14. bölüm / 15
Esrarengiz Mezar14
Bölümler 15Şu an: 14
Annemle baş başa kalmıştık. Endişeli bir şekilde yüzüme bakıyordu.
"Anne her yerim ağrıyor. Çıldırtma beni. Metehan'ı tanımıyor musun? Kaç yıllık arkadaşım. Evimize kadar gelmişliği var."
Annem hiçbir şey demedi. Ağlamaya başladı. "Şoktanmış kızım. Öyle dedi doktor bey. Böyle şeyler olabiliyormuş. Psikiyatr gelecek."
Sinirlendim. "Anne!" diye bağırdım doğrulmaya çalışırken. Canım çok yandı, kımıldayamadım.
"Dur kızım kalkma. Çatlakların varmış. Onlar düzelecek. Ama ayak serçe parmağın kırılmış. Onu oynatamayacakmışsın."
Koca depremi serçe parmakla atlattıysam fazla şanslıydım. Serçe parmak ve Metahan...
"Sana burada güçlü ağrı kesiciler veriyorlar. Morfin falan veriyorlar. O da halüsinasyonlara neden olabilir dedi doktor."
"Anne ne diyorsun? Bir sus lütfen ya!" diyerek televizyona baktım.
"Tamam güzel kızım. Sen yeter ki iyi ol. "
7.2'lik bir depremde sağlam yapılmış bir bina asla yıkılmazdı. Bu beklenen büyük İstanbul depremi değildi. Bazı uzmanlar faylarda rahatlama olduğu için böylesinin daha iyi olduğunu söylüyordu. Yani onlara göre yakın zamanda bir deprem olursa o da en fazla 7.2 büyüklüğünde olacaktı. Bazı uzmanlar ise 'faylarda rahatlama' diye bir tabirin cahilce olduğunu ve bir sonraki depremin ne zaman ve ne boyutta olduğunun belli olmayacağını söylüyordu. E hanginiz uzmansınız şimdi amına koyım? Gene her zamanki gibi her kafadan bir ses çıkıyordu memlekette. Gene de ortak görüş, olmuş olan bu depremin küçümsenmeyecek bir boyutta olduğuydu. Marmara bölgesinin tamamında yıkımlar olmuş fakat beklendiği kadar büyük bir kaos olmadığı için bir önceki büyük Kahramanmaraş depremine göre daha çabuk asayiş sağlanmıştı. Yıkılan binalar ya çok eski yapılar ya da aç gözlü dükkan sahiplerinin dükkanlarını genişletmek için kolon kesmeleri sonucu çökmüştü. Öğrendim ki kaldığımız kasabada bizim otelimizle beraber tek bir bina yıkılmıştı. Otel sahibinin lobi demeye bin şahit olan lobisini genişletmek için kolonu kırması, yetmiyormuş gibi bir de kaçak kat çıkmasından mütevelit çökmüştü yapı. Öyle ki X kasabasındaki binalar en fazla iki ya da üç katlı iken kaldığımız pansiyon tam beş katlıydı. Üstelik herif en üst katı Kahramanmaraş depreminden sonra yaptırmış. İnanılır gibi değildi gerçekten... Sadece iki bina yıkılmış olmasına rağmen kim bilir kaç saat kalmıştım o enkazın altında. Ve beceriksiz herifler ölü ya da diri hala en iyi arkadaşımı bulamamışlardı. Annemle laf dalaşına giremeyecek kadar yorgundum. Biraz sonra başörtülü bir kadın geldi odama.
"Geçmiş olsun. Psikiyatr Nurten ben."
"Sağ olun hocam" dedi annem. "İsterseniz ben çıkayım."
"Yoo kalabilirsiniz şimdilik" dedi kadın.
"Elif, ben nöroloğumuzla görüştüm. MR sonuçlarını incelediğinde beyinde görülür bir hasar olmadığını söyledi. Vücudundaki ufak zedelenmeler için de doktorlar zaten tedavini yapıyorlarmış. Birkaç güne tamamen iyileşeceğin kanaatindeyiz. Allah'ın sevgili kuluymuşsun."
"Ateistim ben" dedim direk. Hiç çekinmedim. Annem göz ucuyla doktora bakıp başını devirdi. Doktor annemin de türbanlı olduğunu görünce biraz şaşırmış olmalı.
"Allah'ın sevgili kulu falan değilim yani."
"Anladım" dedi kadın biraz bozularak. "Metahan adlı arkadaşından bahseder misin biraz?"
"İş arkadaşım. Uzun zamandır tanışıyoruz. Aynı okuldaydık. O bölüm birincisi olmuştu."
"Bölüm birincisi sen olmuştun ya kızım..." diyerek hüzünlü bir ifadeye bürüncü annem.
"Anlaşıldı..." dedi psikiyatr. "Bak Elif. Yaşadığın şoktan ötürü beynin sana oyun oynuyor..."
"Bir dakika!" diyerek sözünü kestim. "Sen ne anlatıyorsun ya? Mete falan yok mu yani? Benim hayali arkadaşım mı o? Bunu mu diyorsun?"
"Tam olarak onu demeyecektim ama..."
"Tam olarak buna benzer bir noktaya varacaksın?"
"Seans yapmadan kesin bir kanıya varmak zor. Ezbere konuşamam."
"Seansı neden yapacağız?"
"Tedavin için?"
"Bak doktor hanım. Çok net bir şey soracağım sana. Tek boynuzlu atlar yani unicornlar gerçek midir?"
"Sence gerçek mi?"
"Hayır hayır, size soruyorum. Gerçek mi?"
"Hayır."
"Ben de gerçek olmadığını biliyorum. Ama farz et ki gerçek olmadığı halde her gün görüyorum o tek boynuzlu atı. Öyle hayal falan değil ha. Bayağı kanlı canlı karşımda. Ama dediğim gibi bir yandan da biliyorum gerçek olamaz. Neticede bu konuyla alakalı psiyatra gitmeye karar veriyorum. Sonra bir bakıyorum, beni tek boynuzlu at gördüğüm için tedavi edecek olan psikiyatr, Muhammed'in başka bir atla aya gittiğine inanıyor..."
"Tövbe estağfurullah!" dedi annem. "Hocam çok özür dilerim!" dedi doktora.
"Ne oluyor anne? Ne heyecanlanıyorsun? Siz müslüman değil misiniz? Hanım efendi de eğer o başörtüsünü süs olarak takmadıysa o da müslüman. Siz Miraç'a inanmıyor musunuz? Ben sizin inancınız dışında bir şey söylemedim."
"Kızım ne alaka ama şimdi..." dedi annem mahcubiyetle.
"Ziyan yok" dedi doktor. "Dini değerlerimi aşağılamaya kalkan birini zorla tedavi edecek değilim, hasta tedaviyi reddediyorsa yapacak bir şey yok" diyerek çıktı odadan.
"Ya ya hasta. Ben miyim hasta? Sensin hasta! Hem ne hakareti? Görmüyor musun annem de türbanlı. Hemen mağduriyet kasın zaten. Siyasal islam ürünleri sizi. Hayali arkadaşmış... Aklınca deli damgası vuracak bana..."
"Kızım ne olur sakin ol! Ama mantıklı bir açıklaması olmalı. Baban da hatırlamıyor Metehan diye bir arkadaşın olduğunu... Hatta kanalı aradık. Metehan diye bir çalışanları olmadığını söylediler."
Kafayı yememek elde değildi. "Ne bu anne bir çeşit truman şov mu? Stephan King'in kitabından mı bir şey bu? Elif's game. Nasıl bir dümen dönüyor da sizi de içine alet etmişler?"
"Kızım valla anlamıyorum ne Trumanı?"
"Of! Ben biliyorum dertlerini. Bakırköye kapatacaklar beni. Orada dönen yolsuzlukları araştırmıştım ben daha önce. Size ne vaat ettiler de bu oyuna alet ettiler onu anlamadım."
Bir şey demedi. Sadece ağlıyordu. Babam geldi o esnada. Hızla yaklaşıp elimi tutup öptü. "Canım kızım benim. İyi misin?"
Cevap vermeden direk sordum, "baba Metahan'ı tanıyor musun?"
Suratını ekşiterek üzgünce anneme baktı. "Tanıyorum tabii kızım" dedi çaresizce, "arkadaşın evet."
Küçük bir kız çocuğunu kandırmaya çalışıyor gibiydi. "Baba bırak dalga geçmeyi! Aklım başımda benim. Bana Metahan'dan bahseder misin?"
Sustu. Bir şey diyemedi. Gözleri dolmuştu. Bu arada git gide uyku bastırıyordu.
"Bana ne verdiler? Bana ilaç mı verdiler?"
"Evet kızım. Hep veriyorlar."
"Uykum geliyor..."
"Normaldir kızım. Daha yeni kendine geldin. Yorgunsun."
"Uyanık kalmalıyım. Mete hala yaşıyor... Benim hala umudum var. Umudumu kaybetmeyeceğim. Umudumu kaybetmey..."
Derin bir uykudayım... Benim düşünmem gerekeni sen, senin düşünmen gerekeni ben düşünüyorum çok garip... Öyle mi demiştim. Yok... Tam tersi miydi? Yoksa Mete mi bana demişti. Neydi o kızın adı? Zeynep? Yok yok diğeri. Zehra... Bana mı bakıyor o?"
Gözümü açar açmaz tekrar Mete'yi sordum. Cevap alamadım. Birkaç saat uyumuşum. Bu sefer babam yanımdaydı. Doğrulmaya çalıştım.
"Dur kızım" diyerek yardım etti babam.
"Kalkmak istiyorum."
"Zaten biraz ayaklanıp yürümeye çalışsın dediler."
"Şu sondadan kurtulmak istiyorum."
"Dur kızım, çağırayım hasta bakıcıyı."
Babam hasta bakıcılarla çoktan kanka olmuştu bile. Annemin yaşlarında bir kadın geldi. İkisi de birer koluma girdi. Tuvaletin kapısının önüne geldiğimizde, "tamam gerisini ben hallederim" dedim.
"İstersen yardımcı olabilirim" dedi hasta bakıcı.
"Hallederim" dedim.
"Peki. Kapıyı kilitleme."
"Tamamdır."
Aynada kendimi seyrettim. Yorgun görünüyordum. Çok normaldi. Aklım Mete'deydi. Etrafımdaki herkes anlaşmışlar gibi benimle oyun oynuyordu. İşim bitince çıktım. Babam koluma girdi. Lafı hiç dolandırmadan sordum,
"Baba, Mete'den haber var mı?"
"Kızım sen bu Mete denen kişiyle orda mı tanıştın?"
"Baba dalga geçme. Kaç yıllık arkadaşım olduğunu biliyorsun."
"Kızım sana yemin ederim iş arkadaşlarınla da konuştuk. Hatta sen uyurken Jale hanım geldi ziyarete. O da Mete diye birini tanımıyor."
"Ne duyarlıymış Jale hanım ya..."
"Psikiyatr, yaşadığın olayın şokuyla..."
"Baba!" diye sertçe sözünü kestim. "O psikiyatrla ne konuşuyorsun? Annem anlatmadı mı?"
"Anlattı kızım. Nurten hanımdan bahsetmiyorum. Burada Hamdi hoca varmış. İşinin ehli bir doktor. Profesör zaten."
"Aman ne güzel."
"Uyanınca haber verin dedi."
"Ne yapacak? Bana şizofreni teşhisi mi koyacak? Kişilik bölünmesi mi diyecek? Yahu zaten yok ki öyle bir şey! Zamanında birisi böyle bir hastalık uydurmuş, işin içinde para döndüğü için de sistem bu yalanı sürdürmüş. Psikolojik hastalık denilen şeylerin yüzde doksanı yalan dolan. Ben bilime itimat ederim ama psikiyatri denen şey yalanlar bilimidir. Bu sektördeki yozlaşmaları benden daha iyi biliyorsun baba."
"Kızım senin için endişeliyim. İnan herkese sordum kimse tanımıyor Mete'yi. Oteli işleten kişi aynı zamanda binanın sahibiymiş. Deprem başlayınca atmış hemen puşt kendini dışarı. Sonra da kayıplara karışmış. Bir bulunsun kan alacaklar şerefsizin götünden. Otelin enkazı tamamen kaldırılmış, yok Mete diye biri."
Daha fazla çenemi yormamın manası olmadığını düşündüm. Baba mı da kandırmışlar... Aklımla oyun oynamalarına izin vermeyecektim. Kendini toparlayıp odada bir iki tur attım. "Çıkmak istiyorum."
"Biraz daha kalsan iyi olur kızım."
"Hayır, çıkıyoruz" dedim.
Babam çıkış işlemlerini ayarlarken ben de üstümü değiştirdim. Çıkarken hemşirelerin yüzüme ucube ucube baktıklarını gördüm. Sanki 'deliye bak' dercesine ifadeleri vardı. Oldukça rahatsız olmuştum ama oyunlarını bozmaya and içmiştim. Babamın ısrarı üzerine onlara gittik. Annem en sevdiğim yemekleri yapmış. Bir insanın, annesini kaybettikten sonra asla kuramayacağı cümlelerden biri, 'annem en sevdiğim yemekleri yapmış.'
Erkenden yattık. Tabii benim gözüme sabaha kadar uyku girmedi. Gün aydınlanmaya başladı. Kalktım ve hazırlandım. X kasabasına gidecektim...
Bölüm etkileşimi
