7. bölüm / 17
ESKİ SEVGİLİM | CHANMİN“Seungmin’nin yeri benim yanım.”
Bölümler 17Şu an: “Seungmin’nin yeri benim yanım.”
- 1 Ayrılık549 kelime
- 2 Özlemişim amk480 kelime
- 3 Piç adam678 kelime
- 4 Patronculuk620 kelime
- 5 Kafanı sikiyim Seungmin523 kelime
- 6 Bay Jean1.386 kelime
- 7 “Seungmin’nin yeri benim yanım.”1.329 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Sapık adam1.408 kelime
- 9 ASANSÖR2.079 kelime
- 10 Beyaz gül1.475 kelime
- 11 Gülün hesabı1.198 kelime
- 12 Jisung ve Chanın Planı1.708 kelime
- 13 Gerçekler1.075 kelime
- 14 Öpüşme1.560 kelime
- 15 hyunjin artık şirkette942 kelime
- 16 “Günlerdir seni izliyorum Han Jisung”1.005 kelime
- 17 Baskın basanındır1.411 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Chan’ı orada bırakmak bir nebze de olsa canımı acıtmıştı. Yola çıkalı 5 dakika kadar olmuştu ama aklım hâlâ ondaydı. Beni umursamayan birini neden önemsiyorum ki? Kalbimdeki bu anlamsız sızı ve düşüncelerimi susturan Jean oldu. "Sorun ne Seungmin?" Kafamı camdan ona doğru çevirdim, afallamıştım. Yüzündeki o küstah ifadeyle bana bakıyordu.
"Bir şey yok, yorgunum sanırım." "Yorgunum"u bastırarak söylemiştim; tek umudum beni evime bırakmasıydı. İçimden sürekli kendimle savaşıyor, bu boğucu arabanın içinden bir an önce kurtulmak istiyordum. Aradan geçen dakikalar sonra dalmışım. Gözlerimi açtığımda kendi yatağımda olduğumu gördüm
rüya gördüğümü düşünüyordum ama rüya değildi. Duvar saatinin çıkardığı o ritmik tıkırtı sesi ve Jeongin’in minik mırıltıları, kendi odamda olduğumu bir kez daha yüzüme vurdu. Derin nefesler alarak doğruldum, başım çok ağrıyordu. Aklımda şimşekler çakmasıyla birlikte adeta bir soru yağmuru oluştu.
Ben Bay Jean’la birlikteyken, son olarak buraya nasıl gelmiştim? Ve en önemlisi... evimi nereden biliyordu? Endişeyle telefonumu yatakta buldum. Telefonumun ekranını açtığımda saat 03:46 yazısıyla dona kalmıştım. Zamanın nasıl geçtiğine ve kendimi nasıl burada bulduğuma dair en ufak bir fikrim yoktu.
Yarın Cumartesiydi, kafamı toplamak için iyi bir fırsat olabilirdi. Gözlerimi avuşturduktan sonra yataktan çok sessiz adımlarla kalktım ve banyoya ilerledim; evdeki herkes uyuyordu. Banyoya geldiğimde hemen soyundum. Bedenimi saran o tuhaf histen kurtulmak istercesine aynada vücuduma baktım; şükürler olsun ki hiç bir yerimde iz benzeri şeyler yoktu.
Derin bir iç çektim ve odam ilerledim. Pijamalarımı alıp tekrar çıktım; üzerime çöken o görünmez temasın ağırlığıyla kendimi kirli hissediyordum. Yatağıma geri yerleştim. İçimde bitmek bilmeyen bir huzursuzluk vardı. Gözlerimi tavana dikip karanlığa bakarken zihnim durmak bilmeyen sorularla çalkalanıyordu.
Jean beni buraya kadar taşımış mıydı? Yoksa yolda başka bir şey mi olmuştu? Ve daha da önemlisi... Chan tüm bunların neresindeydi? Beni o adamın arabasında bıraktığı için pişman olmuş muydu, yoksa öfkesi içini kavurmaya devam mı ediyordu? Göğsüme çöken o ağır baskıyla telefonumu elime aldım.
Bildirim ekranında Chan’in adını görme umudu bile kalbimin ritmini altüst etmeye yetiyordu. Parmaklarım titreyerek ekrana dokundu...
Telefon ekranıma son bir umutla baktım ama hiçbir bildirim yoktu. Chan’den ne tek bir mesaj ne de bir arama gelmişti... Göğsüme çöken o kırgınlıkla telefonu yanıma bırakıp gözlerimi kapattım.
Zihnimdeki cevapsız soruların ve içimdeki huzursuzluğun ağırlığıyla bir süre sonra derin bir uykuya daldım.Ertesi sabah uyandığımda içimde hâlâ dünün garip tortusu vardı.
Hızlıca hazırlanıp Jisung ile birlikte evden çıktık ve şirkete geldik. Şirketin kapısından içeri girdiğimiz an kalbim yine o tanıdık ritimle çarpmaya başladı.Çok geçmeden koridorda Chan ile karşılaştık. Bakışları anında üzerime kilitlendi, gözlerinde derin bir endişe ve merak vardı.
Bana doğru bir adım attı, dudakları aralandı ama sonra kendini tutup duraksadı."Günaydın," dedi Chan, sesi pürüzsüz ama araya buz gibi katı bir mesafe koymuştu."Günaydın..." diye mırıldandım, gözlerimin içine bakarken hissettiğim o sıcaklığa rağmen mesafeli duruşu canımı acıtmıştı."İyisin değil mi? Dün gece... bir sorun çıkmadı?" diye sordu, sesi kontrol etmeye çalıştığı bir korumacılıkla doluydu.
"İyiyim, sorun yok," dedim bakışlarımı kaçırarak."Güzel," dedi sadece. Bakışlarını üzerimde gezdirip derin bir nefes aldı ve arkasını dönüp odasına ilerledi. Onun bu hem ilgili hem de katı mesafesi içimi sızlatıyordu.Çok geçmeden Bay Jean odamın kapısında belirdi. Yüzündeki o yılışık, piç gülümsemeyle içeri girip masama doğru yaslandı.
"Günaydın güzelim," dedi Bay Jean, sesi midemi bulandıracak kadar yavşak bir tondaydı. Eğilip elini omzuma koydu, parmaklarını hafifçe ceketimin üzerinde gezdirdi. "Dün gece seni bırakırken çok masumdun... Ama erken daldın uykuya, sohbetimiz yarım kaldı."Geri çekilerek elini omzumdan ittim.
"İşimiz var Bay Jean, lütfen...""Ah, hemen resmiyet..." diye kıkırdadı, bakışları dudaklarıma kayarken. "Bu akşam bunu telafi edeceğiz ama. Büyük bir kutlama partisi hazırlatıyorum. Bütün şirket orada olacak, ama seninle özel olarak ilgileneceğimden emin olabilirsin."
"Ben gelebileceğimi sanmıyorum," diye kestirip atmaya çalıştım.Bay Jean yaklaşarak kulağıma doğru fısıldadı: "Gelsen iyi edersin Seungmin. Bu proje senin başarın ve bu partinin yıldızı sensin... Beni yalnız bırakmak istemezsin, değil mi?"
Akşam mesai bitiminde Jisung ile şirketten çıkıp eve doğru yürürken yol boyunca sadece bu konuyu konuştuk. Jisung’un yüzü endişeden kireç gibiydi."Seungmin," dedi Jisung kolumdan tutup beni durdurarak. "O adama hiç ama hiç güvenmiyorum! Sana 'güzelim' derken bile gözlerinin içi çıkacaktı neredeyse. Lütfen Bay Jean’dan uzak dur."
"Farkındayım Jisung... Adam üzerime geldikçe nefesim kesiliyor zaten," diye mırıldandım çaresizce."Peki yarınki parti ne olacak?" diye sordu Jisung, kaşlarını çatarak. "Gidecek miyiz, yoksa bir bahane uydurup evde mi kalacağız?""Bilmiyorum..." dedim, derin bir iç çekerek. "Gitmeyi hiç istemiyorum ama gitmezsem işte sorun çıkaracak gibi konuşuyor."
"Off! Chan hyung ne yapıyor peki? O bir şey demiyor mu bu duruma?""Chan mı?" dedim acı bir tebessümle. "Bana bakıyor ama sanki aramızda koca bir duvar var gibi... Ne düşündüğünü bile anlamıyorum."İkimiz de yarınki parti hakkında ne yapacağımızı kara kara düşünerek yürümeye devam ettik...
Eve geldiğimizde içimdeki huzursuzluk hâlâ geçmiş değildi. Jeongin ve Hyunjin mutfakta masayı hazırlamış, bizi bekliyorlardı. Birlikte masaya oturduk."Hoş geldiniz! Yüzünüzden düşen bin parça, ne oldu şirkette?" dedi Hyunjin, elindeki yemek tabağını masaya bırakırken."Hiç sorma Hyunjin... Şu yeni müşteri Bay Jean tam bir baş belası," dedi Jisung tabağına uzanırken.Jeongin kaşlarını çatarak bana baktı.
"Seungmin hyung, sen iyi misin? Rengin atmış biraz.""İyiyim Jeongin, sadece biraz yorgunum... Kafam çok dolu," diye mırıldandım. Yemeğimle oynuyor, tek bir lokmayı bile zor yutuyordum.Yemekten sonra Jisung odaya geçip parti için hazırlanmaya başladı.
Aynanın karşısına geçmiş, kıyafetlerini seçerken bir yandan da bana dil döküyordu. Ben ise yatakta sırtüstü uzanmış, tavanı izleyerek overthink krizlerimin içinde boğuluyordum. Aklımda binbir tane senaryo dönüp duruyordu: Gidersem Bay Jean yine üzerime gelecek mi? Gitmezsem Chan benim hakkımda ne düşünecek? Beni orada tek başıma o adamla mı bırakacak, yoksa yine buz gibi mesafesini mi koruyacak?
"Seungmin, hadi kalk artık!" dedi Jisung, gömleğinin düğmelerini iliklerken yanıma gelip bacağımdan dürterek. "Böyle yatakta yatıp kafanda kurarak bir yere varamazsın. Giynip geliyorsun benimle, hadi!""Gelmek istemiyorum Jisung..." dedim, sesimi yastığa gömerek. "O adamın yüzünü bile görmek istemiyorum. Gerçekten hiç halim yok.""Saçmalama!" dedi Jisung yanıma oturup omuzlarımdan tutarak.
"Eğer gitmezsen o adam sen yokken arkandan laf çıkarabilir. Hem Chan hyung da orada olacak. Tek başına gitmek istemiyorum, kalk lütfen.""İş konusunda ne derse desin umurumda değil," dedim kararlı bir sesle başımı sallayarak. "Sen git Jisung. Gerçekten gelemem, kendimi zorlamak istemiyorum. Söz, bir şey olursa hemen ararsın."
Jisung derin bir iç çekti, ikna edemeyeceğini anlayınca pes etti. "Peki, öyle olsun bakalım... Ama telefonun açık olsun, tamam mı?"Jisung çıktıktan sonra odada tek başıma kaldım. Saatler geçmek bilmedi. Yatakta bir o tarafa bir bu tarafa döndüm durdum. Tam bir saat boyunca tavanı izleyip kendi kendimi yedim.
En sonunda içimdeki o engel olamadığım merak ve Chan'i görme isteği ağır bastı. Yataktan aniden fırladım."Lanet olsun..." diye fısıldadım kendi kendime. "Gidip ne olacağını kendi gözlerimle göreceğim."Hemen dolabımın kapağını açtım. Şık, siyah, vücuduma tam oturan kumaş bir pantolon ve üzerime tam oturan ipek bir gömlek giydim.
Saçlarımı hızlıca düzeltip hafif bir parfüm sıktım. Aynadaki yansımama baktığımda kalbim sanki göğsümden fırlayacakmış gibi atıyordu.Mekâna vardığımda içerisi oldukça kalabalıktı. Müziğin ritmi ve şampanya kadehlerinin sesi arasında içeriye adımımı attım. Tam kapıdan girip etrafa bakındığım anda Bay Jean beni fark etti.
Yüzüne o iğrenç, sinsi gülümsemesini takınarak hızla yanıma doğru adımladı."Ooo, bakıyorum da partinin gerçek yıldızı sonunda geldi!" dedi Bay Jean, sesi mekândaki gürültüye rağmen net bir şekilde duyuluyordu. Bakışları baştan aşağı üzerimde süzüldü.
"Siyah sana çok yakışmış Seungmin... Gel, benim masama geçelim. Senin için en özel yeri ayırdım."Elini belime doğru uzattığı anda arkamdan gelen sert ve otoriter bir sesle ikimiz de irkildik.
"Seungmin'in yeri benim yanım."Arkamı döndüğümde Chan'i gördüm. Şık takımı, hafif dağılmış saçları ve gözlerindeki o alev alev yanan karanlık ifadeyle tam arkamda duruyordu.
Aramızdaki mesafeyi tek bir adımla kapatıp kolunu belimin arkasına, beni korurcasına yerleştirdi. Saniyeler içinde yüzümün alev aldığını, yanaklarımın kızardığını hissettim. Utançtan başımı öne eğmek istesem de Chan'in yanındaki varlığı beni adeta büyülemişti.
Bay Jean, Chan'in bu hamlesi karşısında duraksadı. Yüzündeki piç gülümseme hafifçe bozulsa da bozuntuya vermemeye çalışarak alaycı bir şekilde tek kaşını kaldırdı."Ah, öyle mi Chan?" dedi Bay Jean, elini cebine sokarak imalı bir şekilde terk etmeden önce.
"Korumacı tavırların gerçekten takdire şayan... Ama unutma, fazla sıkan ip eninde sonunda kopar. Size iyi eğlenceler beyler."Bay Jean lafını atıp küstahça sırıttıktan sonra arkasını dönüp masalar arasında kayboldu.
Chan ise kolunu belimden çekmeden, eğilip tam kulağımın dibinde fısıldadı:"Gelemeyeceğini sanıyordum..."
Sınavlarıma çalışıyorum bölümler 2 3 günde bir gelebilirrr 😔😔🫰🏻🫰🏻❤️❤️
Bomba gibi bir bölümmm🤗🤗🤗
Yorum yazmayı unutmayın ve beğenmeyideee🩷🩷🩷 eğer kitap tutmassa bölümleri daha geç atacağım😔😔🫶🏻🫶🏻🫶🏻 sizi seviyorummmmm💝💝💝
Bölüm etkileşimi
