Esrarengiz Mezar kitap kapağı

12. bölüm / 15

Esrarengiz Mezar

12

Vaveyla Yazarı: Murat Kesgin

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 12

"O ne curcunaydı be Veli abi?"

"Şimdiye kadarki en fazla rezalet çıkan cenaza merasimi buydu. Şu jandarma mı polis mi artık kim çözecekse çözse bari şu cinayet işini."

Bir an Mete'nin teorisini onunla paylaşmayı düşündüm. O katilin aslında Zehra'nın ailesini öldürmesi gerektiğini fakat evleri karıştırdığını... Sonra vazgeçtim.

"Abi anladığım kadarıyla kimse ölen yakınını Celal'in yanına gömmek istemiyor."

"Ne yalan söyleyeyim ben de istemezdim ama tutturdular yan yana olsun diye. Kusura bakmasınlar başka yan yana yer yok."

"Peki Celal'in diğer yanındaki mezar? Dolu olan?"

"O Celal'den yıllar önce ölmüş. Orada yatanın oğlu da rahatsız olup değiştirmek istedi babasının mezarını. Ama çocuk şehir dışında, baktı bir ton prosedür, uğraş var vazgeçti."

"Abi bu mezar niye bu halde ya? Ortasındaki şey ne bir kere? Ağaç gövdesi gibi."

"Valla o çıkıyor. Kesiyoruz, üç beş ay sonra gene çıkıyor."

"Nasıl yani?"

"Kökünden söksek bile tekrar çıkıyor. Öyle kazık gibi çirkin çirkin de duruyor."

"Abi çok saçma, olur mu öyle şey?"

"Oluyor işte Elif hanım kardeşim. Yıllardır buradayım, olanı diyorum işte."

"Abi yanlış anlama, belli ki sen ya da başka bir görevli yokken biri gelip koyuyordur onu. Ya da illa ki bir mantıklı açıklaması vardır onu demek istiyorum."

"Valla neyse ne artık. Ben bıraktım uğraşmayı. Kendi akrabaları bile ilgilenmiyorken bana ne canım!"

"Ama yaptırmışlar mezarı. Sonuçta o da bir masraf."

"Nasıl sence güzel duruyor mu? Bir tarafı çökmüş, bir tarafı yıkılmış."

"Onun nedeni ne peki?"

"Şimdi birisi rahmetli olduktan sonra mezarının yapılması için en az altı ay, hatta mümkünse bir sene beklenmesini öneririz. Çünkü mezarın içine konulan tahtalar çürüyecek, toprak çökecek ve oturacak."

"Beklemediler mi?"

"Kudret bey şov yapacak ya, ertesi hafta gitti en ucuz mermerciyle anlaşıp yaptırdı. Daha ertesi gün bu hale geldi ha. Halbuki söyledik sıkıntı olacağını, al bak görüyorsun. Maksat millet desin 'Kudret babasıyla ne kadar ilgili. Babasını ne kadar seviyormuş'. Halbuki ne mal olduğunu bilmeyen mi var itin? Aynı malın mahsulü diyeceğim ama Cenk abi gibi naif bir insan nasıl çıktı bu Celal'den hayret ediyorum. Herhalde Aliye teyzeye çekmiş o."

"Aliye teyze... En son kardeşleri arsasına çökmüşlerdi. Sonra ne oldu?"

"Sonra ne olacak... Celal bir arsa daha olduğunu öğrenince ve akbaba akrabalar tarafından pay edilince deliye dönüyor. Sen o gün kadını bir döv... Aliye teyze o gün ömründe yediği bütün dayakların toplamından daha fazlasını yemiş Celal'den. Adam resmen yoruldukça dinlene dinlene dövmüş kadını."

"E gidip Aliye'nin kardeşlerine sorsaydı hesabını."

"Ya yer mi Allah aşkına! Böylelerinin her zaman gücü kime yeterse. Neyse Aliye teyze hakikaten hastanede yatmış birkaç gün. Konu komşu jandarmaya haber etmiş bu kadını kocası dövdü diye. Ama gel gelelim Aliye teyze merdivenden düştüm demiş."

"Korkmuş mu? Korktuğu için mi şikayetçi olmamış?"

"Hem korkmuş, hem de ufacık yavrusu babasız büyüsün istememiş. Sanki herif Cenk abiye çok babalık yapmış gibi."

"Sigara içebilir miyim?"

"İç iç. Sormana gerek yok."

Hem Mete hem ben yaktık birer tane. Bir dal da Veli abiye uzattık. "Değiştirmeyim" diyerek kendi sigarasını yaktı. Birkaç duman tüttürdükten sonra konuşmasını sürdürdü,

"Uzun lafın kısası Aliye teyzeye o hastanede kaldığı süre tahlil falan yapıyorlar ve kanser olduğu ortaya çıkıyor."

"Yapma be!"

"Maalesef... Çok yaşamamış üzerine. Birkaç ay sonra ölmüş kadın. Ama ölene kadar da resmen can çekişmiş. 'Kurtarın beni' diye haykırıyormuş. Ama öyle iyileşeyim anlamında değil, öldürün de kurtulayım anlamında..."

"Anladım abi."

"Biz ölüm iyiliği deriz, son iyilik de derler. Günlerdir yatağından kalkamayan kadın birden pat diye kalkmış, gitmiş oğluna sarılmış, doya doya öpüp koklamış. Zannedersin iyileşmiş ama yok, çok duydum ben bu ölüm iyiliğini. İyileşti gibi görünen kadın ertesi sabahı ölmüş. Onun mezarı burada değil, eski mezarlıkta gömülü o. Bu mezarlık 2011 de yapıldı. 13 yıl geçti ama yeni mezarlık diye geçiyor yine de."

"Ölüm iyiliğini zamanında babaannem vefat edince babam da çok araştırmış. Sönmek üzere olan bir mum tam sönmeden önce ateş birden yükselir, ama sonra pat diye söner. Bu örneği verir babam. Bununla alakalı farklı dini inançlar, farklı hipotezler ortaya koyuyor. Tıp bile düzgün bir açıklamasını yapamıyor. O yüzden zamanla doktorlardan çıkıp filozofların ilgi konusu oluyor. Tabi filozoflar da farklı farklı yorumlar yapıyor. Bunun hala kanıtlanmış bir açıklaması yok."

"Yaradan sevdikleriyle vedalaşsın diye güç verir deriz biz."

"İşte böyle yorumlayan da var farklı şekillerde de. Neyse abi dağıtmayayım. Aliye teyze ölünce ne oldu peki?"

"Ne olacak... Celal ilk önce Aliye'den kalan üç beş ziyneti de bozdurup piç etti. Daha senesi de dolmadan evlendi. Daha doğrusu bunun annesi daha fazla azmasın diye gitti bunların köyünden gözü açılmamış cahil bir kadın buldu getirdi."

"Kudret, o kadından anladığım kadarıyla."

"Aynen öyle. Kadının adı Nursel."

"O da mı öldü?"

"Yok. Gözü açılmamış dediğim kadının gözü de götü de göbeği de burada öyle bir açılmış ki birkaç sene sonra başka bir adamla kaçmış gitmiş İstanbul'a. Artık orada da daha çok açılmıştır herhalde."

"Kadına bir yandan hak vermemekte elde değil. Kim katlanır Celal gibi adama? Yani anlattıklarına dayanarak böyle bir yorum yapıyorum."

"Tabii. Gerçi Celal, Nursel'i Aliye'yi dövdüğü kadar dövmemiş. İki tane çocuğa kim bakacak? Nursel'in kaçtığı kişi de Celal'in en yakın arkadaşı bu arada. Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. Cenk abi çok dayak yemiş üvey annesinden. Kadın Kudret'e kızarmış, hıncını Cenk'ten çıkarırmış. Cenk'in okul yaşı gelmiş ama yazdırmamışlar. Çevredekilerin baskısıyla vakti gelince Kudret'le beraber yazdırmışlar. Aynı sınıftaydık biz. Cenk abi kendinden üç dört yaş küçük çocuklarla aynı sınıftaydı düşün. Adama daha o zaman bile abi derdik. Düşünsene ilk okul birinci sınıfa gidiyorsun ve sınıf arkadaşların sana abi diyor..."

"Okulda nasıl bir öğrenciydi peki?"

"Allah'ı var çok başarılıydı. Kudret falan okumadı. En basit şeyleri bile bilemezdi öğretmen sorduğunda. Ama Cenk öyle değildi. Böyle bir adamı ilk okuldan sonra okutmayacaktı Celal düşün... Allah'tan o dönemin muhtarı devreye girdi de adamı şehir merkezinde yatılı okula verdiler. Verdiler de kurtuldu adam üvey anne dayağından. Sonra lisedir, üniversitedir derken okudu memur oldu. Bunca yıl İstanbul'da görev yapıyordu. Emekli olunca da buraya ziyaretleri sıklaştı. Ailesi falan İstanbul'da. O da İstanbul'da yaşıyor ama yılın birkaç ayı gelir. Buradan da bir ev satın aldı zamanında. Yani senin anlayacağın bütün olumsuzluklara rağmen başardı Cenk abi."

"Zaten başka çaresi yokmuş adamın..."

"Öyle..." dedi Veli abi yerinden kalkarken. Köpekler yine havlamaya başlamıştı. "Şunları kovayım ben."

Veli'nin arkasından Mete de ayaklandı. Ayakları açılsın diye odanın içinde volta atmaya başladı.

"O mezar neden öyle biliyor musun Elif?"

"Nedenmiş?"

"Kabir azabı güzelim. Herif kabir azabı çekiyor. Hiç kabir azabı diye bir şey duydun mu?"

"Duydum Mete'cim. Bu saçmalıklarla büyüdüm ben. O yüzden mantıklı bir açıklaman yoksa hurafelerle vaktimi harcama lütfen. Adam anlatıyor işte ne olduğunu."

"Bana bak, saat ne kadar geç olursa olsun yola çıkıyoruz. Ben bu boktan yerde bir gün daha kalmak istemiyorum."

"Ben de istemiyorum."

"İyi bari."

Camdan dışarı baktım. Veli yaklaşıyordu.

"Mete" dedim bir karın ağrısıyla...

"Kaç yıldır beraberiz hala doğrudan söylemek yerine ağzından laf almamı bekliyorsun."

"İyi bir hikaye çıkmaz mı bu anlatılanlardan. Yazsam roman olur misali..."

"Olur tabii. Ama biz haberciyiz ve o dediğin şey bizim alanımız değil."

"Ya, kendi işimizi kurmayacak mıyız kardeşim? Sonuçta kendi internet sitemizi de açmamız lazım. Oraya yazarız işte."

"Bilmiyorum olabilir."

"Çay koyayım mı Elif kardeşim" diye içeri girdi Veli abi.

"İstemiyorum abi, teşekkür ederim. Peki Aliye ve Nursel'i anladık. Bu küçük kız ne alaka?"

"O küçük şeytan... Biliyorsun Suriye'de savaş var. 2015 yılında genç bir çift kaçıp geliyor Suriye'den. Ferya ve Ali. Bunlar sözlüler. Amaçları buradan Avrupa'ya kapak atmak. Orada da evlenip mutlu mesut yaşamak."

"Bütün hepsinin yapmak istediği gibi yani? Avrupa'ya geçmek için Türkiye'yi basamak olarak kullanmak. Tabii çok azı başarabiliyor geçmeyi."

"Aynen öyle. Bunlar da başaramayanlardan. Tekirdağ'a kadar gelebilmişler işte. Kimisi buraya kadar bile gelemiyor."

"Peki neden burada kaldılar?"

"Çingeneler var burada çok. Ali'yi döve döve öldürmüşler. Ferya tecavüzden zor kurtulmuş."

"Polise falan gitmemiş mi?"

"Olayın olduğu gün can havliyle kaçıp ilk gördüğü evin kapısını çalıyor. Bil bakalım o ev de kimin?"

"Celal..."

"Aynen öyle. Ferya çat pat Türkçe öğrenmiş, Celal de çat pat Arapça bilen birini buluyor. Kızcağızı korkutuyor da korkutuyor. İşte polise gidersen çingeneler seni yaşatmaz öldürür... Burada kimse kaçıp gelen Suriye'lileri sevmez... Kadın başına ölür kalırsın diye diye kanına giriyor. Kadıncağız geri de dönemiyor ülkesine, mecbur Celal ile kalıyor. Celal de kendini zengin mengin, buraların sözü geçen kişisi diye bir güzel pazarlıyor buna. Sonunda da imam nikahını basıp gencecik kızı kendine eş yapıyor."

"Abi sen anlattıkça ben nefret ettim heriften."

"Dediğim kadar varmış değil mi?"

"Varmış abi. Peki, dün daha en başında Celal'in o kadını öldürdüğünü söylemiştin. Doğru hatırlıyorum değil mi?"

"Evet. Bir seneye kalmadan Ayşenur doğdu. Gel zaman git zaman dedikodular çoğaldı. Çünkü Ayşenur Celal'e hiç benzemiyordu ve Celal'in yaşı baba olmak için çok geçkindi. Belli ki bu çocuk ya Kudret'tendi ya da beraber kaçıp geldiği Ali'den."

"Kudret sarkıntılık yapıyor muydu Ferya'ya?"

"Kesin yapmıştır."

"Onda o potansiyel var, doğru diyorsun."

"Öyle... Ama benim tahminimce çocuk Ali'nin."

"Sonra ne oldu abi?"

"Celal dayanamıyor milletin bıyık altından gülmesine, gidiyor eve yapışıyor kadının boğazına. Ayşenur'un gözü önünde boğuyor kadını. Ayşenur o zaman herhalde üç dört yaşında falan ama anlıyor bir anormallik var. Durdurmaya çalışıyor ama gücü nasıl yetsin? Celal boğarak öldürüyor kadıncağızı. Akabinde de kalp krizi geçiriyor."

"Ve ölüyor öyle mi?"

"Öyle... Tık diye gidiyor yani çok fazla acı çekmeden."

Ayağa kalkıp yürümeye başladım, "hayat hiç adil değil be Veli abi..."

"Takdir i ilahi ne diyelim şimdi?"

Hı hı öyle... diye geçirdim içimden. "E bu Ayşenur nerede kalıyor şimdi?"

"Demiştim ya Celal'in babadan kalma evi var diye. O ev şimdi Kudret'in. Kızı da yanında hizmetçi gibi kullanıyor. Temizliğini yaptırıyor, bokunu temizletiyor, dilendiriyor. Ne şekilde becerdiyse devletten yardım parası da alıyor kız için."

"Ne parasıymış ki o?"

"Valla bilmiyorum. Yapmıştır bir alavere dalavere. Kız 18'ine gelene kadar alacakmış..."

Birer sigara yaktık. Bitene kadar sessizce içtik. Son nefese kadar kimse ağzını bile açmadı.

"Müsadenle Veli abi" dedim. Helalleşip vedalaştık.

"Uğurlar ola" dedi ölülerle gene başbaşa kalırken.

"İstersen ben kullanabilirim Mete" dedim.

"Sen de yorgunsun. Otele dönelim. Bir günlük ücreti de öderiz bir şey olmaz. Yarın biraz erken uyanırız. Belki gitmeden Cenk abi ile bir daha konuşuruz. Gerçi çok rahatsız edici muhabbetler bunlar. Bu konular hakkında konuşmak ister mi bilmem ama olayları onun gözünden dinlemeyi de isterim açıkçası. Hatta böyle durumlarda objektif olmak adına bariz bir şekilde kolpanın teki olduğu belli olmasına rağmen Kudret'e bile söz hakkı verilmeli."

"Doğru diyorsun. Bana uyar öyle yapalım" dedim ve bir gece daha kalmaya karar verdik. Hayatımızda verdiğimiz en kötü karardı bu...

Otele az bir mesafe kalmıştı. Telefonu çıkarıp dünyadan havadislere göz attım.

"Ne var ne yok?" diye sordu Mete.

"Genç bir kadın İran'da soyunarak protestoda bulunmuş."

"Bakayım."

Telefonun ekranını ona doğrulttum. "İyiymiş" dedi. "Nedense böyle soyunmalı eylemleri genelde güzel fizikli kadınlar yapıyor. Sanki öncesinde hazırlık yapılmış gibi, diyet ve spor falan."

"Her bakımdan cesurca bir eylem."

"Soyunmak her zaman cesurcadır Elifcim."

"Yazık, kadını öldürmezler umarım. Biliyorsun kadınlara karşı çok katılar."

"İşte tam da o yüzden dünyanın en abaza kadınlarındandır İran'lı kadınlar."

"Nasıl yani?"

"Kuzenim kabin memuru. Abayalarla, feraçelerle binerlermiş uçağa. Uçak havalanıp İran hava sahasının dışına çıktığı anda çıkarırlarmış çarşafları. İçlerinden sülü püslü, dekolteli, açık seçik kadınlar çıkarmış. Ve erkeklere de yiyecek gibi bakarlarmış."

"Bastırılmış duygular mı yoksa abazalık mı?"

"İşte ikisi paralel. Birkaç sene önce bir iş için büyük bir otelin lobisinde birini bekliyordum. İran'dan gelmiş bir aile vardı. Analı kızlı içime düşecek gibi bakıyorlardı. Zehra'nın bakışları masumca kalır."

"E ama sen yakışıklı adamsın."

"Kişisel değildi bu durum. Garsona da aynı şekilde bakıyorlardı. Resepsiyondaki çocuğa da. Yakışıklı ya da değil fark etmez. Kriter erkek olmak. Ama dediğim gibi onları bu duruma sokan sistemin kendisi. Bana sorarsan genelleme yapacak olursak İran'lı kadınlar Türk kadınlarından daha güzel ama işte seçenekleri yok. Oysa bizimkiler öyle mi? Abaza dolu ülkemizde birini bırakır öbürünü bulur. Evliymiş, bekarmış fark etmez."

"İsteyen istediğiyle birlikte olur ama eşini ya da sevgilisini aldatan erkeklere asla saygım yok, kadınlara daha da yok."

"Niye kadınlara daha da yok? Erkek aldatır da kadın aldatamaz mı? Aynı şey."

"Tam olarak değil Mete'cim. Olaya bilimsel yaklaş. Siz erkeklerde testosteron denen bir bok var. Sizin cinselliğe meyliniz kadınlara göre çok daha kolay. Kadınlar da yok böyle baş edilmesi gereken bir canavar."

"Sonuçta aldatma aldatmadır."

"Ya tabii ki öyle ama etkileri aynı değil. Ona bakarsan ekmek çalmak ve araba çalmak, sonuçta ikisi de hırsızlıktır. Benim düşünmem gerekeni sen, senin düşünmen gerekeni ben düşünüyorum çok garip..."

Pansiyondan bozma otelimize gelmiştik.

"Tekrar hoş geldiniz" dedi girişteki adam.

"Bir gece daha kalacağız."

"Tabii... Tabii..." Herif para kazanacağı için sevinmişti. "Aynı odaları veriyorum."

"Teşekkürler."

Odalarımızın önündeydik. Mete'nin her zaman söylediği şeyi söylemesini bekledim. Söylemedi... Odasına girmek üzereyken, "uyumazsam geleyim mi?" diye ben sordum. Gülümsedi.

"Sen bilirsin" dedi.

Belli ki bu gece yalnız kalmak istiyordu. Kişisel alanına saygı duyup gitmedim yanına. Veli'nin anlattığı şeyleri kafamda hikayeleştirerek uyuyakaldım...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.