Bölümler 21Şu an: Kaza
- 1 Ayrılık549 kelime
- 2 Özlemişim amk480 kelime
- 3 Piç adam678 kelime
- 4 Patronculuk620 kelime
- 5 Kafanı sikiyim Seungmin523 kelime
- 6 Bay Jean1.386 kelime
- 7 “Seungmin’nin yeri benim yanım.”1.329 kelime
- 8 Sapık adam1.408 kelime
- 9 ASANSÖR2.079 kelime
- 10 Beyaz gül1.475 kelime
- 11 Gülün hesabı1.198 kelime
- 12 Jisung ve Chanın Planı1.708 kelime
- 13 Gerçekler1.075 kelime
- 14 Öpüşme1.560 kelime
- 15 hyunjin artık şirkette942 kelime
- 16 “Günlerdir seni izliyorum Han Jisung”1.005 kelime
- 17 İlk okul çoçukları Hyunjin ve Jisung1.507 kelime
- 18 Baskın basanındır1.411 kelime
- 19 Chanın içine düşen müşteri1.200 kelime
- 20 Kaza773 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 Benimle evlen (F)909 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eve vardığımızda havadaki gerginlik üzerimize çökmüş gibiydi. Jeongin salondaki koltukta dizüstü bilgisayarıyla oturuyordu. Kapının açılmasıyla birlikte Hyunjin ve Jisung içeri hışımla girdi, ben ise sadece montumu asıp doğruca mutfağa yürüdüm.
"Geldik işte," dedi Jisung, çantasını yere atarak.
Jisung koltuğa yerleştiğinde olup biten herşeyi Jeongine anlattı.Jeonginde çok şaşırmıştı inanamıyordu,”Chan hyung aradımı sonra?”
Hyunjin ellerini ceplerine sokup kaşlarını çattı. "Sorun da orada zaten. Seungmin otobüsteyken telefonu sessize aldı, 'Aramayacağım' dedi ama telefon bir kere bile titremedi. Chan hyung’dan ne bir mesaj var ne de arama."
"Harbi mi?" dedi Jeongin şaşıran bir ifadeyle. "Nasıl mesaj atmadı ya? Normalde bir saatte elli kere arardı Seungmin hyung'u."
"Koreli yılan kadını evine bırakıyor ya," dedi Jisung alaycı bir sesle. "Eski günleri yad ediyorlar herhalde. Adamın başı döndü kadından."
Mutfaktan su alıp salona dönmeden doğrudan odama doğru yürüdüm. Kapının önünde durup arkama bakmadan konuştum. "Ben erken yatıyorum. Yarın erken kalkacağım, beni uyandırmayın."
"Seungmin kanka yemek yemeyecek misin?" dedi Hyunjin arkamdan.
"İştahım yok," deyip kapımı kapattım ve kilitledim.
Odanın karanlığında yatağa uzandığımda telefonum yanımda öylece duruyordu. Ekranı defalarca kontrol ettim. Gerçekten de tek bir bildirim bile yoktu. İçimde gün boyu bastırmaya çalıştığım o ağırlık tam bu anda göğsüme oturdu.
Tam Chan hyung’a olan duygularımı kabullenmişken, aramızdaki o bağı herkese karşı korumaya hazırken neden böyle bir şey yaşanıyordu ki? Acaba ben mi abartıyordum, yoksa gerçekten Chan hyung için sadece "geçici bir heyecan" mıydım?
Kendi hislerimi, onun bana olan bakışlarını tek tek sorgulamaya başladım. O kadar yılı, o kadar huzurlu anı birkaç saatlik bir toplantıda başka bir kadının cilvesine kurban mı etmişti? Gözlerimi tavana dikip sabaha kadar doğru düzgün uyuyamadan dönüp durdum.
Salonda ise üçü fısıltıyla konuşmaya devam ediyordu.
"Oğlum bu durum hiç iyi değil," dedi Jisung koltuğa iyice gömülerek. "Seungmin ilk defa böyle bir şeyde içine kapandı. Normalde söver geçerdi."
"Çünkü gerçekten aşık olmuş," dedi Hyunjin ciddiyetle. "Chan hyung'un o kadının yanında pısırık kalması Seungmin'in ağırına gitti. Bir de üstüne aramayınca çocuk iyice koptu."
"Yarın şirkette kriz çıkacak kesin ," diye mırıldandı Jeongin, bilgisayarını kapatırken.
Ertesi sabah şirket binasına girdiğimizde hava zaten kapalı ve kasvetliydi. Hyunjin ve Jisung iki yanımda sessizce yürüyor, bana ne diyeceklerini bilemiyorlardı. Yüzümdeki o ruhsuz ifadeyi gördükçe onlar da çekiniyordu.
Tam asansörlerin olduğu geniş lobiye adım attığımızda, ana kapıdan içeri iki kişi girdi. Chan hyung ve Sunhwa.
Sunhwa, üzerindeki beyaz şık kabanı ve yine o iddialı siyah saçlarıyla Chan hyung’un hemen yanında yürüyordu. Aralarındaki mesafe neredeyse sıfırdı.
Chan hyung’un elinde iki tane kahve bardağı vardı. Sunhwa ise yüksek sesle, lobideki herkesin duyabileceği bir neşeyle konuşuyordu.
"Dün akşamki restoran gerçekten harikaydı Chan-ah," dedi Sunhwa, kahkaha atarak. "Hele o eski günlerdeki gibi sahil kenarında arabayla turlamamız... Yıllar sonra çok iyi hissettim kendimi. Kahve için de ayrıca teşekkür ederim, sabah sabah çok iyi geldi."
Chan hyung hafifçe tebessüm edip, "Rica ederim Sunhwa, misafirimizsin sonuçta," dedi.
Lobideki birkaç çalışan onlara bakıp fısıldaşmaya başladı bile. Hyunjin ve Jisung oldukları yerde donup kaldılar. İkisinin de gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
Jisung, Hyunjin’in kolunu öyle bir sıktı ki Hyunjin inlememek için kendini zor tuttu. "Hyunjin..." dedi Jisung fısıltıyla. "Kadın az önce dünü beraber geçirdiklerini mi ima etti ben mi yanlış duydum?"
"Sus, Seungmin duyacak," dedi Hyunjin panikle bana bakarak.
Hiçbir şey demedim. Yüzüme bakmasalar da Sunhwa’nın o zafer kazanmış edasıyla söylediği her kelime kulağımda yankılandı. Chan hyung’un sabahın köründe o kadınla şirkete birlikte gelmesi, elinde kahvelerle sırıtması...
İçimdeki o son umut kırıntısı da o an orada paramparça oldu. Gözlerim ısınmaya başladığında bunun durdurulamayacak bir raddeye geldiğini anladım.
Arkamı dönüp asansöre binmek yerine doğrudan şirketin döner kapısına doğru hızlı adımlarla yürümeye başladım.
"Seungmin!" dedi Hyunjin arkamdan hafifçe seslenerek ama Jisung onu tuttu. "Bırak kanka, şu an bir şey deme."
Dışarı çıktığım an yağmur çiselemeye başlamıştı bile. Şirketin önündeki merdivenleri hızla inip kaldırımda yürümeye başladım. Gözümden süzülen ilk damla yağmur damlasıyla karıştı. Göğsümdeki o sıkışma hissi öylesine ağırdı ki nefes alamıyordum.
"Seungmin! Dur!"
Arkamdan gelen o tanıdık sesi duyduğumda adımlarımı daha da hızlandırdım. Chan hyung şirketten dışarı fırlamış, yağmurun altına aldırış etmeden peşimden koşuyordu.
"Seungmin, dinle beni lütfen! Yanlış anladın!"
Sağanak yağmur aniden şiddetlendi, saniyeler içinde üzerimdeki ceket sırılsıklam oldu. Dönüp yüzüne bakmadan karşı caddeye geçmek için adımlarımı hızlandırdım.
"Seungmin dur!"
Peşimden koşan Chan hyung’un sesini ve hemen ardından kulakları tırmalayan acı bir fren sesini duydum. Refleksle adımlarımı durdurup hızla arkama döndüm.
Tam o sırada, yağmurdan dolayı görüş açısı kapanmış olan siyah bir cip, hızla savrularak Chan hyung’a çarptı.
Her şey o kadar hızlı gelişti ki bocaladım. Sert bir çarpma sesi caddedeki yağmur uğultusunu bıçak gibi kesti. Arabanın kaportasına çarpıp asfaltın üzerine savrulan bedeni gördüğümde soluğum kesildi.
Ağzımdan tek bir kelime bile çıkamadı. Kalbim durmuş gibiydi. Yağmur damlaları yüzüme çarpmaya devam ederken, elimdeki çanta yere düştü. Asfaltın ortasında hareketsiz yatan Chan hyung’a, çiseleyen yağmurun altında öylece bakakaldım..
Bölüm etkileşimi
