Esrarengiz Mezar kitap kapağı

8. bölüm / 15

Esrarengiz Mezar

8

Vaveyla Yazarı: Murat Kesgin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 8

Kahvaltıdan sonra birkaç kişiyle sohbet edip, Kudret denen boş gezenin boş kalfasına denk geldik.

"Gazeteci hanım kolay gelsin. Ben de az önce sizin iş arkadaşlarınızla röportaj yaptım."

"Gördük beyefendi seyrettik sizi."

"Yahu siz nasıl meslektaşsınız? İnsan gelip arkadaşına selam vermez mi? Halbuki o senin için ne kadar güzel şeyler söyledi."

"Ne söyledi?"

"Çok azimli, çok hevesli bir çalışanmışsın. Biraz daha gayret etsen çok daha iyi yerlere gelirmişsin. Hatta onun konumuna bile gelebilecek potansiyel görüyormuş sende."

Mete'ye dönüp, "görüyor musun kahpeyi?" dedim.

"Nasıl?" dedi Kudret dediğimi duymamış gibi yaparak. Ya da gerçekten duymadı, bilmiyorum.

"Kudret bey, siz bilgili, kültürlü birine benziyorsunuz" diye yalanla giriş yaptım. "Son zamanlarda kasabanızdan ve gene çevre ilçelerden büyük şehirlere göçlerin nedeni ne olabilir sizce?"

"Milletin büyük şehir merakı. Hem de burada iş bulamıyor gençler. Yalnız siz böyle sabahtan beri soruyorsunuz ben de anlatıyorum, aklımıza ihtiyacı olan az biraz elini cebine atsın gazeteci hanım. Bak ben buraların en bilir kişisiyimdir ha. Beni herkes bilir burada, birine bir akıl danışılacaksa herkes bana gelir."

Sinirlendim, "para mı talep ediyorsunuz? Maalesef böyle bir bütçemiz yok dilerseniz konuştuklarınızı yayınlamayabiliriz. Ya da hiç konuşmayız."

"Neyse neyse hadi ziyan yok."

Gerçekten kibirli bir adamdı. Ve iddia ettiği gibi herkesin ona saygı duyduğu falan bariz bir yalandı.

"İş bulamıyorlar dediniz. Neden bulamıyorlar?"

"E buraya kim dükkan açar, fabrika yapar. Vardı önceki partinin zamanında çok eskiden, sonra kapandı."

"Neden kapandı?"

"Bence dış güçlerin oyunu. Bizim gelişmemizi istemeyenler engel oluyorlar kalkınmamıza."

"Peki sizce ekonomimiz nasıl?"

"Valla çok kötü. Bak cebimde 50 lira para kaldı."

"Özel olmayacaksa hangi partiye oy verdiniz son seçimde?"

"Reisimize verdim tabii. Başka adam mı var?"

"Anladım..." dedim.

Muhabbeti çok uzatmadık. Kudret gidince Mete ile biraz sohbet ettik. Daha sonra çapraz masamızda oturan bir adam dikkatimi çekti. Kitap okuyordu. Hem de sevdiğim kitaplardan biri olan 'Kadınlar Ülkesi' ni. O adamın bu kasabada kitap okuyan tek kişi olduğuna yemin edebilirdim. Yıllar önce ithaki yayınlarından okuduğum bu kitabın adamın elindeki baskısı iş bankası yayınlarına aitti. Normalde kitap okurken birinin beni rahatsız etmesi hiç hoşuma gitmezdi. Fakat tutamadım kendimi.

"Affedersiniz. İş bankası yayınlarından mı o kitap?"

"Evet" dedi ufak bir tebessümle Kudret ile aynı yaşlarda olduğunu düşündüğüm adam.

"Ben daha önce ithaki yayınlarından okumuştum. Demek farklı yayınevleri de basıyormuş."

"Eğer yazarın ölümünün üzerinden 75 sene geçtiyse telif kalkmış olabilir. Bütün yayınevleri o kitabı basabilir böyle bir durumda. Tabii bu bazı ülkelerde değişiklik gösterebilir. Ya da yazarın ailesi devamında farklı bir anlaşma yaptıysa da..."

Bu herkesin bilebileceği bir bilgi değildi. Kitap okuyan insanların bile belki çoğu bunu bilmezdi. Şaşırdım, "tekrar özür diliyorum bu arada, böldüm."

"Önemli değil ara verecektim zaten. Çok okuyunca kelimeleri kusasım geliyor. Her şeyin fazlası zarar. Demek siz de bu kitabı okudunuz."

"Evet" dedim kendimden emin.

"Siz nasıl buldunuz?"

"Bence yazıldığı dönem için gayet başarılı, şu an için idare eder."

"Bakın buna katılmıyorum. Yazıldığı dönemlerde Tolstoylar, Sabahattin Aliler, Steinbeckler var. Şimdi kimler var Allah aşkına? Fakat ben sizin neyi kastettiğinizi anladım. Konu bakımından diyorsunuz. Neticede çok şey tüketiyoruz ve zor etkileniyoruz artık."

"Bravo! Tam olarak bahsettiğim oydu. Elbette dediğiniz gibi şimdiki yazarlar edebi açıdan eskilerin verdiği tadı veremiyor. Fakat kitapla alakalı farklı eleştirim, konu çok ilgi çekici olsa da işleyiş olarak haddinden fazla ütopik ve feministçe... Düşünsenize, sadece kadınların yaşadığı bir yer var, hiç erkek yok ve sadece kadınların olduğu bu yerde her şey çok güzel. Yani bunu bir kadın olmama rağmen pek gerçekçi bulamadım. Sonra bir de kadınların erkeklere ihtiyaç duymadan hamile kalıp çoğalması falan..."

"Haklısın. Keşke yazar olaya fantastik bir hava katmasaymış. Ama ben iyi yazarların 'aman beğenmezler, eleştirirler' kaygısıyla yazdıklarını düşünmüyorum. Bu düşünce insanın özgünlüğünü kısıtlar. Var mı hiç eleştirilmeyen bir yazar? Bizim efsane dediklerimizi bile beğenmeyenler var. Olabilir de. Sonra, sadece kadınların olduğu bir ülkenin güllük gülistanlık olmayacağı konusunda sana katılıyorum. Fakat düşününce sadece erkeklerin yaşadığı bir ülkeden daha güzel olacağı muhakkak."

İsterikli bir tebessüm ettim.

"Bu arada ben Elif. Gazeteciyim."

"Memnun oldum. Ben de Cenk. Evet, az önceki sohbetinize istemsiz kulak misafiri oldum."

"Bir yazı dizisi hazırlıyoruz. Eğer sizin için de uygunsa sizle de konuşmak isteriz."

"Tabii konuşalım."

"Peki. Konuyu biliyorsunuz. Göç..."

"Evet, sizin de tahmin ettiğiniz gibi her şey politikayla alakalı. Eğer bir bölge ya da bir ülke gelişmiyor aksine kötüye gidiyorsa bunun sorumlusu elbette o ülkenin yöneticileridir. Fakat sadece o ülkenin başkanı, bakanları, hükümeti değildir suçlu. O ülkedeki herkes bundan sorumludur aslında. Çünkü bizi yöneten adamları biz seçeriz. Eğer cahil kesim yanlış insanlara oy verip aydın kesimin kaderini belirliyorsa aydın kesim yeterince çalışamamış demektir. Tolstoy'un o sözünü hatırlayın, 'cahille tartışırken söylenen her bir söz ateşe atılmış bir odundur.' Öyleyse farklı bir yol bulmalıyız onları uyandırmak için."

İçimden ister istemez 'bunca yıl körü siksen gözü açılır' dedim. "Mesela ne gibi?"

"Youtubedaki sokak röportajlarında AKP ye ve Tayyip'e oy verenlere küfür edenleri görüyorsunuzdur. Bakın gerçekçi olalım. Son seçimde burun farkıyla kaptırdı birinciliği. Fakat öncesinde kurulduğu günden bu yana 20 yıldır girdiği her seçimde birinci oldu ve hep yüksek oy oranlarıyla başardı bunu. Eğer çaldıysa da bu muhalefetin eksikliği ve ayıbıdır. Yani bu şu anlama geliyor, istatistiksel olarak her aileden bir ya da birkaç kişi, son 20 yıldaki seçimlerde bu adama illaki bir ya da birkaç kere oy verdi. Bizim aileden hiç kimse bir kere bile Tayyip'e oy vermedi diyen yalan söylüyordur, matematik ortada. Şimdi insan tutupta kendi annesine, babasına, dedesine sövmeyi sindiremez içine. Kendi ailesine laf söyleyemeyen insanlar utanmadan çıkıp, bu AKP'ye oy verenler gerizekalıdır diyorlar rahat rahat. Yani hepsi birbirlerinin ailesine sövüyor. Dolaylı olarak kendi ailelerine de tabii. Mesela sana yemin ederim ben hiç oy vermedim bu adama ama dediğim gibi benim ailemden illaki birileri verdi. O yüzden sayıp sövmeden önce ortada yanlış yaptığını düşündüğüm insanlar varsa önce onlarla konuşup doğru olduğunu düşündüğüm yola sokmalıyım. Gel gelelim bu çok zor. Çünkü Mark Twain'in dediği gibi 'insanları kandırmak, kandırılmış olduklarına inandırmaktan daha kolaydır'. Yani Tayyip ve avaneleri insanları kandırdı, biz ise kandırılmış olduklarına ikna etmeye çalışıyoruz. Muhtemelen bu son dediğimi yazmayacaksın bile..."

"Hayır yazacağım!" dedim kararlı bir şekilde.

"Ama birileri yayınlamadan önce düzeltmeni ya da silmeni emredecek değil mi?"

Acı bir tebessüm ettim bu sefer.

"Hop kardeşim! Reise laf yok!" diye atladı yan masadan bir tanesi. "Tayyip bu ülkenin cumhurbaşkanıdır. Öyle hakaret etmek olmaz! Saygı duyacaksınız!"

"Hakeret etmedim" dedi Cenk abi, "düşüncemi söyledim. Onun bir yalancı olduğunu düşünüyorum. Bu bir hakaret değil."

"Her memlekette sorun var. Git Almanya'ya hepsi aç. Reis olmasa sen ekmek bulamazdın ekmek! Bu ülke nasıl beter olurdu haberin var mı?"

Biriyle konuşurken başkasının müdahale etmesine oldum olası sinir olmuşumdur.

"Beyefendi gelin sizinle de konuşalım" dedim, "siz de söyleyin fikirlerinizi."

"Ben ne konuşacağım!" diyerek ayaklandı, "dünya bizi kıskanıyor!" diye diye söylenerek gitti.

"Kusura bakma Cenk abi" dedim. "Reis olmasa daha kötü durumda olurmuşuz... Daha ne kadar kötü durumda olacaksak..." diyerek taraf belli ettim.

"Aslında" dedi Cenk abi, "belki daha kötü durumda olurduk. Ama belki de daha iyi durumda olurduk. Korkarım bunun cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz."

"Cenk abi seninle tanıştığıma çok memnun oldum. Hikayen nedir ve neden bu cahil kasabadasın bilmiyorum ama keşke daha geniş vaktim olsaydı da dinleseydim."

Gülümseyip, elini hoşçakal dercesine kaldırdı. Hiçbir şey demedi.

Arabaya atlayıp yola çıktık. Cinayetin olduğu evlerin önünden geçtik. Zeynep'in yaşlarında bir kız balkonda çamaşır asıyordu. Sanırım bu ilk gün laf arasında geçen baskıcı ailenin kızıydı. Arabayı görünce bize baktı. Böyle küçük yerlere yabancı biri gelince herkes bakardı. Fakat kızın Mete'ye attığı flörtöz bakış gözümden kaçmadı değil.

"Anlaşıldı" dedi Mete.

"Ne anlaşıldı?"

"Şu cinayet meselesi. Çözdüm galiba. Yok yok galibası fazla, öyle olduğuna eminim."

"Anlatsana oğlum çatlatma."

"Farkındaysan kızlar aynı yaşlarda ve evler de birbirinin tıpatıp aynısı. Kuvvetli muhtemel bu şimdi gördüğümüz kızın bir sevgilisi var ve kasabalının bahsettiği gibi ailesi çok tutucu. Muhtemelen kızın sevgilisi ya Suriyeli ya da Afgan bir göçmene para verdi ailesini öldürtmek için. Evi tarif etti, kızı tarif etti. Baştan ikinci ev dedi. Ama baş dediğin şey göreceli. Katil yanlışlıkla sondan ikinci eve girdi. Ve yanlış aileyi öldürdü. Olan biten bundan ibaret."

"Oha lan olaya bak."

"Sen ne düşünüyorsun."

"Valla olabilir, bilemiyorum."

"Ben şunu biliyorum, böyle olduysa bile ki dediğim gibi böyle olduğuna eminim, hiçbir zaman çözülemeyecek bu olay, binlerce çözülmemiş olanlar gibi rafa kaldıralacak."

Mezarlığın önünden geçiyorduk. O küçük kız gene oradaydı. İnsanın kaybettiği bir yakınını özlemesi normaldir. Babam da her hafta gider babaannemin mezarına. Kötü ve üzücü bir olay yaşadığınızda ilk zamanlar acı çekseniz de zamanla normale dönersiniz fakat çok sevdiğiniz bir yakınınızı kaybettiğinizde bunun tam tersi söz konusudur. Çünkü o kişi gitmiştir ve bir daha gelmeyecektir. Ve sen ne kadar yaşayacağını bilmezsin. Elli yaşına kadar mı? Altmış? Yetmiş? Her ne kadarsa o yaşa kadar görmeyeceksindir işte o kaybettiğin yakınını... Hele ki çok sevdiğin ve her mutlu anını paylaştığın biriyse o ölen kişi, bundan sonraki başarıların ya da mutlu olacağın olaylar sırf onunla paylaşamadığın için bırak seni mutlu etmeyi, ızdıraba dönüşür artık...

Tam bunlar aklımdan geçerken ve o mezarın başındaki kızın da benzer duygular içinde olduğunu düşünürken gördüğüm şey karşısında şok oldum. Kız mezarın ortasına geldi, eşorfman ve külodunu indirdi. Çömelip kakasını yapmaya başladı! Böylesi bir ters köşeyi nadiren yaşamıştım ömrümde. İleriden mezarlık görevlisi olduğunu düşündüğüm kişi elinde sopayla kıza doğru koşarken, "Mete dur çabuk!" diye bağırdım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.