4. bölüm / 15
Esrarengiz Mezar4
Bölümler 15Şu an: 4
Metehan üstlerimiz ile görüşürken ben de bölge halkıyla konuşup notlar alıyordum. Buraya daha basit bir iş için gelmiştik ama Türkiye işte... Ne zaman ne olcağı belli olmuyor. Biraz sonra Metehan geldi. Suratı beş karıştı.
"Nedir?" diye sordum kendisine bir beklenti halinde.
"Jale ve ekibini gönderecekmiş bu iş için. Siz kurcalamayın dedi."
"Siktir amına koyım ya!"
Yüksek sesle söylediğim için bir anlığına çevremizdekilerin bakışlarına mağruz kaldım.
"Gel şöyle gel..." diye beni kenara çekti Mete, "al bir sigara yak."
"Ya böyle bir şey olabilir mi Metehan! Bu nasıl bir şerefsizlik!"
"İlk değil son da olmayacak biliyorsun. Böyle bir şey olabilir mi diyorsun ya hani. E böyle değil miydi zaten bu zamana kadar?"
"Ya sikerim böyle işi Metehan."
"Ben komple geri dönelim diyorum ya. Basalım istifaları da. Açarız kendi yayın kanallarımızı, bir yandan da gireriz başka bir gazeteye, bakarız yolumuza."
Biraz sakinleşmeye çalıştım. "Dur bakalım dur. Geldik o kadar. Tabii şimdi kasabanın gündemi yoğun malum. Herkes bu cinayeti konuşacak. Olmadı bugün etrafı biraz turlayalım.Bir kaç fotoğraf falan çekeriz. Yarın da konuşuruz birileriyle. Sonra da siktir olur gideriz."
"Jale kaşarı varken bizimle konuşacak birilerini bulabilirsek ne ala."
"Gelsin bakalım cesur gazetecimiz."
"Onun derdi asıl ana habere kapak atmak biliyorsun değil mi? Zuhal'in yerine geçmek. Bakma 'ben saha adamıyım' falan diye takıldığına. Köpek gibi kıskanıyor Zuhal'i. Ya Elif siz kadınlar neden böylesiniz?"
"Nasılız Metecim?"
"Ne bileyim..."
"Söyle söyle. Neden böyle orospusunuz mu diyecektin?"
"Yani bazılarınız tabii."
"Bunun cinsiyeti yokki Mete. Kimi insan iyidir, kimi kötü, kimi orospudur, kimi namuslu. Kimisi namusluyken değiştirir huyunu orospuluğu tercih etmeye başlar. Kimisi ise orospuluğundan vazgeçer, sizin deyiminizle tövbe edip daha iyi bir insan olmaya çalışır. İnsanlar koşullara ve durumlara göre hep değişir. Esasında bir sürü farklı kişilik ile bir sürü farklı hayat yaşar insan. Sonunda da ölür gider."
Biraz sessizlik oldu.
"Hadi önce otelimize gidelim" dedi Mete. Ortalama bir pansiyondu. Neyse ki sıcak su vardı. Zaten çok durmayacaktık. Soyunup, dökülüp, duş alıp kendimize geldik ve bir saat sonra dışarıda buluştuk.
"Araba dursun burada. Turlayalım biraz" dedi Mete.
"Şu cinayetin olduğu eve doğru bir gidelim. Merak ettim bir gelişme var mı?"
"Çok enteresan bir olay değil mi ya? Katil anne babayı acımasızca öldürüp niye kıza bir şey yapmaz? Belli ki kız da bu işin içinde."
Evin olduğu sokağa gelmiştik. Tek katlı, bahçeli, mustakil bir evdi. Aslında yan yana beş ev vardı ve dış cephe boyalarına kadar hepsi birbirinin tıpatıp aynısıydı.
"Böyle bahçeli bir evim olsun isterdim hep" dedi Metehan.
"Dur bakalım ihtiyar. Emekli hayatına mı özendin? Meyve sebze de yetiştirecek misin?"
"Yetiştiririm tabii. Çocukluğumuzdaki o tatları hatırlasana."
"Aynen. Şimdi her şey hormonlu. Anasını satayım domates alıyorsun, şekli domates evet ama lezzet diye bir şey yok."
"Doğru düzgün besin değeri bile yoktur belki bize yedirdikleri şeylerin. Yiyoruz ve sıçıyoruz. Bok makinesi gibi yaşıyoruz."
Mete'nin bu lafına güldüm. Doğru söylüyordu. Dünyada çok yemekten ölenlerin sayısı açlıktan ölenlerden daha fazlaydı. Asla doymayan bok makineleriydik biz...
Biraz turladıktan sonra kendimizi mezarlığın önünde bulduk. Yanından geçerken birçok insanda alışkanlık olan mezar taşlarını okuduk içimizden.
"Annem mezar taşlarını okumanın günah olduğunu söyler" dedi Mete.
"Günah diye bir şey yoktur Metehan" diye cevap verdim.
Mezar taşlarındaki doğum ve ölüm tarihleri... 'Bak şu adam ne kadar genç ölmüş...', 'Bak şu kadın neredeyse 100 yaşını görmüş', 'Ölüm tarihi 2021 yazıyor, herhalde koronadan ölmüş...' diye diye hepsine bir hikaye uydurduk kafamızda. Gerçekten de vardı hepsinin gerçek birer hikayesi ve hepimizin bir gün olacağı gibi onlarınki de sona ermişti...
Mezarlığı bitirmek üzereyken garip bir mezar dikkatimizi çekti. Toprağı yerin altına çökmüştü. Azalıp dümdüz olmasından bahsetmiyorum, bayağı çökmüştü toprak. Mezar taşından isimler dökülmüş, silinmeye yüz tutmuştu. Mezarın tam ortasında çirkin kara bir odun parçası. Zannedersin saplamışlar ölünün karnına, ağaç olacakmış olamamış. En tuhafı ise mezarın başında donuk suratlı asi bakışlı on yaşlarında esmer ve hafif kavruk tenli bir kız çocuğu dikilmişti. Kımıldamadan öylece duruyordu. "Yazık" dedim kendi kendime, "herhalde yetim kalmış küçücük yaşında."
Daha sonra gene kasaba meydanındaki kafeye gidip bir şeyler içtik. Gündem tabii ki bugünkü cinayet olayıydı. Daha büyük bir facia olana kadar mevcut faciayı konuşacaktı insanlar. Zaten hep böyle olurdu. Kötü bir olayı unutturacak tek şey daha kötü bir olaydır. Şerefsizin teki karısını öldürürdü ve bir sonraki kadın cinayetine kadar o konuşulurdu. Her bir cinayetten sonra bir önceki unutulur giderdi. Sadece cinayet değil mesele. Yolsuzluklar, hortumlar, ihalede fesatlıklar ve daha onlarca suç. Her bir rezalet bir öncekini unutturuyordu. Neleri unutmadı ki bu ülke?
Bölüm etkileşimi
