2. bölüm / 15
Esrarengiz Mezar2
Bölümler 15Şu an: 2
“Neydi şu gideceğimiz yerin adı?” diye sordu Metehan umursamazca ve gideceğimiz yerin adını gerçekten bilmiyormuş gibi görünmeye çalışarak.
“X kasabası. Bilmediğin yere kadar nasıl araba kullanacaksın acaba?”
“Hayatım, yazacağım navigasyona ondan sonra da güzel güzel gideceğiz.”
“Şirket otobüs biletlerimizi karşıladı biliyorsun. Arabayla gitmek zorunda değiliz.”
“Otobüsle gitmem ben.”
“Niye Metecim? Klasın mı sarsılır?”
“Saçma sapan konuşma Elif ne klasımız var Allah aşkına. İki büklüm gittik hadi diyelim. Herifler bölgeyi de tanıtan bir yazı dizisi istiyorlar. Hiç mi akıllarına gelmiyor orada gezilir, tozulur, bir yerlere gidilir. İnilir, çıkılır vesaire.”
"Oğlum sende Jale hanımdaki göt var mı sana araba tahsis edilecek?”
“Di mi ya… Kahraman cesur muhabirimiz. İstifaları basalım diye yapıyorlar biliyorsun değil mi?”
“Basmayacak mıyız?”
“Para lazım biliyorsun Elif.”
“Çalışıp kazanıyoruz işte paramızı.”
“İyi çalışıp kazanmaya devam edelim bakalım paramızı. Her ay kenara üç beş bir şeyler koyarsak 350, bilemedin 400 seneye kalmaz zengin oluruz.”
“Zengin olmaktan bahsetmediğimi biliyorsun. Söz konusu bağımsızlık, özgürlük. İstediğimiz haberi korkusuzca yapmak. Yalandan değil, gerçekten gazeteci olmak.”
“Benim de isteğim bu. Gerçi öylelerinin de sonunu biliyoruz ya…”
“Kanalımız için gerekli ekipmanları alıyoruz, reklam için de bütçemizi hazırlıyoruz ve şovumuza başlıyoruz, merak etme. Aklımız varken birkaç sene önce açmadık youtube kanalını. Şimdi sosyal medya kanalı açmakta televizyon kanalı açmak gibi maliyetli oldu baksana.”
“Öyle. Yapacak bir şey yok. Gidip şu saçma işleri halledelim.”
“Yahu o kadar gücüme gidiyor ki. Yenidoğan bebekleri öldüren bir çete var. Üç beş kişi göz altına alınıyor. Deşsek kurcalasak o işi daha ne pislikler çıkacak ve hangi siyasilere ulaşacağız kim bilir. Ama gel gelelim X kasabasını gezmeye gidiyoruz.”
Bavulları Metehan’ın külüstürüne yükleyip yola çıktık. Navigasyon iki saat gösteriyordu. Aslında iki saatlik otobüs yolculuğu keyifli olurdu. Fakat Mete haklıydı, orada illaki arabaya ihtiyacımız olacaktı.
“Dümenden bir iki röportaj yaparız, kalanı ben süsler püslerim” dedi Mete.
“Sen hangi kamerayı aldın?”
“Telefonla çekeriz ya. Telefonun kamerası gayet iyi. Pratik. Kullanmak lazım teknolojiyi. Yapandan Allah razı olsun.”
“Yalnız yapan bir kafir olduğu için cehennemde cayır cayır yanacak biliyorsun. Malum inandığın din böyle diyor.”
“Yanıp yanmayacağını Allah bilir Elifcim.”
“Tamam da kuran Allah’ın kelamı değil mi?”
“Öyle de ayetler farklı farklı yorumlanabilir.”
“Başladık klişelere…”
“Nasıl?”
“Mete sana bir şey soracağım. Evet ya da hayır diye hızlı bir şekilde cevap ver lütfen.”
“Okey.”
“Kuran’ın Türçesini okumadın değil mi?”
Birden tebessüm etti. Biraz duraksadı. Sonra, “yok” dedi.
“İşte” dedim. “ Çoğu müslüman gibi. Ama ben okudum, çoğu ateist gibi. İslama göre müslüman olmayan kafirdir. Ve nisa suresinde kafirlere ne olacağı açıkça yazar.”
“Orada öyle demek istemiyordur.”
“Yaşasın orada öyle demek istemiyor spor!” diye bağırdım kollarımı kaldırarak.
Mete tebessüm etti.
“Ama haklısın” dedim ona, “orada öyle demek istemiyor olmalı. Bindiğimiz bu araba, bahsettiğimiz bu telefon ve bir dünya teknoloji… İnsanlığa faydası olan aletleri icat eden adamlar sırf müslüman değiller diye cehenneme gidecekler. Bizim hiçbir boka yaramayan mahalle bakkalımız hacı Yusuf amca cennete gidecek… Saçma.”
“Bak o konuda haklısın” dedi Mete.
“Hoş gerçi hepsi saçma” diye devam ettim, “ne Tesla gidecek cehenneme ne de hacı Yusuf amca gidecek cennete. Çünkü ne cennet var ne de cehennem. Hepsi yalan dolan.”
“Neyse” diye kestirdi Mete. Malum din bir tabuydu ve kelimeler ya da düşünceler cüretkarlaşmaya başladığında gene o dinin korku oto mekanizması devreye girerdi.
“Köfteci var şurada bak” dedi Mete iştahlı bir şekilde, “gömmeyelim mi birer porsiyon?”
Bölüm etkileşimi
