bir tuzağın sonucu olduğunu bilmeni istiyorum.”
Gökhan Bey bakışlarını pencereye dışarıda tüm hırsıyla yağmaya devam eden yağmura çevirdi:
“Her şey bundan yirmi iki yıl önce başladı. Biz o zamanlar Karahan olarak madencilik ve limon lojistiğinde kentin en büyüğüydük. O dönemde, ‘Alazlar’ olarak bilinen yasa dışı bir aileyle karşı karşıya geldik. Başlarındaki adam —Kadir Alaz— limanlarımızı kendi kirli işleri için kullanmak istedi.Reddettim bize karşı açık bir savaş başlattılar ama polis operasyonlarıyla Kadir Alaz’ı ve çetesini köşeye sıkıştırdık. Kadir hapis müebbet cezası aldı.”
“Peki benimle ne alakası var?” dedi Gece soğukkanlılığını korumaya çalışarak.
Gökhan Bey’in gözlerinden bir damla yaş süzüldü: Yüzündeki acı derinleşti:
“Kadir Alaz halse girmeden hemen önce, bize hayatımızın en alçakça darbesini vurmuş. Annenin seni dünyaya getirdiği o gün Kadir Alaz’ın adamları, Yılmaz ailesinin bebekleriyle seni gizlice değiştirmişler! Biz yıllarca Yılmazların bebeğini bizim kendi kızımız sanıp Karahan malikanesinde büyüttük. Bize hiç bir şey hissettirmediler, öz kızımızı bir başkasının evladı sanmamızı sağladılar.”
Seda Hanım hıçkırıklar içinde söze girdi:
“Biz başka bir çocuğu senin yerine bağrımıza basıp büyütürken, Kadir Alaz seni Yılmazların yanına koydurmuş Gece! Seni Karahan ailesinden tamamen koparıp zor bir hayatın içinde büyütmüşler. Biz senin hayatta olduğunu, o hastanede bebeklerin ve Yılmazların yanında büyüdüğünü ancak sen yıllar sonra gerçek kimliğinle ortaya çıktığında, yapılan DNA testleri ve araştırmalarla yeni öğrendik.”
Boran cebinden kendi tabletini çıkarıp Gece’ye doğru birkaç adım yaklaştı. Tabletin ekranında eski bir gazete ve bir gencin vesikalık fotoğrafı vardı.
“Kadir Alaz yıllarca önce hapiste öldü.” Dedi Boran sert bir sesle. “Ama arkasında kinle büyütülen bir torun bıraktı: Devran Alaz. Dedesinin mirasını ve intikamını devralan bir adam. Yıllardır yurt dışındaydı. Ama kente geri döndü. Senin ortaya çıktığını, hastanedeki o bebek değiştirme olayının çözülüp gerçek bir Karahan kızı olarak aileye döndüğünü öğrendiği an dedesinin yarım kalan intikamını tamamlamak için harekete geçti.”
Gece sehpadaki telefona baktı, ardından abisi Boran’a döndü. “Yani o adam… dedesinin yıllar önce beşiklerimi değiştirerek başlattığı bu intikamı, benim gerçek aileme dönmemle birlikte yeniden mi alevlendirdi?”
“Seni Karahan ailesinin en değerli parçası olarak görüyor, diye düzeltti Demir, gözlerinde çelik gibi bir kararlılıkla. Seni bizden hastanede bir kez çaldılar, şimdi seni yem olarak kullanarak hepimizi yok edebileceğini sanıyor. Okulun önündeki o pusu sadece bir gözdağıydı. Sen ve Doğu ortadan kaybolduğunda, senin hayatın için endişelenmemiz tam da onun istediği şeydi.”
Gökhan Karahan yavaşça Gece ve Doğu’nun karşısına geldi. Kızının ıslak ellerini tutmak için hamle yaptı ama duraksadı, Gece’nin alanına saygı duyarak elini geri çekti. Gözlerinin içine bakarak konuştu:
“Artık hiç bir şey gizli değil Gece yıllar önce hastanedeki o kirli oyunu fark edemeyip seni bir başkasının yanında büyümeye terk ettiğimiz için ömrümün sonuna kadar vicdan azabı çekeceğim. Bize kızgın olmakta sonuna kadar haklısın. Ama şuandan itibaren o adamın sana yaklaşmasına izin veremem. Güvenlik katlanacak. Devran Alaz adalet önüne çıkana kadar yalnız adımlamak yok.”
Gece derin bir nefes aldı. Gerçekleri öğrenmek içindeki belirsizlik fırtınasını dindirmişti. Göğsünü dikleştirdi, gözlerini babasına sabitledi:
“Saklanmayacağım Gökhan Bey herkes bana ve aileme yaptıklarının bedelini ödeyecek dedi net bir sesle. Kimsenin oyuncağı ya da intikam malzemesi olmam. Devran Alaz dedesinin o hastanede başlattığı kirli oyunu devam ettirmek istiyorsa, karşısında sadece sizin adamlarınızı değil, beni de bulacak. Ama tek bir şartım var.”
Gece salondaki herkesin üzerinde tek tek gözlerini gezdirdi:
“Bundan sonra benden tek bir detay dahi saklanmayacak. Doğduğum gün değiştirilmiş olabilirim ama artık kendi hayatımın izleyicisi değilim. Her adımdan Doğu ve bende haberdar olacağız. Eğer gerçekten bir aile olacaksak, bunu saklanarak değil, omuz omuza durarak yapacağız.”
Gökhan Karahan, kızının bu güçlü ve kararlı duruşu karşısında ilk kes dudaklarında hafif, gururlu bir tebessüm belirmesine engel olamadı. Kızının damarlarında akan Karahan kanını ilk bu kadar net görüyordu.
“Anlaştık kızım,” dedi Gökhan Bey. “Bundan sonra gizli tek bir detay bile yok.”
Salondaki o ağır ve kasvetli hava tam bu anda dağılmaya başladı. O ana kadar köşede sessizce duran Doğu, hafifçe boğazını temizleyip öne çıktı. Dudağının kenarında muzip bir tebessüm belirdi.
“Yalnız baba…” dedi Doğu, salondaki gergin havayı bir anda dağıtan rahat bir tavırla.”Siz burada ‘kızımızı koruyalım, aman başına bir şey gelmesin’ diye kendinizi yiyip bitiriyorsunuz ama dışarıdaki tablodan pek haberiniz yok galiba.”
Demir kaşlarını çatarak ikisine baktı. “Ne tablosu Doğu? Sekiz adam üstünüze yürümüş dediler, aklımız çıktı!”
Doğu gülmesini tutamayarak ellerini cebine attı. “Abim, sekiz adam üzerimize yürüdü yürümesine de…adamların yarısı daha Gece’ye yaklaşamadan yeri boyladı! Siz bu kızı çıtkırıldım prenses falan mı sanıyorsunuz?”
Seda Hanım şaşkınlıkla gözlerini açtı. “Nasıl yani?”
Doğu salondakilerin meraklı bakışları arasında olayı anlatmaya başladı:Okul kapısından çıktık, önümüzü kestiler. ‘Bizimle geliyorsunuz’ dediler. Ben tam hamle yapacaktım ki Gece arkamdan bir fırladı! Liderleri olan o iri yarı adama öyle bir döner tekme attı ki, adam neye uğradığını şaşırdı, ikincisi kolunu tutmaya çalıştı, Gece adamın kolunu ters çevirip sırtını kaldırıma yapıştırdı. Diğerleri ne olduğunu anlamadan kaçılacak delik aradı zaten. Vallahi ben sadece kenarda durup çayımı yudumlasaydım yeriydi, bana yapacak iş bırakmadı!”
Boran ve Demir duydukları karşısında şaşkınlıkla birbirine baktı, ardından tutamadıkları bir kahkaha salonda yankılandı. Rüzgar ve ikizler bile gülmeye başlamıştı.
Gökhan Bey kızına bakıp gururla karışık bir hayranlıkla başını salladı. Demek döner tekme ha? Karahan kanı kendini belli ediyor işte.”
Gece omzunu hafifçe silkeleyip gülümsedi. “ Kendimizi korumaya öğrendik diyelim ama ne yalan söyleyim, o adamların suratındaki o şaşkın ifadeye biraz değdi.”
Salondaki bu neşeli ve sıcak atmosfer, haftalardır Karahan Malikanesi’nin ihtiyacı olan tek şeydi. Yıllar sonra ilk kez bütün aile, içlerindeki o ağır yükü atıp birlikte gülebiliyordu.
Devran Alaz’ın Ağzından
Karanlık odadaki geniş camın önüne geçmiş, elimdeki viski kadehini hafifçe sallayarak yağmurlu kentin ışıklarını izliyordum. Zihnim tamamen o kızla doluydu.
Zihnimde sürekli aynı görüntü dönüp duruyordu.
O gün okulun önünde, yağmurun altında duruşu…ıslanmış saçları omuzlarına dökülmüş, üzerindeki ceketten süzülen damlalara rağmen gözlerindeki o korkusuz, yırtıcı ifade…gönderdiğim adamlara gözünü bile kırpmadan attığı o tekme, birer birer onları yere serişi…
Dedem yıllarca Karahan ailesini yok etme hırsıyla yaşamıştı. Bana bıraktığı tek miras, bu aileye duyulacak katıksız bir nefretti. Kentten içeri adım attığım ilk gün, planım son derece basitti: Dedemin hastanede beşiğini değiştirip Karahanlardan kopardığı bu kız bulacak, onu Karahan ailesini tamamen bitirmek için bir piyon olarak kullanacaktım. Onların en zayıf, en kırılgan anında canlarını yakacaktım.
Ama planladığım gibi gitmemişti.
Okulun önünde adamlarıma karşı gösterdiği o bükülmez cesareti ve bilek gücünü gördüğüm an zihnimdeki bütün taşlar yerinden oynadı. Karahan ailesinin lüks ve korunaklı dünyasında büyüyen o züppe çocuklara hiç benzemiyordu. Yılmazların yanında, sokakların ortasında dimdik ayakta kalmayı başarmış, kendi savaşını kendi veren büyüleyici bir fırtınaydı o.
O an anladım Karahan erkeklerine, babasına bile boyun eğmeyecek kadar güçlü bir ruha sahipti. Yüzümde kontrol edemediğim karanlık ama hayranlık bir gülümseme belirdi.
İçimdeki o yıllanmış nefret, Gece’nin o keskin bakışlarını ve o bükülmeyen gücünü hatırladığım her an şekil değiştiriyor, yakıcı bir tutkuya dönüşüyordu. O, bu hikayedeki piyonum değildi artık. O, benim elde etmek için dünyayı yakmayı göze alabileceğim bir güzellikte.
“Bana düşman olacaksın, biliyorum” dedim alçak ve gür bir sesle, penceremden süzülen yağmur damlalarına bakarak. “Beni yok etmek isteyeceksin, Karahan adını korumak için karşıma dikileceksin. Ama bilmediğin bir şey var Gece Karahan… ben dedemin nefretini devralmak için gelmiştim ama sen beni kendi aydınlığına köle ettin.”
Kadehimdeki son yudumu bitirip masaya bıraktım. Gece’nin o eğilmeyen gururunu düşündükçe içimdeki o derin gerçeği bir kez daha fısıldadım:
“Karahanlıların yıkmak artık umrumda bile değil. Sen benimsin Gece…bana gelmen için her şeyi yapacağım ve bu işin sonunda sen benim olacaksın!”
Evet bir bölümün daha sonuna geldik inşallah beğenirsiniz iyi okumalar 💗
