16. bölüm / 17
GERÇEK AİLEMBÖLÜM(15)
Bölümler 17Şu an: BÖLÜM(15)
- 1 KARAKTER TANITIMI408 kelime
- 2 BÖLÜM(1)1.204 kelime
- 3 BÖLÜM(2)1.029 kelime
- 4 BÖLÜM(3)666 kelime
- 5 BÖLÜM(4)952 kelime
- 6 BÖLÜM(5)677 kelime
- 7 BÖLÜM(6)969 kelime
- 8 BÖLÜM(7)755 kelime
- 9 BÖLÜM(8)570 kelime
- 10 BÖLÜM(9)1.214 kelime
- 11 BÖLÜM(10)890 kelime
- 12 BÖLÜM(11)796 kelime
- 13 BÖLÜM(12)1.391 kelime
- 14 BÖLÜM(13)882 kelime
- 15 BÖLÜM(14)809 kelime
- 16 BÖLÜM(15)947 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 BÖLÜM(16)860 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Görkemli Karahan Malikanesi’nin bahçesi, akşamüstünün turuncu ışıkları altında büyük bir kutlama için hazırlanmıştı. Bugün hem Gece’nin hem de ikizi Doğu’nun doğum günüydü. Seda Hanım ve Gökhan Bey yıllar sonra iki evlatlarının doğum gününü ilk kez aynı çatı altında kutlayacak olmanın heyecanıyla salonu adeta bir şölen alanına çevirmişti. Doğu, arkadaşlarıyla bahçede gülüşüp tebrikleri kabul ederken, Gece’nin adımları eve doğru oldukça isteksizdi.
Gece için bu tarih, mum üfleyip dilek tutacak neşeli bir gün değildi. Karahan ailesinden uzakta yanında büyüdüğü o katı ve anlayışsız ailenin yanında geçen yılları dün gibi aklındaydı. O evde her doğum gününde yok sayılmış, ikinci plana atılmış ve bir yükmüş gibi hissettirilmişti. Tam da böyle bir doğum günü gecesinde haksız yere suçlanıp odasına kilitlenmiş, saatlerce yapayalnız bırakılmıştı. O günden beri bu tarih, onun zihninde kutlamalarla değil; dışlanmışlık ve derin bir kırgınlıkla özdeşleşmişti. Bu yüzden her doğum gününde içine kapanır, bugünün bir an önce bitmesini isterdi.
Okul çıkışı malikanenin kapısından içeri girdiğinde patlayan konfetiler ve yükselen alkış sesleriyle irkildi.
“İyi ki doğdunuz Gece ve Doğu!”
Doğu neşeyle ikizine doğru koştu, Seda Hanım ve Gökhan Bey gözleri parlayarak Gece’ye sarıldı. Gece, ailesinin bu hevesini kırmamak için zoraki bir tebessüm kondurdu yüzüne. Kalabalığın tebriklerinden sıyrılıp derin bir nefes almak için bahçenin daha sessiz, ağaçlık alanına doğru yürümeye başladı.
Çardakta duran Ateş, Gece’nin yalnız başına ağaçlık alana ilerlediğini görünce peşinden gitti. Onlar aslında birbirlerini neredeyse hiç tanımıyorlardı; tek temasları bir kaç gün önce ettikleri şiddetli kavgadan ibaretti. Gece’nin Ateş’e karşı hiçbir hissi yoktu, hatta onu sert ve müdahaleci bulduğu için gıcık kapıyordu. Ateş ise bu kavgadan beri Gece’nin gizemli tavırlarına karşı koyamadığı bir ilgi duyuyor, içten içe ona çekildiğini hissediyordu.
Ateş, ağaçların altındaki bankta oturan Gece’nin yanına yaklaştı. Sesi mesafeli ama sitem doluydu:
“İçeride Doğu ve herkes seni bekliyor sen niye buradasın herkes senin için bir şeyler yapıyor.”
Gece gözlerini devirerek Ateş’e baktı. “Ben kimseden bana parti yapmasını istemedim Ateş. Evet herkes benim için uğraşıyor mutluyum ama bugün değil ve beni yalnız bırak Ateş.”
Ateş, Gece’nin bu tavrı karşısında daha fazla üstelemedi. Derin bir nefes alıp arkasını döndü ve bahçenin kalabalık tarafına doğru ilerledi.
Gece, Ateş’in gidişini izledikten sonra tek başına banka oturdu. Fakat tam da o an, çalıların arasından gölgeler süzüldü. İri yarı bir adam Gece’nin ağzını kapattı. Gece hafifçe çırpındı ve gözleri kapanarak bilincini kaybetmişti. Adamlar Gece’yi kucaklayıp çitlerin arkasındaki siyah araca yüklediler.
İçeride pasta kesimi için Seda Hanım neşeyle seslendi: Kuzey, oğlum Gece nerede? Mumları üfleyeceğiz Gece’yi çağırın.”
Kuzey bahçeye çıktığında önce Ateş’in yanına gitti. “Ateş, Gece’yi gördün mü?”
Ateş öfkesini gizlemeye çalışarak, “Bana sinirlendi, yalnız kalmak istediğini söyleyip beni yanından gönderdi. Arka taraftaydı,” dedi.
Kuzey ağaçlık alana yürüyüp seslendi ama yanıt alamadı. Bankın yanına geldiğinde çimlerin üzerinde duran fuları gördü. Dehşetle feryat etti: “ HERKES BURAYA GELSİN GECE YOK HİÇBİR YERDE YOK!”
Herkes hızla bahçeye fırladı. Seda Hanım duyduğu haberle fenalaşırken, salonda dev bir kriz masası kuruldu.
Saatler gece yarısını geçti, davanın ilk ışıkları doğdu ama Gece’den tek bir iz bile yoktu. Boran Başkomiser emniyeti ayağa kaldırmış, Kuzey ve Güney kameraları taramış, Demir ve Rüzgar tüm bağlantılarını kullanmıştı. Doğu çaresizce volta atıyor, Ateş ise kendini yiyip bitiriyordu. Devdan’ın sahte plakaları ve kurduğu gizlenme planı yüzünden Karahanlılar tam anlamıyla çaresiz kalmıştı. Gece’yi bir türlü bulamıyorlardı.
Tam o sırada, Boran başkomiser’in önündeki emniyet tabletinde aniden küçük, kırmızı bir ışık yanıp sönmeye başladı. Salondaki buz gibi hava bir anda keskin bir sessizliğe büründü.
Kuzey hızla ekrana eğildi: “Bu da ne? Boran, sinyal geliyor!”
Herkes masanın etrafına üşüştü. Boran gözlerine inanmayarak ekrandaki koordinatları inceledi. “Bu…bu Gece’nin kişisel sinyali! Cihazı her nereye sakladıysa çalışmayı başarmış. Konum şehrin dışındaki eski çiftlik bölgesini gösteriyor!”
Demir, kilitlenen ellerini çözüp hızla belindeki silahın şarjörünü kontrol etti. “Demek yerin dibine girsen de buluruz Devran Alaz…”
Doğu’nun gözlerindeki çaresizlik bir anda yerini öfke dolu bir kararlılığa bıraktı. Tüm aile ve ekip, Gece’nin bıraktığı bu somut izin peşinden gitmek üzere anında harekete geçti. Araçların kapıları kapatıldı, motorlar çalıştırıldı ve Karahanlılar, Gece’ye ulaşmak için dağ yoluna doğru fırtına gibi fırladı.
Yazar’ın Ağzından
Devran Alaz, Gece’yi tuzağa düşürdüğünü ve Karahanlıların asla erişemeyeceği kilitli bir odaya kapattığını sanırken, aslında kendi sonunu hazırlayan dev bir kapağın içine yürüyürdu.
Gece, o akşam bahçede Ateş’i yanından gönderdiği an çalılardaki hareketliliği çoktan fark etmişti. Ağzına kapanan bezdeki ilacın kokusunu aldığı ilk saniyede bilincini kaybetmemek için nefesini tutmuş, bayılma numarası yaparak kendini serbest bırakmıştı. Yere düşerken boynundaki fuları bilerek çimlere bırakmasının sebebi, Karahanlılar ile bir çatışma çıkmadan doğrudan iz bırakmaktı.
Asıl zekice hamle ise kazağının astarına gizlediği mini takip cihazındaydı. Gece, araçta bilincini kaybetmiş numarası yaparken kazağının iş dikişindeki bu minik çipi aktif hale getirmişti.
Devran’ın dağ evindeki odada öfkeyle volta atmasını izlerken, Gece’nin sergilediği o cesur ve meydan okuyan tavır sadece bir duruş değildi; Devran’ın dikkatini tamamen kendi üzerine çekip zaman kazanmak için kurduğu zekice bir stratejiydi.
Devran Alaz, odanın ortasında volta atarken Gece’nin yüzündeki o sarsılmaz tebessümün ve kendine olan güvenin kaynağını bir türlü çözemiyordu. Karşısında ağlamayan, aksine gözlerinin içine bakarak meydan okuyan bir genç kız vardı. Devran bu durumdan rahatsız olarak bakışlarını Gece’nin üzerine dikti.
Tam o sırada, Gece’nin otururken hafifçe kıpırdamasıyla sağ bileğindeki kazağın kolu biraz yukarı kaydı. Devran’ın keskin gözleri, hemen altındaki dikiş izindeki hafif kabarıklığa takıldı.Devran ağır adımlarla yaklaştı, Gece’nin gözlerinin içine bakarak elini o kumaşa uzattı ve astarın içine gizlenmiş olan minyatür takip cihazını çekip çıkardı.
Cihazın üzerindeki minik kırmızı ışık hala yanıp sönüyordu.
Devran’ın yüzünde önce bir şaşkınlık, ardından karanlık bir tebessüm belirdi. Cihazı parmaklarının arasında çevirerek Gece’ye baktı: “Demek o Karahanlıların burayı nasıl bulacağını düşünüyordun… arkanda iz bırakacak kadar zeki olduğunu sanıyordun öyle mi?”
Devran, takip cihazını yere atıp botunun topuğuyla sertçe ezerek parçaladı. Sinyal o an kesildi.
Fakat Devran’ın bilmediği bir şey vardı: Oyun çoktan kurulmuştu. Sinyal kesilmiş olsa da Gece amacına ulaşmış, koordinatları abilerine çoktan ulaştırmıştı.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik iyi okumalar 💗
Bölüm etkileşimi
